Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- C —
- ca (n) — yer; | yatak
- ca ameyış — yerine gelmek, olmak, yapılmak
- ca ardış — yerine getirmek
- ca bedelnayış — yer değiştirmek
- ca bıyayış — bulunmak, tespit edilmek, yeri bulunmak
- ca ca — yer yer; | bazı yer
- ca cı dayış — yer vermek; | yerleştirmek
- ca cı dıyayış — sığmak, bir yere veya kaba girebilmek; | yerleştirilmek
- ca cı nıdıyayış — yerinde duramamak, lıuzursuzlanmak; | (bir şeye) sığamamak
- ca dayış — yer vermek, önünü açmak, yol vermek, yol açmak
- ca fıstış — yerinden çıkan bir şeyi tekrar yerine yerleştirmek; | (çıkık eklemi) yerine yerleştirmek
- ca gınayış — yerine yerleşmek, çıktığı yere tam olarak yerleşmek, yerine geçmek
- ca gırotış — yer almak, yer ayırmak;
- ca kerdış — yerini tespit etmek, bulmak; | araştırmak
- ca kotış — yerinden çıkan bir parça tekrar yerine geçmek, yerleşmek
- ca kı, ca gı — yer ki, -eceği yere, -ğı yer
- ca mendış — geri kalmak, geride kalmak
- ca tepıştış — yer kapmak, yer ayırmak, yer tutmak; | yer kaplamak
- ca vênayiş — yer bulmak
- ca xue dayış — (bir yere) yerleşmek, oturmak
- ca şunayış — (kapı, pencere) kapamak, yerine geçirmek
- ca şıyayış — (kapı, pencer) yerine geçmek, iyi kapanmak
- ca-ko — o ki
- cabı ca — bazı yerde, kimi yerler; | her yer, her yerde
- cabıyaye — ycri tespit edilen, bilinen
- cacix (n) — cacık
- cacnn (n) — kilim, yünden ve elle dokunan nakışlı kilim
- cadı — yerde; | yerinde; | hemen, anında, zaman yitirmeden, bire bir, hemen ve kesin olarak
- cadı — hemen, anında, çabucak
- cadı mendış — yerde kalmak, yerinde saymak
- cago, cako, cawo kı — -ığına göre, -ceğine göre, medem ki
- cahil cahil — cahilce, cahil gibi
- cahil ciwun — cahil genç
- cahil, cayıl — cahil, bilgisiz, tercübesiz; | genç, toy
- cahile (m) — cahillik
- cahile kerdış — cahillik etmek, bil— ' gisizce davranmak
- cahı / .nayış — ezmek, büzmek, buluşturmak; | (yüzünü) buruşturmak
- caiazıyayış — ezilmek, büzülmek, buruşmak
- cakerde — yeri bilinen, tespit edilen
- caket, çaket (n) — ceket
- cako tı wazêni, w a ya biwazu — sen isteyeceğine o istesin
- cako, cakı — -cağına, -ceğine, -ğı yere
- cal — buruk, tadı kekre olan, acı ile ekşi arasında bir tat
- cal bıyayış — buruklaşmak
- calaz (n) — ezme
- calaznaye — ezik, buruşuk, büzük
- calazıyaye — ezik, buruşuk, büzük
- calê (m) — burukluk, tadı kekre olma durumu
- cami, coıni (m) — cami
- cara — yerden; | nedensiz, nedeni olmadan, zaten
- cara — nedensiz, nedeni olmadan, zaten, boşu boşuna
- cara ca bedelıyayış — yerden yere değişmek
- cara fıstış — eklemleri yerinden çıkarmak; | yıpratmak, bozmak
- cara leqayiş — (taş) yerinden oynamak
- cara leqnayiş — yerinden oynatmak
- cara vetış — yerinden çıkarmak
- cara vicayış — yerinden çıkmak cawo kr. -dığı yer, -eceğin yere
- carcur (n) — şarjör
- cariya (m) — cariye
- carut (m) — ateş küreği
