Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- K —
- k — k (kc)
- kabe (n) — aşık, aşık kemiği
- kabe eştış — aşık atmak, yarışmak
- kabe kay kerdış — aşık oynamak, aşık kemiğiyle oyun oynamak
- kabey xue eştış — aşığını atmak, bir şeyde şansını denemek
- kabey xue tede eştış — (biriyle) aşık atmak, biriyle yarışa girmek, biriyle yarışmak
- kafi — kafi, yeterli
- kafi ameyış — kafi gelmek, yetmek
- kafir — kafir
- kafirê (m) — kafirlik
- kai — çiğ, pişmemiş
- kaime (n) — kılıç
- kaime bestış — kılıç bağlamak, kılıç kuşanmak, kılıç takmak
- kaime kerdış — kılıçlamak, kılıçla vurmak
- kaime we-untış — kılıç çekmek, saldırmak amacıyla kılıcı kınından çekmek
- kainat (n) — kainat
- kakat (m) — baş, kafa, kafa kemiği
- kakat ser — baş üstüne
- kakatey ...-rı dayış — kafasına vurmak, başım dövmek
- kakatey xue tie şunayış — kafasını sallamak
- kakatey... nıkotış — kafasına girmemek, anlamamak, inanmamak
- kakatra — dopdolu, ağzına kadar dolu
- kakatra bıyayış — ağzına kadar dolmak
- kakatra kerdış — ağzına kadar doldurmak, tam doldurmak
- kakazûr (n) — nesil, kök
- kakazûrıy yewbinun ardış — birbirinin kököııü getirmek, birbirinin neslini kurutmak, birbirini hırpalamak
- kakazûrıy... ameyış — nesli kurumak, nesli tükenmek, hepsi ölmek
- kal — yaşlı, ihtiyar, dede; | yılbaşı gecesinde oynanan oyun ve bu oyunda eski yılı temsil eden kişi | yeni yıl karnavalı
- kal çarnayış — yılbaşı gecesinde eski ve yeni yılı temsil eden kıyafetlerle ev ev dolaşıp oyun oynayarak yiyecek toplamak, yeni yıl karnavalını yapmak
- kal bıyayış — yaşlanmak
- kal uw pir — ihtiyar, yaşlı, yaşlıca
- kal vverdış — çiğ yemek, çiğ çiğ yemek
- kalê (m) — yaşlılık, ihtiyarlık
- kalê (m) — çiğlik, çiğ olma duru
- kalmera vıyarnayış — kılıçtan geçirmek çok sayıda insanı kılıçla öldürmek
- kalun (n) — çapa, ekili yeri yabani otlardan temizlemek ve toprağı kabartmak işi
- kalun bıyayış — çapalanmak
- kalun kerde — çapa edilmiş olan
- kalun kerdış — çapalamak
- kalğaç, kalxaç — yarı pişmiş, iyi pişmemiş (et vb)
- kalıar, kıhar (m) — iki yaşında ve henüz doğurmamış keçi
- kalık (n) — ata, dede; | yaşlı, ihtiyar adam
- kap (m) — ışkm gibi yenilebilen ve yüksek dağlarda yetişen bir ot
- kapax purye cenayış — kapak ile kapamak, kapağı üzerine koymak
- kapax purye cıyayış — kapak ile kapanmak, kapak üzerine koyulmak
- kapax, qepax (n) — kapak
- kapaxm — kapaklı
- kapues — karabasan, kabus
- kapues ser qeldayiş — (uykuda) kabus basmak
- kar (n) — iş, çalışma; | kar, kazanç, fayda, yarar
- kar bıray zararyo — kar zararın kardeşidir
- kar im gurera bıyayış — işten güçten olmak, çalışamamak
- kar kerdış — kar etmek; | etki yapmak; | iş yapmak, çalışmak
- kar m (n) — kurt, kurtçuk; 2)tırtıl
- kar mm — kurtlu
- kar tede bıyayış — (bir işte) kar olmak, bir işte kazanç olmak
- kar uw debar — iş güç, geçinim
- kar uw gure — iş güç
- kar uw gurera pey mendış — işten güçten geri kalmak
- kar uw zarar bırâ cieyi — kar ve zarar kardeştir
- kar verdayış — kar bırakmak
- kardu (n) — geniş yapraklı ve kurutularak yenilen bir ot
- karker — işçi; 2)çalışkan
- karkerê (m) — işçilik; 2)çalışkanlık
- karli — karlı
- karli vicayış — karlı çıkmak
- karmıc (n) — kurtçuk
- karmıcıne (m) — kurtlanma, kurtlu olma durumu
- karmıeın — kurtlu, kurtçuklu, kurtlanmış, içine kurt düşmüş olan
- karmıy dar darrawu — ağacın kurdu ağaçtandır
- karpês (m) — bir defa doğum yapmış iki yaşındaki keçi
- karwunçi — kervancı
- karwunçiyê — kervancılık
- karıman bıyayış — kurtlanmak
