Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- V —
- v — v (vc)
- vacu nıvacu, (bıvacu zi ınvacu zi) — söylese de söylemese de
- vacıyayış — söylenmek, söylenilmek, denmek, denilmek; | kendi kendine konuşmak; | anlatılmak
- vahart (m) — sağanak, yağmur
- vahart varayış — sağanak yağmak
- vaiTik (m) — piliç
- val, vıyal — söğüt, söğüt cinsi
- vala (m) — ipekten dokunmuş ince şeffaf örtü, şifon
- valyer, vıyaiyer (m) — söğüt ağacı
- valıart panayış — sağanak yağmaya başlamak, yağmur birden ve şiddetli yağmaya başlamak
- valıartın — sağanaklı, yağışlı
- vara (m) — dişi kuzu
- vara ardış — kuzulamak
- varawa savvê — körpe kuzu
- varaye — yağmış olan
- varayın — dişi kuzulu (koyun)
- varayış — yağmak, yağış yağmak
- varc (n) — erkek kuzu
- varnayış — yağdırmak
- varr (m) — piliç, erginleşmemiş tavuk vârri newê vicayi hakimi nexşye-
- varun (n) — yağmur
- varun panayış — aniden yağmur yağmak, birden bire yağmur yağmaya başlamak
- varun purye dayış — yağmur vurmak, yağmurdan zarar görmek
- varun purye varayış — yağmur üzerine yağmak
- varun varayış — yağmur yağmak
- varun werdiş — yağmur yemek, yağmurda ıslanmak
- varune — yağışlı, yağmurlu (havada)
- varunedı — yağmur yağdığında, yağmurlu günlerde, yağışlı havada
- vatc (n) — söz, laf; | söylenmiş olan
- vatc pie dayış — birbirine söz vermek, sözleşmek
- vate eı nıkotış — (birine) söz düşmemek, (birine) laf düşmez
- vatedı mendış — sözde kalmak, konuşulup gerçekleşmemek
- vatera vatc — sözden söze
- vatew(o) pey en — son söz
- vatew(o) vıryen — ilk söz, ön söz; | önsöz
- vatey ... bırnayış — sözünü kesmek
- vatey ... guere — dediğine göre
- vatey ... kerdış — sözünü dinlemek, dediğini yapmak
- vatey ... ser ameyış — (bilinin) dediğine gelmek, birinin söylediklerini kabul etmek
- vatey ... tcpıştış — (birinin) sözünü tutmak
- vatey ... tede viyertış — (birine) sözü geçmek, hatırı sayılmak
- vatey ... vicayış — (birinin) söylediği çıkmak, dediği şey gerçekleşmek
- vatey ...-ra teber ınvicayış — dediğinden dışarı çıkmamak, birinin sözünden dışarı çıkmamak
- vatey ...-ra vicayış — dediğinden çıkmak
- vatey ki uıkcrdış — kimseyi dinlememek, kendi bildiğini yapmak
- vatey vıryenun — atasözü, deyim
- vatey xuc derg kerdış — sözünü uzatmak, gereğinden çok konuşmak
- vatey xue çarnayış — sözünü çevirmek, sözünü değiştirmek
- vatey xue ca ardış — verdiği sözü yerine getirmek, isteğini yerine getirmek
- vatey xue cıri pey nuıayış — sözünü esirgememek, lafını sakınmamak
- vatey xue peyser gırotış — sözünü geri almak
- vatey xue sero vındertış — sözünde durmak, verdiği sözü tutmak, verdiği sözden dönmemek, sözünün eri olmak
- vatey xue tcpıştış — verdiği sözü tutmak, kendi sözünü tutmak
- vatey xue werdiş — sözünü yemek, verdiği sözü yerine getirmemek
- vatey xue ye\\v kerdış — söz birliği etmek, görüş birliği sağlamak, ağız birliği etmek
- vatey xuera nıviyertış — sözünden dönmemek, sözünden caymamak
- vatey xuera ınvicayış — sözünden çıkmamak
- vatey... cıri çiınyu — diyecek yok, eleştirilecek bir yaın yok, söz yok
- vati ser ardış — demeğe getirmek
- vatucğ, vatox — söyleyen, konuşan
- vatış ayıbu — söylemesi ayıp,
- vatış cı nıkotış — (birine) söz düşmemek, başkaları dururken kendisine söz söylemeyi düşmemek
- vatış dayış — söyletmek
- vatış kerdış — gelişigüzel ve boş konuşmak, bezginlik verecek şekilde çok ve gereksiz konuşmak; | gevezelik etmek
- vatış ralıatu — söylemek kolaydır, dile kolay
- vatış, vacayış — söylemek, demek; | anlatmak; | söleme, deme, konuşma, söz, laf; | söylenti, rivayet; | boş söz, lakırdı
- vatışra vatış hesab estu — konuşmdan konuşmaya fark var
- vatışun guere — söylentilere göre, söylenenlere göre, rivayete göre
- vatışuniy... guere — söylediklerine göre, dediğine göre
- vavvıyayış — örülmek; | dokunmak
- vawitiş — örmek (çorap vb için); | dokumak
- vay — pahalı, fiyatlı, değerli
- vay (m) — ark, sulama kanalı
- vay (n) — savurma, havaya atarak dağıtma
- vay bıyayış — pahalanmak, pahalılaşmak
- vay dayış — pahalı vermek, pahalı satmak
- vay dayış — savurmak, havaya atıp rüzgarın etkisiyle dağıtmak
- vay dıyayış — savrulmak, havaya atılıp dağıtılmak, rüzgarın etkisiyle dağılmak
- vay kerdış — pahalı etmek, pahalılaştırmak
- vay rabestış — arka su salmak, suyu arktan akıtmak
- vay vetış — ark kazmak,ark yapmak
- vaya mal bıyayış — pahalıya mal olmak, kolay elde edememek
- vaya mal kerdış — pahalıya mal etmek, çok emek ve para harcamak
- vayê (m) — pahalılık; | eder, fiyat
- vayêy nenguy ... nıkerdış — tırnağına deymemek,değerce ondan çok aşağı olmak
- vayver — sulama bekçisi, sulama zamanında arka ve su dağılımına bakan kimse
- vayverê (m) — sulama bekçiliği
- vayyer — daha pahalı
- vazd (n) — iç yağı, kuyruk yağı .'