- casus — casus
- casusc (m) — casusluk
- casusc kerdış — casusluk etmek
- cavıste — (çıkıklar için) tekrar yerine geçmiş olan
- cawite — çiğnenmiş olan
- cawiyayiş — çiğnenmek, dişler arasında ezilmek
- cay ..,-ra leqnayiş — yerinden oynatmak, yerinden kımıldatmak
- cay ... (cpıştış — (bir şeyin) yerini tutmak,(bir kimsenin) konumuna geçmek
- cay ... dekcrtış — yerini doldurmak, yerini tutmak, onu aratmamak
- cay ... estu — yeri var
- cay ... gırotış — yerini almak, yerine geçmek
- cay ... kekin bıyayış — yatağı pireli olmak, misafirliğe gitiği yerde rahat yatamamak
- cay ... zumıyış — yerini bilmek, usulunu bilmek
- cay ...-dı bıyayış — yerinde olmak, birinin dtırunnı veya konumunda olmak
- cay xucdi oınartış — yerinde saymak, gelişmemek, değişmemek
- cay xucra bıyayış — yerinden olmak yerini veya eski konumunu yitirmek
- cay xucra lcqayiş — yerinden kımıldamak, yerinden oynamak
- cay xucra nı-perrayış — yerinden fırlamak
- cay xue gırotış — yerini almak, yerine oturmak, iyice yerleşmek
- cay xue venayış — yerini bulmak
- cay xuedi bıyayış — yerinde olmak
- cay xuedi kay kerdış — yerinde oynamak, yerinde haraket etmek
- cay xuedi nıcndış — yerinde kalmak
- cay xuedi nıvındertış — yerinde kalmamak; | yerindc durmamak, tepinmek; | ralıat durmamak
- cay xuedi ruc-nıştiş — yerine oturmak, yerine yerleşmek
- cay şeytani zunayış — şeytanın yerini bilmek, çok kurnaz ve açıkgöz olmak
- cay... anıeyış — yeri gelmek, sırası gelmek, zamanı gelmek
- cayck, cayk (n) — bir yer, yerin biri
- cayi bıyayış — evcil olmak, evcilleşmek, ehlileşmek
- cayi kerdış — evcilleştirmek, ehlileştirmek
- cayi, ceyi — evcil (hayvan)
- cayiyê (m) — evcillik, evcil olma durumu
- cayın — yerli, yeri olan
- cayış — hangi taşı kaldırsan, altınad çıkar, her işe karışmak koni kerra gırda, sarey xue yen
- cazu — cadı; | çirkin, huysuz ve ihtiyar kadın
- cazuyê (m) — cadılık
- cazuyê kerdış — cadılaşmak, cadılık etmek
- caşunaye — örtülü (kapı, pencere), kapalı, yerine gcşıniş olan
- cağ (m) — kaburga (kemiği); | örgü örmekte kullanılan şiş; | şiş
- cağlame (n) — parmaklık, korkuluk
- cağlameyın — parmaklıklı, korkuluğu olan
- cağıy ... onıarıyayış — çok zayıf olmak, zayıflıktan kaburga kemikleri sayılmak
- caınende — geride kalan, geri kalan, gerici; | zavallı, kimsesiz
- cê kı — bir yer, herhangi bir yer
- cê kı bı, nıbı — bir varmış, bir yokmuş, (masala başlarken söylenilir)
- cê yew ca — herhangi bir yer, herhangi bir yere
- cê ye\\v çi — herhangi bir şey
- cê yov — herhangi biri, biri
- cê, cfı — bir yer, herhangi bir yer, bir yere
- cêçi vatış — bir şey söylemek
- cêçi, cc çi — şey, bir şey, herhangi bir şey
- cêdi — bir yerde, herhangi bir yerde
- cêk, cêyek — herhangi bir yer
- cêna — başka yer, başka yeıe
- cêna çi — başka şey, başka bir şey
- cöçi bıyayış — bir şey olmak, bir şeyler olmak