- karın — karlı
- karıy ... çiıııyu — işi mi yok; | karı yoktur
- karıy aqil nıyu — akıl karı değil
- karıy xue ser nayış — karını üzerine koymak, maliyet fiyatı üzerine karını koymak
- karıy xue umyayış — işine bakmak; | karını düffünmek
- kate (n) — iri kemik parşası; 2)kalın ekmek parçası
- katey guêşt — iri kemikli et parçası katey nuin:büyük ve kalın ekmek parşası
- katibê (m) — katiplik, sekreterlik
- katıb — katip, sekreter, yazman
- kav — saf, avanak, aklı ermeyen
- kav bıyayış — saf olmak
- kav kav — saf saf, aptalca
- kav kerdış — aptallaştırmak
- kavê (m) — aptallık, avanaklık, saflık
- kavir anıeyış — koçsamak, (koyun) koç istemek
- kavır (n) — koç
- kay bıyayış — oynanmak
- kay dayış — oynatmak; 2)(iskambil oyununda) oyun vermek; 3)dalga geçmek, aldatmak
- kay dıyayış — oynatılmak
- kay fıstış — harekete geçirmek, kımıldatmak, hareket ettirmek; 2)(makinayı) çalıştırmak
- kay gırotış — oyun almak, oyun kazanmak
- kay kerdış — hareket etmek, devinmek, çalışmak
- kay kerdış — oynamak; 2)oyun etmek; 3)oyun oynamak
- kay kotış — hareket etmek, harekete geçmek, devinmek, (makina) çalışmaya başlamak
- kay ra-şunayış — oyunu bozmak, mızıkçılık etmek, oyunbozanlık etmek
- kay vetış — oyun çıkarmak
- kaya ardış — oyuna getirmek, aldatmak, birini tuzağa güşürmek
- kayker — oyuncu; 2)maskara
- kaykerê (m) — oyunculuk; 2)düzencilik; 3)maskaralık
- kaş (n) — yamaç, yokuş 154
- kaş (n) — çekme, çekim, çekiş
- kaş bıyayış — çekilmek, -den çekilmek; 2)(yerden) sürüklenmek
- kaş kerdış — çekmek, bir şeyden çekmek; 2)(yerden) sürüklemek
- kaş kerdış dayış — çektirmek
- kaşa nıendış — yokuşta kalmak
- kaşing (n) — ipten örülmüş kemer, örgülü kadın kemeri
- kaşo diyar şayış — yokuş yukarı çıkmak, yokuşa çıkmak
- kaşra war anteyış — yokuştan aşağı inmek, yokuş aşağı inmek
- kaşın — yamaçlı, yokuşlu
- kaşın kuışın — girintili çıkıntılı, inişli yukuşlu, yamaçlı
- kağıt bıyayış — kağıtlanmak
- kağıt kay kerdış — kağıt oynamak
- kağıt kerdış — kağıtlamak, kağıtla kaplamak
- kağıt nûştış — kağıt yazmak
- kağıt qelem — kağıt kalem
- kağıt, qağız (n) — kağıt
- kağıtyen — kağıttan yapılmış olan
- kağıtıy cıgari — sigara kağıtı
- kağıtıy kay — oyun kağıdı, iskambil kağıdı
- kağıtıy ııûştiş — yazı kağıtı
- kağıtııı — kağıtlı
- kâbe (n) — kabe
- kâr ver kotış — işe girmek, bir iş yerinde çalışmaya başlamak
- kârd bıyayış — bıçaklanmak
- kârd cı eştış — (bir şeye) bıçak atmak, bıçaklamak
- kârd kerdış — bıçaklamak
- kârd sawitiş — bıçak bilemek
- kârd we-untış — bıçak çekmek
- kârd werdiş — bıçak yemek, bıçaklanmak, bıçak darbesiyle yaralanmak
- kârdey kaluni — ağzı büyük bıçak, ekmek bıçağı
- kârdya girotê — keskin bıçak
- kârmiy xue rışnayış — kurtlarını dökmek
- kârnı vverdış — kurtlar kemirmek, kurtlar yemek
- kârın dekotış — kurtlanmak, içine kurtler düşmek
- kâş kuiş — girintisi çıkıntısı çok olan yer, düz olmayan, yokuş ve yamaçları çok olan yer, dağlık
- kêk cı kotış — pirelenmek, üzerinde pirler oluşmak
- kêl arneyış — (keçi) teke istemek, tekeyle çiftleşme zamanı gelmek
- kclemçên dayış — kelepçeye vurmak, kelepçelemek
- kclemçeyın — kelepçeli
- kclinıa (m) — kelime, söz, sözcük
- kcrgey çêwra kış nıvatış — kimsenin tavuğuna kış dememek, kimseye baskı ve hakeret etmemek, kimseyi incitmemek, herkesle iyi geçinmek
- kcsawa awi — su kaplumbağası
- kcwunê — hamarat, çalışkan kadın
- kcyennryaye — evibatmayasıca,meret
- kcşkueluı — çöp ve artıklarla kaplamış olan, süpürülmemiş, ufak tefek şeylerle kaplı