- vazd (n) — koşma, koşu
- vazd bestış — yağ bağlamak, semizleşmek, şişmanlamak
- vazdayış — koşmak
- vazdnaye — 'koşturulmuş olan
- vazdun (m) — atlangıç, atlama taşı, dere ve çay suyu geçerken üzerine basıp atlamak için konulan basamak taşı
- vazdyer (m) — meşegillerden bir ağaç
- vazdıy pising (heta) mereku — kedinin koştuğu yer samanlıktır, birinin sık sık gittiği yeri veya beceresini. anlatmak için söylenir, „tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükanıdır\"anlamında kullanılır"
- vazdıyayış — koşulmak
- vaznayış — koşturmak
- vaş (n) — ot; | çimcn
- vaştûri (m) — orak
- vaştûri untış — orak çekmek, orakla biçmek
- vaşın — otlu
- vênaye — görme, görme duyusu; | görülmüş olan
- vênayey çim — göz erimi, ufuk
- vênayey çnnun — gözlerin görme duyusu; | gözün görebildiği alana kadar, göz erimi
- vêng dêng — namlı, ünlü, anlı şanlı
- vêng dêngiy ... bıyayış — anlı şanlı olmak, ünlü olmak
- vêr — önce, önceleri, ilkin, eskiden
- vêr, veri — ön, önü (bükümlü hali)
- vêrcûc, vêrei — önce, ilk önce; | önceden, önceleri, eskiden, geçmiş zamanlarda, başlangıçta
- vêrcûera — önceden
- vêrna — eskiden, eskiden beri, öteden beri, önceden, daha önce
- vêrra — eskiden, önceden
- vêrra nat — öteden beri, eskiden beri, uzun zamandan beri
- vêrser — öne doğru, ileriye doğru
- vêrser berdış — ileri götürmek, ilerletmek; | geliştirmek
- vêrser gırotış — ileri almak, öne almak, ileriye doğru almak
- vêrser sayış — öne doğru gitmek, ilerlemek; | gelişnıek
- vêrycn, vıryen — ilk; | eski, yaşlı
- vêş (n) — yanma; | yanık, yanmış şey yanmış yer; | yanıklık
- vêşaye — yanık, yanmış olan
- vêşnaye — yanık; yakılmış olan
- vêşnayiş — yakmak
- vêşuayiş dayış — yaktırmak
- vêşun kerdış — acıktırmak, açlık duymasına ncden olmak \"" verb 348 vêşun mendış aç kalmak, acıkmak verb 348 vêşun têşuu aç susuz word 348 veşun teşun ınendış aç susuz kalmak, yoksul kalmak verb 348 veşun vordayış aç bırakmak; | acıktırmak verb 348 vêşun vêşun aç aç, aç olarak word 348 vcşunun nnrd kerdış açları doyurmak, yoksullara yemek vermek verb 348 vêşunê açlık, kıtlık, yoksulluk m noun 348 vêşunê ameyış açlık gelmek, açlık ortaya çıkmak, kıtlık gelmek word 348 vêşunê ardış açlık getirmek, açlık yaratmak verb 348 vêşunê untış açlık çekmek, kıtlık çekmek verb 348 veşunc ver açlık yüzünden, açlık nedeniyle, açlıktan word 348 vêşunê ver çinıiy ... tari bıyayış açlıktan gözleri kararmak, çok acıkmak verb 348 veşunc ver merdış açlık nedeniyle ölmek, açlıktan ölmek; | çok acıkmak verb 348 vêşunê vênayiş açlık görmek, açlık çekmek, kıtlık görmek word 348 vêşuncra açlıktan word 348 vêşunêra ınerdış açlıktan ölmek verb 348 vêşunêy xue ver acından, açlıktan word 348 vıcak kura, ad çekme m noun 348 vıcak eştış kura çekmek, isim çekmek verb 348 vıcak kerdış kura ile seçim yapmak, kura.çekmek verb 348 vıcak untış kura çekmek verb 348 vıj cıvık olan bir şey fışkırırken çıkan ses word 348 vıjdayış fışkırmak, fışkırırken ses çıkarmak verb 348 vıjdıyayış fışkırtılmak verb 348 vıjdnayış fışkırtmak verb 348 vıjık vıcık, cıvık, fazla su karıştırılmış olan; | ishal word 348 vıjık bıyayış cıvıklaşmak, cıvık olmak, vıcıklamak verb 348 vıjık kerdış cıvıklaştırmak verb 348 vıjık vıjık vıcık vıcık word 348 vıji fışkırtı, fışkırma sesi m noun 348 vıl çiçek, bitki çiçeği m noun 348 vıl akcrdış (çiçer veren bitkiler, meyve ağaçları) çiçek açmak, çiçeklenmek verb 348 vıl dayış çiçek vermek, çiçek açmak verb 348 vıl kerdış çiçeklenmek, çiçek vermek, çiçek açmak verb 348 vıla dağınık, yaygın, geniş bir alana yayılmış olan word 348 vıla bıyayış dağılmak; | yayılmak; | serpilmek verb 348 vıla kerdış dağıtmak; | yaymak; | serpmek verb 349 vıla kotış ayrı düşmek, dağılmak, ayrılmak verb 349 vılabıyaye dağılmış