- cûc (m) — çi'ık, (çocuk dilinde) erkeklik organı
- cûc kerdış — (pamuk, yün) birbirinden ayırmak, yolmak
- cûcdnna — ardısıra, peşisıra, ondan sonra
- cûcka, coka — o nedenle, bundan dolayı, ondan dolayı
- cûcık (n) — çük
- cûe, co — yolma, birbirinden koparmak, çekip yerinden ayırma
- cûera — ondan dolayı, o nedenle
- cûmbfış (m) — cümbüş
- cûnılc (n) — cümle
- cûvven çarnayış — harman çevirmek
- cûwênayiş — geçindirmek, beslemek; | banndırmak
- cûzdun, cızdun (m) — cüzdan ç
- cüce — cücc, kısa boylu
- ccsaretıy ... şıkıyayış — cesareti kırılmak
- ccvvab cı dayış — ccvabmı vermek, cevaplandırmak
- cczwc (n) — cczve
- ceb, ceyb, ciev (n) — cep
- cebexiyayiş — zedelenmek, kavgada veya güreşte altta düşüp halsiz kalmak, hırpalanmak
- cebexnayiş — ayaklar altına almak, ezmek, yıpratmak, hırpalamak
- cebhe (n) — cephe
- cebhe bıyayış — cepheleşmek
- cebhe gırotış — (birine karşı) cephe almak
- cebilxune, cebxane (n) — cephane
- cebkesun — yan kesici, cep hırsızı
- cebkesunê (m) — yankesicilik, hırsızlık, cep hırsızlığı
- cebıy xue eştış — cebine atmak
- cebıy xue kerdış — cebine doldurmak, cebine koymak
- cebıy xuera dayış — cebinden vermek, cebinden ödemek
- cebıy xuera vetış — cebinden çıkarmak, gözaçık olmak, üstün olmak
- cebıy xuera werdiş — kendi cebinden yemek
- cefa (n) — cefa, sıkıntı, eziyet
- cefa untış — cefa çekmek, sıkıntı çekmek
- cefa venayış — cefa görmak
- cefakar — cefakar, cefalı
- cefakeş — cefakeş, cefalı
- cefayın — cefalı
- cehalet (n) — cehalet
- cehalete (m) — bilgisizlik
- cehd (n) — ceht, çaba, çabalama
- cehd kerdış — ceht etmek, çabalamak, istemek
- cehennem (n) — cehennem
- cehennem bıyayış — cegemıem olmak, defolmak
- cehennem şayış — cehenneme gitmek, defolmak
- cehennemyen — cehennemlik
- cehş, cehşık — sıpa, eşek yavrusu
- celb (n) — celp, kendi üzerine çekme
- celb kerdış — celp etmek
- celbıy ... untış — celbini çekmek, dikkatini çekmek
- cele (n) — ekin yığını, üst üste düzgün konulmuş ekin yığını
- cele kerdış — ekini üst üste düzgün koyup yığın haline getirmek
- celeb (n) — celep, kesim hayvanların ticaretini yapan kimse
- celeyuı — yığılı (ekin), yığın heline getirilmiş (ekin)
- cellad — cellat
- celladê (m) — cellatlık
- celq — suyu çırpmaktan veya su dalgası bir yere çarpmaktan çıkan sesten bir yansıma
- celqayiş — çalkalanmak, (yumurta, pekmez, ayran vb) çırpılmak, ses çıkartılarak karıştırılmak
- celqi (m) — çalkantı, çalkalama sesi
- celqnaye — çalkalanmış olan
- celqnayiş — çalkalamak, (yumurta, pekmez, ayran vb) çırpmak, ses çıkartarak karıştırmak
- celğe (n) — dalga; | çırpıntı
- celğe kerdış — dalgalanmak
- celğeyın — dalgalı; | çırpıntılı
- cem (n) — nefes; | şişme, şiş, şişkinlik; | kabarma
- cem bıyayış — şişmek; | şişirilmek; | kabarmak
- cem kerdış — şişirmek; | kabartmak
- cemay vâş — kucak dolusu ot, açık kollarla göğüs arasına sığabilecek miktarda ot