- keçel (n) — kel; 2)saçı dökülmüş olan
- keçel bıyayış — kelleşmek; 2)kel olmak
- keçelê (m) — kellik, kel olma durumu
- keçelck — kel, kelcik
- keçelin — kel, keli olan
- kebab (n) — kebap
- kebabçi — kebapçı
- kebabçiyê (m) — kebapçılık
- kebabın — kebaplı, kebaplık
- kebşe — güçsüz, ceretsiz, korkak, becereksiz; 2)hasta, yaşlı; 3)yumuşak (içimli tütün); 4)gevşek
- kebşe bıyayış — yaşlanmaktan güçten düşmek, hastalanmak
- kebşe vındertış — güçsüz durmak
- kebşeyê (m) — güçsüzlük, beceıeksizlik, cesaretsizlik; 2)gevşeklik
- kebşeyê kerdış — becereksizlik etmek, cesaretsizlik göstermek
- keder (n) — keder, acı
- keder cı dayış — keder vermek
- keder kerdış — kederlenmek, keder etmek 155
- keder untış — keder çekmek
- kederin — kederli, üzüntülü
- kedernayış — kederlendirmek,üzmek
- kederıyayış — kederlenmek, üzülmek
- kef (n) — yamaç, yokuş
- kefalet (n) — kefalet, kefillik
- kefaleta — kefaletle
- kefaret (n) — kefaret
- kefaretıy gûnun bıyayış — günahları bağışlansın, „geçmiş olsun, başın sağ olsun\" anlamında söylenilir"
- kefe (n) — kefe, terazi gözlerinden her biri
- kefemy xue dırnayış — kefeni yırtmak, ölümden dönmek
- kefen (n) — kefen
- kefen kerdış — kefenlemek
- kefen vıstış — kefene koymak
- kefenin — kefenli
- kefenra pıştış — kefene sarmak
- kefil (n) — kefil
- kefil bıyayış — kefil olmak
- kefil ramuetış — kefil göstermek
- keftar — öcü, umacı; 2)sırtlan
- keftarın — çok yaşlı (ağaç), iri yapılı, iri yarı ve içi boş olan, kof
- kefılfi (n) — kefillik
- kefın — yamaçlı
- kehısing (m) — sapan, iki ucu ip ve ortası örme olan bir taşı uzağa atma aracı
- kej — sarışın, sarı saçlı ve ak tenli kimse
- keje (m) — sarışınlık, sarışın olma durumu
- kek (n) — kardeş, ağabey
- kek (m) — pire
- kekê — kardış (çağırma durumu)
- kekê (m) — ağabeylik
- kekec — kekeç, kekeme
- kekece (m) — kekemelik
- kekin tımuni dcştış — çok gereksiz ve boş şeylerle oğraşmak, anlamsız ve uyduruk şeyleri anlatmak
- keko — kardeş (çağırma durumu)
- kekın — pireli
- kekınv — guguk kuşu
- kel (n) — teke, keçinin erkeği
- kela (m) — coşku, istek, heyecan
- kelab (n) — diş; 2)uzun ve kesici hayvan dişi
- kelab kerdış — dişlemek
- kelabun seqênayiş — diş bilemek
- kelabuniy xue purye kerdış — (bir şeye) dişlerini geçirmek, ısırmak
- kelabuniy xue znq kerdış — sırıtmak, pişmiş kelle gibi sırıtmak
- kelabın — ön dişleri büyük olan, iri ve uzun dişli
- kelapûrê (m) — kelepir olma durumu
- kelapur kerdış — bedevadan konmak, bir şeye bedavadan sahip olmak
- kelarz (m) — küsnük ineğin peşinden boğa sürüsünün koşuşması; 2)boğa sürüsü
- kelarz kerdış — çiftleşme zamanı gelmiş ineğin peşinden koşuşmak, çiftleşmek istemek
- kelasing eştış — sapan almak, sapanla taş atmak
- kelawey xue hewa eştış — külahını havaya atmak, çok sevinmek
- kelawin — külahlı
- kelay ki anıeyış — coşkulaşmak, coşkunlaşmak, coşmak
- kelay ki ardış — çoşturmak
- kelê sare kotış — başı kepeklenmek
- kelcnıçû purye dıyayış — kelepçelenmek, kelepçeye vurulmak
- kelcpıyayış — zedelenmek, yaralanmak, dişlenmek, sıyrılmak
- kelcınnayış — bükmek, eğmek, yarım daire şeklinde bükmek
- kele — taze ve tuzsuz (hayvan yağı)
- kelek (m) — sal, kelek
- kelekçi — salcı
- kelekçiyê (m) — salcılık
- kelekey seny awka — suyun üzerinde yüzen sal gibi, kararsız olmak
- kelemçê kerdış — kelepçelemek
- kelemçê purye dayış — kelepçe vurmak kelepçelemek
- kelep (n) — zedelenme yeri, yara
- kelepnaye — zedelenmiş olan, sıyrık; 2)dişlenmiş (meyve.)