oları, dağınık word 349 vılakerde dağıtılmış olan word 349 vılakerdueğ dağıtıcı, dağıtan word 349 vılaye dağıklık, dağınık olma durumu; | dağılım, dağıtım m noun 349 vilênaye ovulmuş olan word 349 vılenayış ovmak, okşamak; | sıvazlanıak verb 349 vılenıyayış, vılıyayış ovulmak, okşanmak; | sıvaz!anmak verb 349 vilêşiyayiş ovalanmak, ovalanarak eritilmek word 349 vıleşnaye ovalanarak ertilmiş olan, ovulmuş olan word 349 vilêşnayiş ovalamak, ovalayarak eritmek word 349 vılık çiçek, çiçek açan kır veya bahçe bitkisi; | püskül m noun 349 vılık akerdış çiçek açmak, çiçek vermek verb 349 vılık romıtış çiçek ekmek, çiçek dikmek verb 349 vılıkçi çiçekçi word 349 vılıkçiye çiçekçilik m noun 349 vılıkın çiçekli, çiçeği veya çiçek resimleri olan; | püsküllü word 349 vılıkın kerdış çiçeklemek, çiçeklerle donatmak; | püsküllerle donatmak verb 349 vılın çiçekli (ağaç, bitki) word 349 vılyer çiçek açan veya çiçek veren bir ağaç türü word 349 vince karış n noun 349 vince kerdış karışlamak, karışla ölçmek verb 349 vmce verra nayış karışla ölçmek verb 349 vince vince karış karış word 349 vince vince cı gêrayiş (bir şeyi bir bölgede) karış karış aramak, didik didik aramak verb 349 vınce vince gerayış karış karış dolaşmak, karış karış gezmek verb 349 vındarnaye durdurulmuş olan, duran, bekletilmiş olan word 349 vındarnayış durdurmak, durmasını sağlamak; | bekletmek verb 349 vındarnıyayış durdurulmak verb 349 vınderte durgun, durağan, duran, durmuş olan, bekleyen word 349 vındertış, vındayış durmak, duraklamak, beklemek, kalmak verb 349 vındyer bir ağaç türü m noun 349 vıng „vın\"" diye çıkan ses; | burnundan konuşan"
- vcrcûena — önceden beri
- vcrnira — önden; | önccden
- vcryenê (m) — öncelik; | eski yaşantı
- vecıyayış — çıkarılmak
- velg (n) — böbrek
- velg (n) — yaprak, bitki yaprağı; | kışlık hayvan yemi olarak kullanılan meşe vb yaprağı
- velg bırnayış — yaprak kesmek, yapraklı küçük meşe dalları kesmek
- velg querre — birkaç yıllık taze meşe fidanı
- velgın — yapraklı, yaprağı çok olan
- venayış — görmek; | bulmak
- vendayış, vendış — seslenmek, çağırmak, ses etmek
- vendıyayış — çağrılmak
- veng (n) — ses; | ün, san, nam
- veng — boş
- veng bıyayış — boşalmak, boşatılmak; | boş olmak
- veng cie bırıyayış — ses kesilmek; | ses çıkmamak
- veng cı bırnayış — sesini kesmek, sesini kısmak, susturmak
- veng cı bırıyayış — sesi kesilmek, sesi kısılmak, susturulmak
- veng cı dayış — seslendirmek
- veng cı dıyayış — seslendirilmek
- veng cı kerdış — birine seslenmek, çağırmak, ses etmek
- veng cı kotış — ses çıkarmak, güçlükle ses çıkarmak, seslenmek
- veng dayış — ses vermek, ün salmak, herkes tarafından tanınmış olmak
- veng gêrayiş — boş gezmek
- veng kerdış — boşaltmak
- veng mendış — boş kalmak
- veng munıyayış — boş bulunmak
- veng nıvetış — ses çıkarmamak
- veng nıvındertış — boş durmamak
- veng rueınştış — boş oturmak
- veng tıra ınvicayış — sesi çıkmamak, haber çıkmamak
- veng verdayış — boş bırakmak
- veng vetış — ses çıkarmak
- veng vicayış — ses çıkmak
- veng vicayış — boş çıkmak
- veng vındertış — boş durmak
- veng xuera vetış — sesini çıkarmak
- vengê (m) — boşluk, içi boş olma durumu
- vengdar — ünlü, namlı
- vengm — sesli
- vengra gerayış — boşta gezmek
- vengra vicayış — boşa çıkmak
- vengra şayış — boşa gitmek, heba olmak, (emek, para) hiçbir işe yaramadan yok olmak
- vengun (n) — ün, nam, san
- vengun dayış — ün salmak, nam vermek
- vengun gırotış — ün kazanmak, nam almak
- vengune (n) — boş, boşluk; | karnın yan kısmı, böğür
- vengunedı mendış — boşlukta kalmak, başıboş kalmak, sıkılmak; | muallakta kalmak
- venguney ...-rı dayış — boş yerine vurmak, böğrüne vurmak
- vengunıy ... vicayış — adı çıkmak, namı duyulmak
- vengvahart — bomboş