- cembıyaye — şiş, şişmiş olan
- cemeat gire dayış — toplanmak, bir araya gelmek, toplantı yapmak; | camaat kurmak
- cemeat gire dıyayış — cemaat kurulmak; | toplanmak
- cemeat, ceme'at (n) — cemaat
- cemeata ınnıac kerdış — cemaatle namaz kılmak
- cemeatıy xue cenayış — bağdaş kurmak; | toplantı halinde olmak
- cemeatıy xue gıredayış — bağdaş kurmak, oturmak
- cemed (n) — buz; | don, donma
- cemed bestıyayış — buzlanmak, buz tutmak
- cemed bestış — buz bağlamak, don tutmak, don bağlamak ,
- cemed helıyayış — don çözülmek
- cemed tepıştış — buz tutmak, don tutmak
- cemednaye — buzlanmış olan, donmuş olan; | dondurucu
- cemednayış — dondurmak
- cemedıyayış — buzlanmak, donmak, buzlaşmak
- cemiyet (n) — cemiyet
- cemiyetin — cemiyetli
- cemkerde — şişkin, şişirilmiş olan
- cempiryes — şişkin, şişmiş karın
- cempiryes bıyayış — şişmek, karnı şişmek
- cempiryesê (m) — şişkinlik, karın şişkinliği
- cemre (n) — cemre, şubat ayında başladığına inanılan üç aşamalı (ha va, su ve toprakta) sıcaklığın yükselişi
- cemre avvk kotış — cemre suya düşmek, su sıcak olmaya başlamak
- cemyayış — (zil, telefon, müzik aleti vb) çalınmak; | yün veya pamuk lıalaçlanmak
- cemıy ... verdıyayış — nefesi boşalmak, rahat nefes almak, ferahlanmak, sakinleşmek
- cemıy sıbâ — öğleden önce
- cemıy wêr — yemek öğünü, (bir) öğün yemek
- cemıyayış — etrafında halka oluşturmak, araya almak, yönelmek
- cenab — cenap
- cenabet, cınvet — cenabet
- cenabı Allah — cenabı Allah
- cenadı — başka yerde
- cenara — başka yerden
- cenaye — çalkalanmış (yoğurt); | halaçlanmış (pamuk, yün)
- cenayış — öttürmek; | çalgı, zil, telefon vb) çalmak; | (yoğurt vb) çalkalamak, çırpmak; | ditmek, yün veya pamuğu halaçlamak
- cenaza wcdantiş — cenazeyi kaldırmak, ölüyü gömmek
- cenaza, eınaza (m) — cenaze
- ceng (n) — cenk, savaş, kavga
- ceng kerdış — savaşmak
- cenga bestış — paslanmak
- cenga gırotış — pas almak, paslanmak
- cenga pa bestıyayış — paslanmak
- cenga tepıştış — pas tutmak
- cenga, cengar (m) — pas, demirin oksitlenmesi sonucu oluşan madde
- cengavverê (m) — cengaverlik, savaşçılık, savaşkanlık
- cengawer — cengaver, savaşçı; | savaşkan
- cengayın — paslı, paslanmış olan
- cengayın bıyayış — paslanmak, paslı olmak
- cengayın kerdış — paslandırmak
- cengayın, cengaruı — paslı, paslanmış
- cennet (n) — cennet
- cennetyen — cennetlik
- cenny şuin — öğleden sonra
- cenny... po ameyış — özlemek, birini anımsamak, ah çekmek
- cenıa (m) — kucak, kucak dolusu, kucakta taşınabilecek miktarda olan (odun vb)
- cenıa kerdış — koçak koçak yığmak birer kucak kadar toplamak; | kucağa yığmak, kucaklamak
- cenıa, cêmya — (bir, üç) öğün; | yarım gün, öğleden önce veya sonra
- cenıenayış — etrafına toplamak, etrafında •halka olacek şekilde toplamak, dayamak, yaslamak
- ceqla (m) — çağla, erik gibi meyvelerin olmamış tanesi
- cercbıyayış — denenmek