- kelepnayış — zedelemek, sıyırmak, yaralamak; 2)dişlemek (meyve)
- keleyın — kepekli (baş) kelgıre (n); kıçkınk
- keleş — yakışıklı, güzel
- keleşe (m) — yakışıklık, güzellik kele (m):kcpck, saçta oluşan kepek
- keleınçerı dıyayış — kelepçeye vurulmak, kelepçelemek
- kelgıre bıyayış — hıçkırıklarla ağlamak
- kelgıre kerdış — hıçkırıktı ağlatmak
- kelgırenayış — hıçkırtmak
- kelgırıyayış — hıçkırmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak
- keli (n) — boğa, damızlık erkek sığır
- keli anıeyış — (inek) boğa istemek, boğayla çiftleşme zamanı gelmek
- kelice (n) — keçinin bir yaşma girmiş erkek yovrusu, teke
- kelima kelima — olduğu gibi, tek tek, kelime kelimesine
- kelkuct (n) — dişleme, ısırma, ısırma yeri, sıyırma, zedeleme
- kelkuetnaye — sıyrık, zedelenmiş olan, ısırılmış (meyve)
- kelkuetnayış — (meyveyi) zedelemek, sıyırmak, ısırarak yaralamak
- kelkuetıyayış — (meyve) zedelenmek, sıyrılmak, ısırılmak
- kelkurık (m) — bir ucu çatallı sırık
- kelle (n) — kelle, baş, kafa; 2) işkembe, mide; 3)işkembe çorbası, kelle paça çorbası kelley xue bnny çengliy xue gıro-
- kelle — çok yanmış, kömür durumuna gelmiş
- kelle bıyayış — çok yanmak, kömür durumuna gelmek
- kelle kerdış — çok yakmak, kömür durumuna getirmek
- kelley xue sero dayış — (bir şey için) kellesini vermek; 2)çok sevmek
- kelp — küt, küt diye çıkan ses
- kelp erd gmayış — küt diye yere düşmek
- kelp purye dayış — küt diye vurmak
- kelpi (m) — küt sesi
- kelpi tıra vicayış — (bir şeyden) küt sesi çıkmak, kütlemek, küt diye ses çıkmak
- kelsu — kaltak, kadın için kaba bir sövgü, iffetsiz
- kelsuyê (m) — kaltaklık, toplumca hoş karşılanmayan davranışlarda bulunan kadının durumu
- kelıbıyaye — çok yaramaz, kuduruk,
- kelıbıyayış — yaramazlık etmek, taşkınlık göstermek, kudurmak
- kemaş — hafif içimli, tütün; 2)yaprakları elle ufalanmış ve yumuşak içimli tütün
- kemend (n) — kement, hayvanları yakalamakta kullanılan ucu ilmikli uzun ip
- kemend cı eştış — kement atmak
- kemer (n) — kaya, sarp kayalık
- kemerin — kayalık (yer)
- kend (n) — küçük yar; 2)kazılmış yer veya kanal
- kendahn — yarlı, uçurumlu
- kendal (n) — yar, dik yer, uçurum; 2)kanal
- kende — kazılı, kazılmış olan
- kenif (n) — kenef, ayak yolu
- kenıyayış — kazılmak; 2)kaşmmak, kazınmak
- kepaze bıyaış — kepaze olmak
- kepaze kerdış — kepaze etmek
- kepazeye (m) — kepazelik
- kepêr (n) — verimsiz ve çorak yer
- keramet (m) — keramet
- keramet ramuetış — keramet göstermek
- kerbayê (n) — kirvelik
- kerbayê kerdış — kirvelik etmek
- kerce (n) — kene
- kerde — edilmiş, yapılmış olan
- kerdey xue untış — ettiğini çekmek, ettiğini bulmak
- kerdış — etmek, yapmak, eylemek, kılmak
- kerdış — ayağını yorganına göıe uzatmak, kendi gücüne göre hareket etmek
- kerdış ameyış — edilmek, yapılmak, kılınmak
- kerdış dayış — ettirmek, yaptırmak, kıldırmak
- kerem (n) — kerem, lütuf, iyilik ,
- kerem kerdış — kerem etmek, kerem eylemek
- kereste (n) — kereste
- keresteci — keresteci
- keresteciye (m) — kerestecilik
- kerg (m) — tavuk
- kerga qırp — gurk tavuk, kuluçkaya yatmış tavuk
- kerga siyê vendayış — siyah tavuk ötmek (oğursuz sayılır)
- kerhatê (m) — yaramazlık
- kerhatê kerdış — yaramazlık etmek
- kerkaş (m) — yük hayvanın sırtında taş gibi şeyleri taşımak için tahtadan yapılmış araç
- kerkine (m) — yengeç
- kerkit (n) — kirkit, dokumacılıkta kullanılan demirden yapılmış dişli araç
- kerkuet (m) — dam, dövme buğday ve bundan yapılan çorbası
- kerlıat — yaramazlık eden, uslu durmayan
- kermax (m) — elek, buğdayı temizlemekte kullanılan bir çeşit elek
- kermele (n) — kesek, tarlayı sürerken oluşan iri toprak parçası
- kermeleyın — kesekli (tarla)
- kermeyın — topak topak, kesekli
- kerpiç (n) — kerpiç, bir çeşit tuğla
- kerpiç rue kerdış — kerpiç dökmek
- kerpiçın — kerpiçli, kerpiçten yapılmış (duvar)
- kerr — sağır, kulakları işitmeyenn
- kerr bıyayış — sağır olmak, sağırlaşmak, kulakları işitmemek
- kerr kerdış — sağır etmek
- kerr uw kuar — sağır ve kör
- kerr uw lal — sağır ve dilsiz
- kerra (m) — taş
- kerra bitequ — taş çatlasa, gerçekleşmesi imkansız