- vengıdı mendış — boşta kalmak
- vengıdı vındertış — boşta kalmak
- vengıy ... girıyayış — sesi kısılmak
- vengıy dêf dûirra kiri weş yenu — davulun sesi uzaktan hoş gelir
- vengıy dêf dûrra vveş yenu — davulun sesi uzaktan hoş gelir
- vengıy xue berz kerdış — sesini yükseltmek, yüksek sesle konuşmak
- vengıy xue cie bırnayış — sesini kesmek, susmak
- vengıy xue nıkerdış — sesini etmemek, itiraz etmemek
- vengıy xue nıvetış — sesini çıkarmamak, itiraz etmemek
- vengıy... cie bırıyayış — sesi kesilmek, sesi çıkmamak
- vengıy... kotış — sesi düşmek, sesi kısılmak
- vengıy... nıvicyayış — (bir kimsenin) sesi çıkmamak
- veni (m) — görme; | bulma
- venık (m) — uyuklama, uyku
- venık çımuniy ... nıkotış — gözlerine uyku girmemek, gözleri uyku tutmamak
- venık kerdış — uyuklamak, hafif uykuya dalmak
- venıkdı bıyayış — uykuda olmak, uyku durumunda olmak, uyumak
- venıkey ... ameyış — uykusu gelmek, uyuma isteği gelmek
- venıkey ... renıayış — uykusu kaçmak, uyuyamamak
- venıkey ki ardış — (insanın) uykusunu getirmek,uyuma isteği vermek; | ilgi çekici bir özelliği olmamak, usandırıcı olmak
- venıkın — uykucu, uykuyu seven; | uykulu, sık sık uyuklayan
- ver (n) — en, genişlik
- ver anıeyış — öne gelmek; | ileriye gelmek, ilerlemek; | kucağa gelmek; | önce gelmek, erken gelmek; | yanına gelmek, yanaşmak; | razı olmak, kabul etmek
- ver ardış — öne getirmek; | yamna getirmek, yanaştırmak; | ikna etmek, kabul ettirmek
- ver berdış — yanaştırmak; | ileri götürmek, ilerletmek; | kabul ettirmek, ikna etmek
- ver bıyayış — önüne katılmak, (davar vb) önüne katılmış olmak; | önü açılmak, sökülmeye başlamak, gitmeye başlamak
- ver cı gırotış — (bir şeyin) önünü almak, önlemek, engellemek
- ver cı kerdış — karşı çıkmak, direnmek, saldırıya karşı kendini savunmak; | yönelmek
- ver cı vetış — önünü açmak, sökmeye başlamak, rayına koymak
- ver dayış — (işler) yavaş yavaş yoluna girmek, düzelmeye başlamak
- ver de-fıstış — önü açmak, sökmeye başlamak, çözmeye başlamak
- ver de-fıstış — önü açmak, sökmeye başlamak, çözmeye başlamak
- ver de-kotış — önü açılmak, sökülmeye başlamak, çözülmeye başlamak
- ver erzıyayış — öne atılmak, önüne atılmak
- ver eştış — öne atmak, önüne atmak; | öne sürmek, illeri sürmek
- ver gınayış — (olumsuz bir olayın) önünü kapatmak, (kazanın, zararın) önüne engel olmak
- ver gırotış — öne almak, ileri almak; | ön almak, cephe almak, istikamete almak
- ver kerdış — öne katmak, önüne katmak
- ver kotış — öne düşmek, önüne düşmek; | işe girmek, çalışmaya başlamak; | mahcup olmak, utanmak; | esirgcmck, (para vb) harcamaktan çekinmek
- ver nayış — önüne koymak
- ver nıyayış — önüne koyulmak
- ver pey — ileri geri, eksik, yersiz
- ver pey xebêr dayış — ileri geri konuşmak, abuk sabuk konuşmak
- ver pey xue nıunıyayış — önüne arkasına bakmamak, iyi hesaplamamak, gelişigüzel
- ver resayış — önüne yetişmek; | yanına varmak
- ver romıtış — öne sürmek, ileri sürmek; | üzeıine yürümek, yanma gitmek
- ver untış — önü çekmek, başı çekmek, öncülük etmek; | yanına çekmek, yanaştırmak
- ver uvv pey vatış — ileri geri söylemek, yersiz konuşmak, eksik veya yanlış söylemek
- ver ver — boyunca, kenarından, önünden
- ver vero — boyunca, kenarından yukarıya doğru
- ver vıstış — Önüne katmak, önüne düşürmek; | işe aldırmak, işe girmesine yardımcı olmak
- ver şayış — öne gitmek; | yanına gitmek, yanaşmak; | kucağına gitmek; | ilcri gitmek, ilerlemek; | iyileşmeye başlamak; | (çocuk) düşürmek
- ver şunayış — yanaştırmak, bitiştirmek; | önüne katmak
- ver, vêr (n) — ön; | ileri; | önce, eski; | yan, yanı, bitişiği; | (m) kucak; | yüzünden, nedeniyle
- ver, verık — (çocuk dilinde) kucak
- vera — yerine; | karşılık; | öne, -e doğru, -e karşı; | önüne, önünde; | yam, yanında; | kucağa, kucağına, önüne