- cereb, cerreb (n) — deneme, deney
- cerebnaye — denenmiş olan
- cerebnayış — denemek
- cereyun kerdış — cereyan etmek, olmak, meydana gelmek
- cereyun pa nıyayış — ceyeıan çarpmak, elektrik akımına tutulmak
- cereyun, ccrun (n) — cereyan, akım; | elektrik
- cereyuınn — ccreyanlı, akımiı; | eiektrikli
- cerg (m) — grup, tim; | toplantı
- cerg bestış — grup kurmak, grup oluşturmak; | toplantı yapmak
- cerg gıredayış — toplanmak, toplantı yapmak
- cerg rue nayış — grup kurmak, örgütlemek
- cerga bestıyayış — örgütlenmek
- cerga bestış — örgütlemek
- cerneat bestış — toplanmak, toplantı yapmak
- cerrah — cerrak, operatör
- cerrahc (m) — cerrahlık
- cesaret (n) — cesaret
- cesaret cı ameyış — (birine) cesaret gelmek, cesaretlenmek
- cesaret cı dayış — (birine) cesaret vermek, cesaretlendirmek
- cesaret cı dıyayış — cesaret verilmek cesaretlendirilmek
- cesaret gırotış — cesaret almak, cesaret bulmak
- cesaret kerdış — cesaret etmek, cesaretlenmek
- cesaret ra muctış — cesaret göstermek
- cesaretin — cesaretli, yürekli
- cesed (n) — ceset, ölü vücut, naaş
- cesur — cesur, cesaretli
- cesurê (m) — cesurluk
- cevvab gırotış — cevap almak
- cewab (n) — cevap, yanıt
- cewab dayış — cevap vermek, cevaplamak, yanıtlamak
- cewabin — cevaplı, yanıtlı
- cewap cı dıyayış — cevaplandırılmak
- cewap dıyayış — cevaplanmak, yanıtlanmak
- cewhcr tede bıyayış — (birinde) yetenek olmak, kabiliyetli olmak
- cewher (n) — cevher
- ceza (ın) — ceza
- ceza cı dayış — cezalandırmak, bir kimseye ceza vermek
- ceza cı dıyayış — cezalandırılmak, ceza verilmek
- ceza cıri bırnayış — (birine) ceza kesmek, ccza yazmak
- ceza feka fıstış — cezaya çarptırmak, cezalandırmak
- ceza feka kotış — cezaya çarptırılmak, cezalandırılmak
- ceza gırotış — ceza almak
- ceza nûştış — ceza yazmak
- ceza werdiş — ccza yemek
- cezay xue pawitiş — ceza çekmek, hapis yatmak, cezasını çekmek
- cezay xue untış — cezasını çekmek
- cezay xue venayış — cezasını bulmak, hak ettiği kötülüğe uğramak
- cezayın — cezalı
- cezbe kotış — cezbeye tutulmak, coşkuya kapılarak kendinden geçmek
- cezbe, ceznıe (n) — cczbe, coşma, kendinden geçme
- ce\\v, co (n) — arpa
- ceınayış — koçaklamak; | bir araya gelmek, toplanmak
- ceınıy ... tie mştış — sakinleşmek, sinmek; | havası boşalmak
- ceınıy sıbâya — öğleden önce
- ceınıy şuinya — öğleden sonra
- cflvven vay dayış — harman savurmak, dövülmüş harmanı savurmak
- cfnven kerdış — harman etmek, harmanlamak
- cfıe bıyayış — yolunmak
- cfıvvıyayış — geçinmek, beslenmek; | yaşamak, yaşamı sürdürmek; | barınmak
- cia bıyayış — ayrılmak, ayrı olmak, ayrışmak ,
- cia cia — ayrı ayrı
- cia kerdış — ayırmak, ayrı etmek, ayrı tutmak
- cia tepıştış — ayrı tutmak
- cia şayış — ayrılmak, ayrı yaşamak
- cia, eya, cıya — ayrı
- ciêr ser — aşağıya doğru, yokuş aşağı, inişe doğru
- cic bırıyayış — kesilmek, dinmek, sona ermek, son verilmek