- kerra bıyayış — taşlaşmak, taş kesilmek, taş olmak; 2)sertleşmek; 3)ölmek
- kerra cay xuedt gıruna — taş yerinde ağırdır
- kerra cı eştış — taşlamak, bir şeye taş atmak
- kerra feteqnayiş — taş çatlatmak, çok güçlü olmak
- kerra kerdış — taşlaştırmak, taş etmek; 2)taş gibi etmek, sağlam duruma getirmek; 3)öldürnıek
- kerra kerra ser nınayış — taşı taş üstüne koymamak, hiç çalışmamış olmak, hiç iş görmemiş olmak, işsiz güçsüz kalmak
- kerra kerra ser nıverdayış — taş üstünde taş bırakmamak, her tarafı yakıp yıkmak
- kerra ki sarerı nıdayış — insanın başına taş bile atmamak, çok tenbel olmak, çok bencil olmak, kimseye yardımda bulunmamak, iş görmeyi sevmemek
- kerra xue pistin vıstış — bağrına taş basmak kerrawa gırun cay xuera nileqena: ağır taş yeriden oynamaz
- kerray aryi — değirmen taşı
- kerray çeqmâq — çakmak taşı
- kerray mermer — mermer taşı
- kerrayın — taşlı
- kerrâ kerdış — taşlamak, taştan yapmak, taş döşemek
- kerrâ pa kuyıyayış — taşlanmak, taş atılmak
- kerrâ uw kuiç — iri ve ufak taşlar, irili ufaklı taşlar
- kerrâ varayış — taş yağmak, çok kötü bir durumla karşılaşmak
- kerrâ varnayış — taş yağdırmak
- kerrâ vera cı dayış — taşlamak, taşa tutmak, taşlarla saldırmak
- kerrâyın — taşlık
- kerrê (m) — sağırlık
- kerre (n) — kaya
- kerre bıyayış — kaya gibi olmak, çok sağlam olmak
- kerre kerdış — kaya gibi etmek, sağlamlaştırmak; 2)öldürmek
- kerreyın — kayalık, kayalarla kaplı
- kerrun pa kuayış — taş atmak, taşa tutmak; 2)birine söz dokundurmak, eleştirmek
- kerrune (n) — duymamazlık, sağırlık
- kerrune xue nayış — duymamazlığa vurmak, duymamazlıktan gelmek, duymamamış gibi davranmak
- kert (n) — kerte; 2)dörtte bir, çeyrek; 3)yirnıi beş kuruş
- kertik (n) — kertik, tırtık, çentik, pürüz; 2)yiv
- kertnayış — kertmek, bir şeyin üzerinde kertik açmak
- kertıkın — kertikli, tırtıklı, çentikli, pürüzlü
- kertıkın bıyayış — kertiklenmek, tırtıklanmak, pürüzlenmek
- kertıkın kerdış — kertiklemek
- kertıyayış — kertilmek
- kerxune kotış — kerhaneye düşmek
- kerxuneci — kerhaneci (sövgü sözü)
- kerxuneciyê (m) — keılıanecilik
- kerıne (n) — kuru toprak parçası, kesek, topak
- kesa (m) — kaplumbağa
- keseye (m) — papaz
- kesik (m) — hayvanın kafa iskeleti, bir sırığın ucuna takılarak ekili yerde dikilmiş kuru kafa iskeleti
- kesinkes — kesinlikle, kesin olarak
- kesmase (n) — bir balık cinsi
- kesme (n) — pekmez helVhsı
- kespar (n) — çirkin görünüşlü yaratık; 2)lıiç taranmamış ve karmakarışık uzun saç
- kesparın — çirkin görünüşlü, karmakarışık saçlı (kadın)
- kesyek — herhangi biri, kimsecik; 2)hiç kimse
- ketim — resmi nüfusa kaydı yapılmamış olan, kayıtsız; 2)okuma yazma bilmeyen
- kevnar — kolay ve çabuk kırılan (bitki dalı); 2)çok yıllık kof ağaç
- kevnare (m) — (ağaç için) kofluk; 2)(bitki için) kırılganlık
- kew bestış — köpük bağlamak, köpüklenmek
- kew vetış — köpük çıkarmak, köpüklcnmek, köpürmek
- kewênayiş — yara ve sızılı yeri ısıtılmış bir bezle sıcak etmek, ısıyla tedavi etmek
- kewin — köpüklü
- kewiyayiş — (yara, ağrı) ısıyla tedavi edilmek
- kewuuêyey keyi — evin hamarat kadını, cv işinde becerckli kadın
- key bayk — baba evi, baba ocağı, babagil
- key sıma awunbu — eviniz şen olsun, bolluk bereketli olsun, geleceğiniz aydınlık olsun, mutluluk ve iyi dilekler dilemek için kullanılır
- key tû awun mbu — evin yıkıiasıca
- key xue bar kerdış — evini yükleyip göç etmek
- key xue raşunayış — aile düzenini bozmak, evini dağıtmak, evini yıkmak
- key-ınavvunaye — evi yıkılasıca
- key-ınuınıryaye — evi batasıca
- keyf (n) — keyif
- keyf cı dayış — keyf vermek