- vera ameyış — (birini) karşılamak, -e doğru gelerek karşılamak; | biı şeyin veya bir kimsenin yerine gelmek, birine vekaleten gelmek
- vera ardış — karşılığında getirmek, bir şeyin veya birisinin yerine başka bir şeyi getirmek; | karşılamaya getirmek
- vera çarnayış — (bir şeyden akan suyun) önüne dolaştırmak, ıslatmak, yıkamak
- vera çımun — göz önüne, göz önünde, aşikar
- vera berdış — karşılığında götürmek, bir şeyin veya birisinin yerine başka bir şeyi götürmek; | karşılamaya götürmek
- vera bıyayış — (yolda) karşılaşmak; | boynuna takılmak, boynuna takılı olmak
- vera cie — karşı karşıya, yüz yüze; | karşılıklı
- vera cie ameyış — karşı karşıya gelmek, karşılaşmak
- vera cie bıyayış — karşılaşmak
- vera cı ameyış — karşı gelmek
- vera cı bıyayış — karşısına çıkmak, yolda karşılamak
- vera cı vicayış — karşı çıkmak, karşısına çıkmak, önüne çıkmak
- vera cı vındertış — önüne dikilmek, karşı durmak, karşısına dikilmek
- vera cı şayış — (birinin) yüzüne doğru gitmek, önden saldırmak
- vera dayış — (birisinin) yerine ödemek; | bir şeyin karşılığında vermek; | önden vermek
- vera gerayış — önünc çıkmak, gitmesine engel olmak
- vera gırotış — (çocuğu vb) kucağa almak; | (önlük) önüne takmak; | birisinin yerine bir şeyi almak
- vera kerdış — (bir şeyi birinin) boynuna takmak, önüne takmak; | birisinin yerine bir şey yapmak
- vera kotış — uygun düşmek, rast gelmek, denk düşmek
- vera mendış — kucağında kalmak; | yerine kalmak, payına düşeni yerine kalmak
- vera nayış — kucağa vermek; | kncağa almak; | önüne siper etmek
- vera rûiy ... — (birinin) yüzüne karşı
- vera wesar — bahara doğru, bahara karşı; | balıar olunca; | gelecek bahar
- vera zınnstun — kışa doğru, kış başlamadan önce
- vera şayış — karşılamaya gitmek, karşılamak
- vera şıyayış — karşılanmak, kaşılamaya gidilmek
- vera ınyayış — kucağa verilmek; | -e yaslamak; | önüne siper edilmek
- veracıyer — yokuş aşağı; | inişli
- verard (m) — kucak; | kulaç; | yamaç
- verard akerdış — kucak açmak, korumak istemek
- verard bıyayış — (yük) kucağa alınmak; | kulaç ile ölçülmek
- verard kerdış — (yük) kucağa almak; | kulaçlamak, kulaç ile ölçmek
- verard piera kerdış — kucaklaşmak, birbirini kucaklamak
- verard piera şayış — kucaklaşmak; | güreşe tutuşmak
- verard pıra kerdış — (birisine) kollarını sarmak, kucaklamak
- verard tiera şayış — güreşmek, birbirine girmek,boğuşmak, döğüşmek
- verard tıra şayış — kucaklamak, bağrına basmak
- verardey ... kotış — (birinin) koynunda yatmak, koynuna girmek
- verardey ...-dı rue-nıştış — (birinin) kucağında oturmak
- verardey xue gırotış — (birini) koynuna almak, koçağına almak
- verardey xue kerdış — (yükü) kucağına almak
- verardki — kucaklayarak; | yanlamasıiıa, yandan boylu boyunca
- veraruec (n) — güneşe karşı; | güneş ışınlarının dik vurduğu yer; doğu
- veraruecık (m) — ay çiçeği, gün çiçeği, günebakan
- verba — -e karşı, karşısı, karşısında
- verba ... ameyış — (birine) karşı gelmek, boyun eğmemek
- verba ... vicayış — (birine) karşı çıkmak, kabul etmemek
- verba ... vındertış — (birine) kaışı durmak, karşısında durmak, direnmek
- verbend (n) — kolan, semeri sıkı bağlamak için hayvanın göğsünden geçirilerek bağlanan ipten örülmüş yassı kemer veya urgan
- vercûeyen — önceye ait olan, eski
- verdaye — bırakılmış olan, bırakılan; | boşamış olan, dul (kadın)
- verdayış — bırakmak; | boşamak
- verdayış dayış — boşatmak, boşandırmak, boşanmasını sağlamak; | bıraktınnak
- verdi — önünde, yanında
- verdi bırnayış — önünde kesmek; | kökünde kesmek
- verdi bırıyayış — önünde kesilmek; | kökünde kesilmek
- verdi mendış — önünde kalmak; | artmak, gereğince harcandıktan sonra bir miktar önünde kalmak
- verdıyaye — boşanmış olan, dul