- cic uncıyayış — yolunmak
- cicdı untış — çekiştirmek; | yolmak
- cicdı, ccdı — birbirinden, birbirine
- cici — cici, (çocuk dilinde) güzel, hoş
- cici bıyayış — cici olmak, güzelleşmek
- cici inici — cici bici, güzel renkli ve küçük, süslü
- cici kerdış — cici etmek güzelleştirmek
- ciciye (m) — (çocuk dilinde) güzellik
- cicra abırıyayış — ayrışmak; | aynlmak
- ciddi — ciddi
- ciddi bıyayış — ciddileşmek
- ciddiye (m) — ciddilik, ciddiyet
- cie bcdelnayış — birbiriyle değiştirmek, değiş tokuş etmek
- cie bedelıyayış — birbiriyle değiştirilmek, birbiriyle değişmiş olmak
- cie bıyayış — birbirinden ayrılmak, yırtılmak
- cie kerdış — birbirinden ayırtmak, yırtmak
- cie uncıyayış — çekişmek
- cie untış — yolmak
- cie viyarnayış — (sıvılar için) birine karıştırmak, iki farklı şeyi oranla birine karıştırmak, oranlamak
- cie viyertış — birbirini geçmek, karşıdan gelip birbirinin yanından geçmek '
- cie, eye, cıye, cê — birbiri, birbirine, birbiriyle
- ciedı vetış — birbirinden ayırmak; | kesilcn hayvanın derisini yüzmek ve iç organlarını çıkarmak
- ciedı viyarnayış — birbirine aktarmak; | birbiriyle geçinmek
- ciedıma, cyedım — akabinden, arkasından, hemen ardından, ardısıra
- ciemıyun bıyayış — birbirine katışmak, katıştırılmak
- ciemıyun kerdış — birbirine karıştırmak, birbirine katmak
- ciemıyun, cyemıyun — birbirine karışmış, birbirine girmiş, karışık
- ciemıyundı — birbirine karışmış dulumda, iç içe
- ciemıyunra — birbirinden, birbirinin içinden, birbirine karışmış olanları birbirinden ayırarak, ayıklayarak
- ciemıyunra vetış — birbirinden ayırmak, ayıklamak; | birbirinden ayırt etmek
- ciemıyunra vicayış — birbirinden ayrılmak, ayıklanmak; | birbirinden ayrıt edilmek
- cier cuar — aşağı yukarı, yaklaşık olarak, hemen hemen
- cier mqedênenu — aşağı kurtarmaz
- cier nixelesnenu — aşağı kurtarmaz
- cier venayış — aşağı görmek, düşük görmek
- cier, eyer, cêr (n) — aşağı; | aşağıya
- ciera bıyayış — birbirinden ayrılmak ayrışmak, kopmak; | yırtılmak
- ciera dûir kotış — ayrı düşmek
- ciera fıstış — birbirinden koparmak sökmek, bozmak, kullanılmaz hale getirmek
- ciera kerdış — birbirinden ayırmak, ayırtmak; | yırtnıak
- ciera kotış — birbirinden kopmak, sökülmek, bozulmak, kullanılmaz hale gelmek
- ciera nımıtış — birbirinden saklamak, birbirinden gizlemek
- ciera vetış — ayıklamak, karışmış şeyleri birbirinden ayırmak, ayırt etmek; | birbirinden çıkarmak
- ciera vicayış — birbirinden ayrışmak birbirinden kopmak
- ciera zunayış — birbirinden bilmek, birbirinin durumundan öğrenmek
- ciera şayış — yırtılmak; | yırtınmak
- ciera şmasıyayış — birbirinden ayırt edilmek, birbirinden farklı yönleri tanınmak
- ciera şınasnayış — ayırt etmek, iki şeyi birbirinden ayırt etmek
- ciera, cêra — birbirinden
- ciero ameyış — yokuş yukarı çıkmak, yukarıya doğru gelmek