- keyf lıal — keyfi hali, »nasılsınız\"" verb kâr ver kotış 1 154 keyf kerdış keyfetmek, keyif etmek, sevinmek, kayif çatmak verb kâr ver kotış 1 154 keyf keyfıy xuc keyfine göıe, yorulmadan, tasasız; 2)yavaş yavaş, kendini yormadan verb kâr ver kotış 1 154 keyf ki dayış insana keyif vermek insanı keyiflendirmek verb kâr ver kotış 1 154 keyf persayış keyif sormak, hal hatır sormak verb kâr ver kotış 1 154 keyf uw sefa viyarnayış keyf ve sefa geçirmek, keyf ve sefa içinde yaşamak verb kâr ver kotış 1 154 keyf viyarnayış keyif sürmek, sıkıntısız yaşamak verb kâr ver kotış 1 154 kefıy xue tede vefış keyfini çıkarmak, bir şeyden iyice tat almak verb kâr ver kotış 1 154 keyfıy xuc uınyayış keyfine bakmak, kendi rahatını düşünmek verb kâr ver kotış 1 154 keyfçi tiryaki, keyifçi verb kâr ver kotış 1 154 keyfçiyê tiryakilik m verb kâr ver kotış 1 154 keyfin keyifli verb kâr ver kotış 1 154 keyna dayış kız vermek verb kâr ver kotış 1 154 keyna gırotış kız almak verb kâr ver kotış 1 154 keyna remnayış kız kaçırmak verb kâr ver kotış 1 154 keyna vvaştış kız istemek verb kâr ver kotış 1 154 keynay dayk anasının kızı kaynay mı, ez ho tûri vunı, veywê verb kâr ver kotış 1 154 tı bieşnawi kızım sana söyliyorum, gelinim sen dinle (anla) verb kâr ver kotış 1 154 keynayê kızlık, bakirelik m verb kâr ver kotış 1 154 keynayêra bıyayış kızlıktan olmak, bakirelikten olmak verb kâr ver kotış 1 154 keynek kız, bir kız m verb kâr ver kotış 1 154 kezalet sıkıntı, eziyet n verb kâr ver kotış 1 154 kêra nat 11e zamandan beri kênv. eksik, noksan, az verb kâr ver kotış 1 154 kem anıeyış eksik gelmek, yetmemek, az gelmek verb kâr ver kotış 1 154 kêm bıyayış eksilmek, azalmak verb kâr ver kotış 1 154 kêm kerdış eksiltmek, azaltmak verb kâr ver kotış 1 154 kêm ınbıyayış eksilmemek, eksik olmamak verb kâr ver kotış 1 154 kêm ınbu eksik olmasın verb kâr ver kotış 1 154 kêm nıkerdış eksik etmemek verb kâr ver kotış 1 154 kcın vicayış eksik çıkmak verb kâr ver kotış 1 154 kêmra zıyed az çok verb kâr ver kotış 1 154 kêm nıkerdış eksik etmemek verb kâr ver kotış 1 154 kêm vicayış eksik çıkmak verb kâr ver kotış 1 154 kêmra zıyed az çok verb kâr ver kotış 1 154 kcmaqile ahmaklık, budalalık m verb kâr ver kotış 1 154 kêmayê eksiklik, azlık m verb kâr ver kotış 1 154 kêmê eksiklik, noksanlık m verb kâr ver kotış 1 154 kemıyayış eksilmek, azalmak verb kâr ver kotış 1 154 kenınayış eksiltmek, azaltmak verb kâr ver kotış 1 154 kêmuneyê kıtlık, darlık, eksiklik, geçim zorluğu m verb kâr ver kotış 1 154 kêmver ensiz, dar, genişliği az olan verb kâr ver kotış 1 154 kêmverê ensizlik, ensiz olma durumu m verb kâr ver kotış 1 154 yew merdımo ki bir adam ki verb kâr ver kotış 1 154 yew ciniya kı bir kadın ki verb kâr ver kotış 1 154 otıro kı öyle ki verb kâr ver kotış 1 154 va kı dedi ki verb kâr ver kotış 1 154 kidê ludê keçi veya koyun yavrusunu çağırırken söylenen bir söz verb kâr ver kotış 1 154 kıft omuz n verb kâr ver kotış 1 154 kıft nayış omuzlamak, omuzda taşımak, omuza koymak verb kâr ver kotış 1 154 kıft nıyayış omuzlanmak, omuzda taşınmak verb kâr ver kotış 1 154 kıft po dayış omuz vermek, bir şeyi omuzla dayanmak verb kâr ver kotış 1 154 kıft serra unıyayış omuz üzerinden bakmak, yan bakmak verb kâr ver kotış 1 154 kıft weşunayiş omuz silkmek, bilmediğini ima etmek verb kâr ver kotış 1 154 kiftiy xue we-ardış omuz kaldırmak, bilmez gibi davranmak;2)aldırış etmemek, önemsememek verb kâr ver kotış 1 154 kiftiy xue we-şunayiş omuz silkelemek, bilmemezlikten gelmek verb kâr ver kotış 1 154 kıftuniy xue ser nayış omuzunda taşımak, omuzuna koymak verb kâr ver kotış 1 154 kıhun bıyayış eskimek, köhnemek, modası geçmek verb kâr ver kotış 1 154 kıhun kerdış eskitmek verb kâr ver kotış 1 154 kılıun mılınn eski püskü verb kâr ver kotış 1 154 kılınnû eskilik, eski olma durumu, köhnelik m verb kâr ver kotış 1 154 kıj cız, kızgın yağın içine bir şey atınca çıkan ses verb kâr ver kotış 1 154 kıj bıyayış cızlamak, cız sesini çıkarmak; 2)yanmak verb kâr ver kotış 1 154 kıj kerdış cız etmek verb kâr ver kotış 1 154 kıj kıj cızır cızır verb kâr ver kotış 1 154 kıjayış cızırdamak, cızır cızır ses çıkannak verb kâr ver kotış 1 154 kıjık yanmış olan, çok yanmış verb kâr ver kotış 1 154 kıjık bıyayış yanarak kömür gibi olmak, çok yanmak verb kâr ver kotış 1 154 kıjık kerdış yakarak kömür gibi etmek, çok yakmak verb kâr ver kotış 1 154 kıji cızırtı, cızırdama sesi m verb kâr ver kotış 1 154 kıjnayış cızırdatmak verb kâr ver kotış 1 154 kıl alev, yalaz, yalım, alaz; 2)ateş rengi, kızıllık; 3)göz boyası m verb kâr ver kotış 1 154 kıl bunıstı kotış alev saçağı