- verdıyayış — bırakılmak; | boşanmak, boşamış olmak
- verek — ilk başlayan, birinci sırada veya safta olan, öncü
- verekê (m) — öncülük, ilk safta veya sırada olma durumu, öncelik
- verekê kerdış — öncülük etmek
- verg (ft) — kurt
- vergi — vergi
- verguele (n) — böğür, karın boşluğu, kaburga kemiğininalt kısmı, karnın yan kısmı
- vergueley... de-kotış — fıtık olmak, apantisit olmak
- verili — ön, ileri; | önce, ilkin, başta
- verili cı gırotış — önünü almak, önünü kapatmak, engellemek, önünü tıkamak
- verili dayış — ileri sürmek, öne sürmek, öne doğru itmek
- verin — enli, geniş; | kalın
- verin bıyayış — enli olmak, geniş olmak, genişlemek; | kalınlaşmak, şişmanlamak
- verin kerdış — genişletmek, enine büyütmek
- verine (m) — enlilik, genişlik; | kalınlık
- verine ser — enine, genişliğine
- verkef (n) — yokuş, yamaç; | yamaçlı
- verni erzıyayış — ileri atılmak, öne doğru çıkmak
- verni erşawitiş — öne sürmek, illeri sürmek
- verni gırotış — öne almak, ileri almak, başa almak,öncelik tanımak
- verni kotış — öne düşmek, önde yürümek; | öne geçmek, ileri geçmek
- verni tıra gırotış — (yarışta) öne geçmek, öncülüğü ele geçirmek
- verni uw peyniyey xue nıunyayış — önüne arkasına bakmamak, önünü ardım düşünmemek
- verni şayış — öne gitmek, ilk sıraya gitmek, ilerlemek; | önünü kesmek, önüne gitmek
- vernidı — önde, önü sıra; | önce, ilkin, başlangıçta
- vernidı ameyış — önde gelmek
- vernira heta peyni — baştan sonuna kadar
- vernira peyni — baştan sona
- verniyey ... bırnayış — önünü kesmek, yolunu kesmek, engellemek
- verniyey ... giryayış — önü alınmak, önlenmek
- verniyey ... gırotış — (bir şeyin) önünü almak, önlemek
- verniyey ... kerdış — önünü kesmek, yolunu kesmek, karşısına çıkmak
- verniyey ... kotış — (birinin) önüne düşmek, önünden yürümek, yol göstermek
- verniyey ... vicayış — öıuine çıkmak, karşısına çıkmak
- verniyey ... vıstış — önüne düşürmek, önüne katmak
- verniyey ... şayış — önünü kesmek, kavga etmek istediği kişinin önüne gitmek
- verniyey xue venayış — önünü görmek, ileriyi görmek
- verniyey xue ınvenayış — önünü görememek, gelecekte olabilecekleri tahmin edememek
- verniyey... ameyış — önüne gelmek; | yolunu kesmek, önünü kesmek
- vero — -den, -dan (füllerle bileşikler kurar)
- vero dayış — bir dayanağı bir şeye alttan dayamak, dayandırmak
- vero diyar ameyış — aşağıdan yukarıya doğru gelmek; | kenarmdan yukarıya doğru gelmek; | boğazından gelmek, boğazından gelecek kadar çok yemek
- vero diyar şayış — bir şeyin kenarından yukarıya doğru boylu boyunca gitmek; | karşı çıkmak, karşı koymak
- vero gêrayiş — yanından gidip gelmek; | yaranmak, gönlünü almaya uğraşmak | (birisine veya bir şeye) talip olduğunu belirtmeye çalışmak
- vero kerdış — ödeşmek, bir şeyin yerine bir şeyi saymak
- vero kotış — yanına uzanmak, kucağında yatmak, koynuna girmek
- vero nayış — bir şeyi başka bir şeye dayamak, yaslamak, yaslanarak dayamak
- vero nıyayış — yaslanmak, bir şeye dayanmak
- vero vetış — bir şeyi sökmek veya çıkarmak için manivela gibi altan dayatmak
- vero vındertış — önüne dikilmek, karşı çıkmak, itiraz etmek
- verodaye — alttan dayandırılmış olan
- veronaye — yaslanmış olan
- verra — önden, önünden, yanından; | giderek, daha da, gittikçe
- verra berdış — önünden veya yanından götürmek; | daha da veya gittikçe götürmek
- verra bıyayış — önünden veya boynundan alınmak
- verra cı dayış — -e atmak, bir şeye fırlatmak; | daha da vermek
- verra dayış — salıvermek, serbest bırakmak, -den bırakmak, koyuvermek
- verra dıyayış — salıverilmek, serbest bırakılmak, -den bırakılmak
- verra gerayış — önünden veya yanından dolaşmak; | gittikçe dolaşmak
- verra kerdış — (gerdanlık vb) boynundan çıkarmak; | gittikçe yapmak, daha da yapmak