- cierra cuar — aşağıdan yukarıya, alttan yukarıya, baştan başa
- cierra gırotış — alttan almak
- cieryen, ciryen — aşağıdaki, aşağıda olan; | aşağı
- cieser bıyayış — birbirinin üstünden ayrılmak, birbirinden ayrılmak
- cieser fıstış — alt üst etmek, zarar vermek, yıkmak
- cieser kotış — ayrı düşmek, birbirinden ayrılmak,birbirini kaybetmek
- cieser qeldayiş — çevirmek, alt üst etmek
- cieser, eyeser, cêser — birbirini, birbirine, birbirinin üstünden
- ciesera dayış — üst üste yığılmış olan şeyleri birbirinin üstünden etmek, karıştırmak; | (kitabı) karıştırmak
- cieserdı eştış — üst üste yığılı olan şeyleri birbirinin üstünden atmak, dağıtmak
- ciesero meıulış — üst üste kalmak
- cieserra qeldayiş — üst üste olanları birbirinden ayırmak; | boğuşanları birbirinden ayırmak
- ciever nayış — tartışmak, bir konu üzerinde olumlu veya olumsuz konuşmak, kritiğini yapmak
- ciever, eyever, cêver — birbiri, birbirine, birbirini
- cievera bıyayış — karşılaşmak, rastlamak, rastlaşmak
- cievero diyar şayış — açık artırmada fiyatı artırmak, çekişe çekişe pazarlık etmek; | çekişmek, karşılıklı inatlaşmak
- cieverra kerdış — sökmek, birbirinden sökmek
- cieverra nayış — birbiriyle ölçmek, mukayese etmek, karşılaştırmak
- cigerçi — ciğerci
- cigerıy ... cıri parçe bıyayış — çiğeri parçalanmak, yüreği parçalanmak
- cigerıy ... dağnayış — ciğerini dağlamak, yüreğini yakmak
- cigerıy ... decayış — ciğeri sızlamak
- cigerıy ... qerefnayiş — ciğerini sökmek; | çok korkutmak
- cigerıy ... qul kerdış — ciğerini delmek, çok üzmek
- cigerıy ... quıl kerdış — bağrını delmek, çok üzülmek; | çok üzmek
- cigerıy ... veşayış — ciğeri yanmak
- cigerıy ... veşnayış — ciğerini yakmak, acı çektirmek
- cigerıy... cıri vêşayiş — ciğeri sızlamak, birine çok acımak, derin bir üzüntü duymak, bağrı yanmak; | birini sevmek
- cigerıy... punc perê nıkerdış — ciğeri beş para etmemek, değersizin biri olmak
- cigır — kızma, küsme
- cihat, jêhat — yetenekli, becerekli, güçlü, çalışkan
- cihatê (m) — yeteneklilik, becereklilik, güçlülük
- cihaz (m) — cihaz, aygıt
- cihet (n) — cihet, yön
- cihve (n) — cilve
- cik kerdış — çok küçük çocukları severken „cik\" diye seslenmek"
- cilet (n) — jilet
- cilqê (m) — cılklık '
- cinciq (n) — cıncık, cam eşya
- cincıy kutik — köpek soyu, alçak, soysuz
- cind .. sarera gêrayiş — cinlenmek
- cind ... sero pieser ameyış — cinleri başına toplanmak
- cind sarey ... gırotış — cinleri tutmak, çok sinirlenmek
- cinde (m) — yaramazlık
- cindin — cinli
- cindiy ... we wariştiş — cinleri ayağa kalkmak
- cini bıyayış — kadınlaşmak; | karılaşmak
- cini comyerd — karı koca, karılı koncaiı; | kadın erkek, kadınlı erkekli
- cini, ceni (m) — kadın, hanım
- cini-y-a rınd — güzel kadın
- cini-y-ey yi — (onun) karısı
- ciniya viyê — dul kadın
- ciniya zunayê — bilgili kadın
- ciniyê (m) — kadınlık
- ciniyek — bir kadın, kadının biri .