sarmak, alev bacayı sarmak, bir olay önüne geçilemez tehlikeli bir duruma gelmek verb kâr ver kotış 1 154 kıl cı fıstış alevlendirmek, alev tutuşturmak verb kâr ver kotış 1 154 kıl cı kotış (bir şeye) alev düşmek, alevlenmek, bir şeyi alev sarmak, yanıp tutuşmaya başlamak verb kâr ver kotış 1 154 kıl de-kotış içine alev düşmek, hararetten sıkılmak; 2)acı bir olay karşısında çok üzülmek verb kâr ver kotış 1 154 kıl gırotış alev almak, tutuşmak verb kâr ver kotış 1 154 kıl gırr kerdış alevlendirmek verb kâr ver kotış 1 154 kıl kerdış (ateşi) alevlendirmek; 2)(ateş) alevlenmek verb kâr ver kotış 1 154 kıl serra çarıyayış alazlanmak verb kâr ver kotış 1 154 kıl serra çarnayış alazlamak verb kâr ver kotış 1 154 kıl vetış alev çıkarmak, alevlenmek, yanmak verb kâr ver kotış 1 154 kılcy aınnunidı yaz sıcağında, yazın güneşin yakıcı sıcağında verb kâr ver kotış 1 154 kılra ra-viyarıyayış alazdan geçmek, alazlanmak, alazdan geçirilmek verb kâr ver kotış 1 154 kılra ra viyarnayış alazdan geçirmek, alazlamak verb kâr ver kotış 1 154 lulê harabe; 2)yıkılmış yapı, yapının kalıntısı üzerinde bulunduğu aısa m verb kâr ver kotış 1 154 kılcy buni arsa; 2)yıkılmış evin kalıntısı, harabe verb kâr ver kotış 1 154 kılın alevli verb kâr ver kotış 1 154 lnlkor dağlık bölgede yetişen iğne yapraklı bir yıllık bitki n verb kâr ver kotış 1 154 kılın kısa verb kâr ver kotış 1 154 kılın bıyayış kısalmak verb kâr ver kotış 1 154 kılın cic bırnayış kısa kesmek, sözü uzatmamak verb kâr ver kotış 1 154 kılın kerdış kısaltmak verb kâr ver kotış 1 154 kılın tcpıştış kısa tutmak verb kâr ver kotış 1 154 kılmek kısa, kısacık verb kâr ver kotış 1 154 kılınki kısaca, kısa olarak verb kâr ver kotış 1 154 kilsi sandalye, küçük kürsü n verb kâr ver kotış 1 154 kıhındies duvar, temelde toprağın altında kalan duvar; 2)balıçe duvar; 3)yarma, toprak kaymasını önleyen duvar n verb kâr ver kotış 1 154 kınar kenar n verb kâr ver kotış 1 154 kınara değirmen taşının etrafında kalan iyi öğütülmemiş un, kepek m verb kâr ver kotış 1 154 kınc giysi, elbise, çamaşır m verb kâr ver kotış 1 154 kınca ınşıte kirli çamaçır verb kâr ver kotış 1 154 kıncey bin iç çamaşır verb kâr ver kotış 1 154 kıncnn bedclnayış çamaşır değiştirmek, giysileri giymek verb kâr ver kotış 1 154 kıncnn pıra dıyayış (birine) elbise giydirilmek verb kâr ver kotış 1 154 kıncnn xuera dayış giyinmek, giysilerini giymek verb kâr ver kotış 1 154 kıncuniy xue pıra gırotış elbiselerini giymek verb kâr ver kotış 1 154 kındır urgan, kendir vb şeylerden yapılan ince halat n verb kâr ver kotış 1 154 kındır kerdış (yükü) urgan ile bağlamak verb kâr ver kotış 1 154 kırıy liêrra kotış eşekten düşmek, eşekten doğmak, kötü huylu, kötü karakterli olmak kirıy liêr(i) sey vêr (i):\""eski tas eski hamam\"", Jıiçbir şey değişmemiş, her şey eskisi gibi\"" anlamına gelen bir söz"
- keş (m) — etek kılları, edep yerinin üst kısmında çıkan kıllar
- keş taştış — etek kılları tıraş etmek
- keşe — papaz
- keşf bıyayış — keşfedilmek
- keşf kerdış — keşfetmek; 2)denetlemek, bir olayı yerinde incelemek
- keşif (n) — gülümseme, tebessüm
- keşin — etek kılları uzanmış olan, üst baş temizliğine dikkat etmeyen, paspal
- keşiş — keşiş, papaz, rahip
- keşişe (m) — keşişlik
- keşk (n) — bir çeşit kurutulmuş tarhana ve bundan yapılan çorbası
- keşka — keşke, ne olur
- keşkek (m) — tarhanadan yapılan sarımsaklı bir çeşit yemek
- keşkuel (n) — birbirine karışmış ufak tefek artıklar, çöp; 2)öte beri, önemsiz ve ufak tefek eşya
- keşıfıyayış — gülümsemek, hafifçe gülmek, güler gibi olmak
- ki — kişi, insan, adam, herkes ki berra bıcrzi pencerara yenu zerre: kapıdan kovsan pencereden iner, kapıdan atsan pencereden içeri girer
- ki biwuyi ki bıbermi — güler misin ağlar mısın, güleyim mi ağlayayım mı
- ki derzin bıerzi erdi nıkucna — iğne atsan yere düşmez, çok kalabalık
- ki ewna ınkeni — insan böyle yapmaz, böyle yapılmaz ki guevend gırotse ki areq veceni: oyunda oynayan terler, \"hamama giren terler\"", bir işe girişen kimse o işin karına ve zararına katlanır"
- ki kı zuna — insan bilirse, insan bile bilirse, insan bildiğinde