- verra nayış — (bir şeyin enini veya uzunluğunu başka bir şeyle) ölçmek; | boy ölçmek; | mukayese etmek, karşılaştırmak
- verra remayış — yanından kaçmak, yanından firar etmek; | gittikçe kaçmak
- verra uncıyayış — -den çekilmek, sökülmek
- verra untış — önünden veya yanından çekmek; | dah da çekmek
- verra vecıyayış — (bir şeyin) önünden çıkarılmak, sökülmek; | (işten) çıkarılmak
- verra verra — gittikçe, daha da çok, yavaş yavaş; | ilerde, zamanla
- verra vetış — (bir şeyin) önünden çıkarmak; | (işten) çıkarmak
- verra vicayış — (bir şeyin) önünden çıkmak; | (işten) çıkmak
- verra wariştiş — önünden kalmak, gelen birine karşı saygı göstermek amacıyla ayağa kalmak
- verra şayış — yanından gitmek, yanından kaçmak
- verradaye — salınmış olan, salıverilmiş olan, serbest bırakılmış olan; | başıboş, serseri
- verradayış — bırakmak, salıvermek, serbest bırakmak, salmak
- verradıyayış — bırakılmak, salıverilmek, serbest bırakılmak
- verrûı, verrı (n) — ön yüz, ön kısım; | (gömlck vb) vücudun üst kısmına giyilen giysilerin ön yüzü
- verrı — önünden aşağıya doğru, -den aşağı
- verrı untış — boylu boyunca çekmek, sökmek
- verrı war ameyış — boylu boyunca inmek, -den aşağı inmek
- verrı \\var şayış — -den aşağı inmek, önünden aşağı akmak
- verrıy xueri kerdış — (yemek vb) yakasına dökmek, bir şeyi giysinin ön kısmına'dökmek
- verık ameyış — küçük çocuk kucağa gelmek
- verınyer — daha geiş, daha enli, daha kalın
- verıy ...-ra ra-nıviyertış — yanından bile geçmemek, o şeyle hiçbir ilgisi olmamak
- verıy çımun — göz önü
- verıy çımundı tcpıştış — göz önünde tutmak, göz önüne almak, dikkate almak
- verıy çımuniy ... ameyış — gözünün önüne gelmek, hatırlamak, tasarlamak
- verıy çımuniy ...-di bıyayış — gözünün önünde, gözlerinin önünde meydana gelmek
- verıy çımuniy ...-ra nışayış — gözünün önünde gitmemek, bir türlü unutamamak
- verıy çımuniy ...-ra viyertış — gözünün önünden geçmek, hatırlamak
- verıy çımuniy xue ardış — göz önüne getirmek, zihininde canlandırmak
- verıy çınıunra viyarnayış — gözden geçirmek, incelemek
- verıy çınıunra viyertış — gözden geçirilmek, incelenmek
- verıy bêr, vêr bêr — kapının önü, kapı önü
- verıy lınguniy ... şayış — (birinin) ayağına gitmek
- verıy xnc tadayış — yönünü değiştirmek | yüzünü çevirmek
- verıy xuc cı kerdış — önünü bir şeye doğru çevirmek, yönünü (kıbleye) çevirmek
- verıy xue çarnayış — yönünü çevirmek; | yüzünü çevirmek
- verıy xue, vêr xue — önünü; | yönünü; | yüzünü
- verıy zinccy ...-dı bıyayış — bunumun dibinde olmak, birinin yakınında olmak
- verıy zincey ...-ra anıbırıyayış — burnunun dibinden ayrılmamak, birinin yanından gitmemek
- vete — çıkarılmış olan
- vetış, vecayış — çıkarmak
- vevv ver yevv pey vatış — ileri geri konuşmak, abuk sabuk konuşmak
- veyvv, vêw (m) — gelin
- veywe (n) — düğün
- veywe kerdış — düğün yapmak, evlenmek
- veywek (m) — oyuncak bebek
- veywende (n) — düğün şenliği, şenlik; | düğün hediyesi
- veywey cındun — kendi çevresinde hızla dönen rüzgarın oluşturduğu hava hortumu, siklon
- vey\\v bıyayış — gelin olmak, evlenmek
- vey\\v kerdış — gelin etmek, evlendirmek
- veşayış — yanmak
- veşun bıyayış — acıkmak, aç olmak
- veşun, veşan — aç, tok olmayan
- veşıyayış — yakılmak
- vicaye — çıkık, çıkmış olan
- vicayış — çıkmak
- vicıyaye — çıkmış olan
- vicıyayış — çıkılmak
- vida (m) — vida
- viecıyayış, vıyecıyayış — elenmek, elekten geçirilmek
- viete, vıte — elenmiş olan
- vietış, vıyecayış — elemek, elekten geçirmek
- vijnaye — ayıklanmış olan, seçilmiş olan; | seçkin, elit, en iyi
- vijnayış, vicnayış — seçmek, ayıklamak
- vijıyayış — seçilmek, ayıklanmak
- vilyencele, vincele (n) — sakız
- vin — kayıp, yitik
- vin bıyayış — kaybolmak, yitmek
- vin kerdış — kaybetmek, yitirmek