- ciniyey kiyi — ev kadını
- cins cibilliyet — soy sop, asıl
- cins cins — cins cins, tür tür
- cins, cins — cins, soy, tür
- cinsê (m) — cinslik
- cinsi — cinsi
- cinsiyet (n) — cinsiyet
- cinyek — hanım, kadın cinyek ez ha tûri vunı, veywê ti
- cio kerdış — yolmak
- cio untış — çekiştirmek; | çekip çevirmek
- cio, cyo — -den, birbirinden
- cip, jip (m) — cip
- ciqli bıy;<yış — gıdıklanmak
- ciqune — kursak, kuşlarda yiyecek torbası
- ciqunedi mendış — kersağında kalmak
- cir bıyayış — uslanmak. | yatışmak, sakinleşmek
- cir kerdış — yatıştırmak, sakinleştirmek, yumuşatmak
- cir vındertış — uslu durmak, yaramazlık etmemek
- cir, cirek — uslu, çevresini rahatsız etmeyen
- cirê (m) — usluluk
- cirgayış — kızmak, azarlamaki birine bağırmak; | küsmek
- cirgi (m) — bağırma, azarlama
- cirgıyaye — kızan, küsen, küsülü
- cirgıyayış — (birinin) üzerine bağırmak, bağırıp çağırmak, kızmak, küsmek
- cirit (n) — cirit
- cirit — yeni, eskimemiş, yıpranmamış, kullanılmamış olan, yepyeni
- cirit eştış — cirit atmak
- cirun mulıtacıy veiey cirunyo — komşu komşunun külüne muhtaçtır, komşular en ufak şeyde bile birbirine muhtaç olurlar
- cirun, ciran — komşu
- cirunê (m) — komşuluk
- cirunc kerdış — komşuluk etmek, komşuluk yapmak
- cisim, cisnı — cisim
- ciya ciya — ayrı ayrı
- ciya tepıştış — ayrı tutmak
- ciya ıniya nızunayış — ayrı gayrı bilmemek
- ciya, cia — ayrı; | yalınz, tek başına
- ciyayê (m) — ayrı olma durumu
- ciyez kerdış — çeyizlemek, gelin için çeyiz düzmek
- ciyez, cihcz — çeyiz
- ciyk — (çocuk dilinde) guguk, bebeklerin dikkatini kendine çekmek için çıkarılan ses
- ciyk kerdış — guguk etmek, bebeğe guguk diye haykırmak
- ciğer (n) — ciğer
- ciğerin — cesur
- ciğerpare — ciğerpare, çok sevilen
- cm şayışa — bu gidişle, bu biçimde
- cmawir, cenawer — canavar, can yiyen; | kuıt
- cmırıy allahi — Allahın emri
- cna hıel — bu an, şindi
- cna rey — bu kez
- cnkêra — şindiden
- cnkêra tcpya — bundan böyle, bundan sonra
- cnrre — ufak tefek, kısa boylu; | bir çeşit küçük atmaça
- cnvunê (m) — gençlik
- cnwe kerdış — cilve etmek, cilve yapmak
- com pa bıyayış — camlanmak, cam takılmak
- com pa kerdış — camlamak, bir şeye cam takmak
- com, cam (n) — cam
- comyerd bıyayış — mertleşmek, cömertleşmek
- comyerd rueco tengıdı bêli benu — dar gündc erkeklik belli olur
- comyerd, camêrd — erkek; | cömeıt, yiğit, mert
- comyerdê (m) — erkeklik; | yiğitlik, mertlik, cömertlik
- comyerdê kerdış — mertlik etmek, yiğitlik göstermek
- comyerdêra sayış — erkekliğini yitirmek, cinsel iktidarını yitirmek
- comın — camlı
- conus, camus — camız, manda
- crcun ercun — ucuz ucuz, çok ucuz
- ct'ra — bir yerden, herhangi bir yerden
- cu (m) — (çocuk dilinde) tavuk, kümes hayvanları
- cu cu — tavukları yanına çağırırken veya yem verirken söylenilir
- cuanat — ondan beri, ondan beriye, ondan bu yana
- cuapey — sonradan, sonra
- cuar, cor (n) — yukarı; | yukarıya
- cuardı \\var aıneyış — yukarıdan inmek, gökten inmek
- cuarra cier — tepeden aşağı, tepeden tırnağa
- cuarra gırotış — yukarıdan almak
- cuarra tıra unyayış — (birine) yukarıdan bakmak, kendini karşısındakinden büyük görmek, birini küçümsemek
- cuaryen — yukarıdaki, yukarıda olan; | yuk;ın
- cuaver — önceden, önce
- cuawet — ondan öteye, ötesi
- cuâr ser — yukarıya doğru, yokuş yukarı
- cucu — (çocuk dilinde) tavuk, kuş
- cumea, cuın'a (n) — cuma
- cumhuriyet (n) — cumhuriyet
- cun, gun (n) — can
- cuna (m) — dişi tay