- ki vnni qê — sanki, insan sanır ki
- ki vuni dire — sanki, sanılır ki
- kibar — kibar
- kibar bıyayış — kibarlaşmak, kibar olmak
- kibarê (m) — kibarlık
- kibarê kerdış — kibarlık etmek, kibarca davranmak
- kibir (n) — kibir, büyüklük, kendini büyük görme
- kibirın — kibirli
- kibrit (n) — kibrit
- kibrit pa nayış — kibritle yakmak
- kibrit tını kerdış — kibrit çakmak, kibrit yakmak
- kiler (n) — kiler, erzakın saklandığı oda, evlerde yiyecck deposu
- kilid bıyayış — kilitlenmek
- kilid kerdış — kilitlemek
- kilid purye dayış — (kapıya) kilit vurmak, kilitlemek, kapatmak
- kilidin — kilitli, kilidi olan
- kilidkerde — kilitlenmiş, kilitli
- kilim (m) — kilim
- kilise (n) — kilise
- kilo (n) — kilo
- kilo dayış — kilo vermek, zayıflamak, kilo kaybetmek
- kilo gırotış — kilo almak, şişmanlamak kilometre (n) kilometre
- kiloyıu — kilolu, ağır, şişman; 2)kiloluk, bir kilo ağırlığında olan
- kin (n) — kin, gizli düşmanlık duygusu, garez
- kin bestış — kin bağlamak
- kin kerdış — kin duymak, kin gütmek, öç almak istemek
- kin tcpıştış — kin tutmak, kinlcnmck, birine karşı öç alma duygusunu sürdürmek
- kin xne zerre kerdış — kin tutmak, içinde kin beslemek
- kindar — kindar, kinci
- kindare (m) — kincilik
- kinger (n) — kenger
- kingerıy lıerun — eşek kengeri, eşek dikeni
- kinin — kinli
- kip — dolu, dopdolu, ağzına kadar dolu, boş karşıtı
- kip bıyayış — iyice dolmak
- kip kerdış — iyice doldurmak
- kipe (m) — doluluk, dopdolu olma
- kipra bıyayış — ağzına kadar dolmak, dopdolu olmak
- kipra kerdış — ağzına kadar doldurmak, iyice doldurmak
- kira (m) — kira
- kira dayış — kiraya vermek
- kira dıyayış — kiralanmak
- kira kerdış — kiralamak
- kiraci — kiracı
- kiraciyê (m) — kiracılık
- kiradı bıyayış — kirada olmak, kirada oturmak, kiracı olmak
- kiradı rue-ınştış — kirada oturmak
- kirayın — kiralı, kiralık
- kirde (m) — kurtluk
- kirdkiyê — küıtçecilik, zazacacılık
- kirişte — taşınmış olan
- kiryec bıyayış — kireçlenmek; 2)kircçlcşmck
- kiryec kerdış — kireçlemek, kireçle sürerek badana yapmak
- kiryec tıra dayış — kireç sürmek, kireçle badana etmek, kireçlemek
- kiryecın — kireçli
- kiscw qağıtyen — kese kağıdı
- kise (n) — kese
- kisedı mendış — kesesinde kalmak, kesede kalmak
- kisera — keseden; 2)boşn boşuna
- kisera şayış — keseden gitmek, kesesinden gitmek
- kisey altunun — altın kesesi
- kisey xuera şayış — kendi kesesinden gitmek
- kiseyın — keseli
- kita pa mcndış — yan yan bakmak, yan gözle bakmak, yan bakmak
- kitabçi — kitapçı
- kitabçiyê (m) — kitapçılık
- kitabxune (n) — kitapçı dükanı; 2)kütüphane
- kixê (m) — (çocuk dilinde) kirlilik, pislik
- kixin — kirli, pis
- kixsa (m) — arpacık soğanı, tohum olarak kullanılan küçük soğan
- kixsa ruenayış — soğan dikmek, soğan ekmek
- kiye kerdış — ev geçindirmek, ev işlerini görmek; 2)aile yaşamı sürdürmek
- kiye kiye gerayış — ev ev dolaşmak, ev ev gezmek
- kiye piera nayış — ev yapmak, yuva kurmak, aile kurmak, evlenmek
- kiye ra-şunayış — ev yıkmak, yuva bozmak, aileyi dağıtmak
- kiye xue paştra bestış — evi sırtına bağlamak, göç etmek
- kiyedı nıendış — evde kalmak, evlenme çağı geçmiş olmak
- kiyeker — hamarat, evcimen; 2)ev geçindirmekte çok becerikli kimse kiyekerê(m):hamarathk, evcimenlik
- kiyey Allah'i — Allahın evi, cami
- kiyey xue ra-şunayış — kendi evini dağıtmak, ailesini yıkmak; 2)çok masraf etmek
- kişt anıeyış — yanaşmak,kenara gelmek; 2)kıyıya varmak
- kişt ardış — yanaştıiTnak, kenara getirmek; 2)kıyıya getirmek
- kişt eştış — kenara atmak, kıyıya atmak, yabana atmak, önemsiz görmek
- kişt ser tıra unyayış — yan yan bakmak, ters bakmak
- kişt untış — yana çekmek, kenara çekmek, kıyıya çekmek
- kişt uvv kenar — kenar köşe
- kişta — yan, yana, kenara
- kişta çep ser wariştiş — sol taraftan kalkmak
- kişta dayış — yana vermek, yana koymak; 2)kenara çekilmek
- kişta kotış — yan yatmak; 2)rahat uzanmak; 3)istirahat etmek, bir iş yapmadan dinlenmek
- kişta nayış — yana yatırmak
- kişta ra-vıstış — yan yatırmak
- kişta raşt — sağ yanı, sağ taraf
- kişta tıra unyayış — (birine) yan bakmak, birine ters bakmak