- vinbıyaye — kayıp, yitik, kaybolmuş
- vinkerde — kayıp, yitik, kaybedilmiş
- vir (n) — hafıza, bellek, hatırlama, anımsama
- vir ameyış — hatırlamak, anımsamak, hatırına gelmek; | özlemek
- vir ardış — hatırlatmak, anımsatmak, hatırına getirmek
- vir fıstış — hatırlatmak, anımsatmak; | özletmek
- vir kerdış — unutmak
- vir kotış — hatırlamak, anımsamak, aklına gelmek; | özlennıek
- vira kerdış — unutmak, hatırlamamak, anımsamamak
- vira nışayış — hatırından çıkmamak, unutmamak
- vira şayış — unutmak, hatırından gitmek
- virace (n) — konuşma, sohbet; | boş konuşma, çene çalma, devezelik
- virace kerdış — sohbet etmek; | boş konuşmak, çene çalmak; | gevezelik etmek
- virênayiş (cı) — kurcalatmak, dokundurmak, karıştırmak
- virsê, vırsa (m) — gölge
- virsêy xuera tersayış — gölgesinden korkmak, çok korkak olmak
- virsêym — gölgeli
- virsêym kerdış — gölgelendirmek, gölgeli yapmak
- viryayış (cı) — kurcalamak, ellemek, dokunmak, karıştırmak
- virıdı bıyayış — hatırında olmak, aklında olmak
- virıdı mendış — hatırında kalmak, aklında kalmak
- virıy ... cadı bıyayış — hatırlama yetisi yerinde olmak, hafızası yerinde olmak
- virıyayış — kurcalanmak, dokunulmak, karıştırılmak
- vist — yirmi
- vist vist — yirmi yirmi, yirmişer
- vistoreyê (m) — kayın olma durumu, kayınlık
- vistın — yirminci; | yirmilik
- viya (m) — iplik parçası; | ilmik, kolay çözülen eğriti düğüm
- viya eştış — ilmik atmak, ilmiklemek, (halı, örgü) ilmik atmak
- viya mendış — dul kalmak
- viya viya — tel tel, lif lif, ip ip
- viya, via — dul
- viyarnaye — geçirilmiş olan
- viyarnayış — -den geçirmek, bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek; | aşmdırmak; | geçinraek, geçinip gitmek
- viyarnıyayış — geçirilmek; | geçiştirilmek
- viyawa kerdış — ilmiğe takmak
- viyayê (m) — dulluk, dul kalma
- viyêrrey mâr — değiştirilmiş yılan derisi
- viyêrrey pıyunzi — soğan tabakası, soğan dilimi
- viycqercfnaye — boynu kırılasıca; | boynu kırılmış olan
- viyerte — geçmiş olan, geçkin, geçmiş (zaman), geçici (günler), eskimiş (alet), zamanı geçmiş (para)
- viyerteyê (m) — geçkinlik, eskimişlik, geçicilik
- viyertış, viyerayış — geçmek, -den geçmek; | aşınmak, eskimek, yıpranmak
- viyerıyayış — geçilmek; | geçinmek, geçinilmek
- vize (n) — vize
- vizir — dün
- vizir yevv, êr dı — dün bir bugün iki, az zaman geçtiği halde
- vizir-na — dünden beri
- vizirna — dünden
- vizirna nat — dünden beri
- vizirna pey — günden sonra, dünden beri
- vizirra — dünden
- vizirra razıyu — dünden razı, dünden hazır
- viziryen — dünkü, yakın geçmişe ait; | toy, acemi
- vizık (m) — esneme, uykulu durumda ağzını açarak genişçe nefes alıp verme
- vizık untış — esnemek, uykulu durumda ağzını açarak uzunca nefes alıp vermek
- vizıkunıy xue untış — esnemek
- vizıkunıy... untış — çeyreklemek, kundağı yeni açılan süt çocuğunun kollarını ve bacaklarını çaprazlayarak vücutlarına idman yaptırmak
- viş — arta kalan, çok, fazla
- viş mendış — fazla kalmak, artmak, geri kalmak
- viş verdayış — fazla bırakmak, geri bırakmak
- vişê (m) — çokluk, fazlalık
- vişê kêmê — azlık çokluk, az çok
- viştıre, viştıralı (n) — boğa, tosun
- vişyer — daha çok, daha fazla
- vmgi (m) — vınlama; | vızıltı; | burnundan konuşma sesi
- vor (m) — kar
- vor gırotış — kar tutmak, yeri kar kaplamak
- vor varayış — kar yağmak
- vore (n) — cacım (vb) dokumasında kullanılan yassı tahtadan bir alet
- vorguıd (m) — kar topu
- vorlûek (n) — kar adacığı, tam erimemiş yer yer kalmış küçük kar kümesi
- vorlûekın — yarı kara yarı karlı (yer); | siyah beyaz benekli (kumaş)
- vorlık (m) — kar lapası
- vorra sıpye — kardan beyaz
- voryes (n) — çığ, dağdan kopan büyük kar kümesi
- vorın — karlı
- vum (m) — badem (meyvesi)
- vumyer (m) — badem ağacı
- vva biwunu — okusun?