Zazaca Öğren

Zazaca - Türkçe Sözlük

Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)

  • E
  • e — e (e)
  • e — e (ünlem)
  • e'e — (çocuk dilinde) kaka, dışkı, pislik 89
  • eç kerdış — (çocuk dilinde) vurmak, dövmek
  • eba (m) — ebe
  • ebayê (m) — ebelik
  • ebedi — ebedi, sonsuz, ölümsüz
  • ebediyen — ebediyyen, sonsuza dek
  • ecel (n) — ecel, ölüm, hayatın sonu
  • ecela nıerdış — eceliyle ölmek
  • ecelıy xuewa merdış — (kendi) eceli ile ölmek
  • ecnebi — ecnebi, yabancı
  • ecnebiye (m) — ecnebilik
  • ecza — ecza
  • eczaci — eczacı
  • eczaciyê (m) — eczacılık
  • eczaxune (n) — eczahane
  • edeb — edep, terbiye
  • edeb kerdış — edep etmek, utanmak
  • edebi — edebi, edebiyatla ilgili
  • edebin — edepli, terbiyeli
  • edebsizê (m) — edepsizlik
  • edebsız — edepsiz, utanmaz
  • efendi — efendi
  • efendiye (m) — efendilik
  • egitê (m) — yiğitlik
  • egitê kerdış — yiğitlik etmek, yiğitlik taslamak
  • eh — eh, „fena değil\" anlamında kullanılır; 2bezginlik anlatır"
  • ehbab — ahbap, arkadaş, dost
  • ehbab bıyayış — ahbap olmak, arkadaş olmak
  • ehbabê (m) — ahbaplık, arkadaşlık
  • ehbabê kel-dış — ahbaplık etmek
  • ehendna — bu kadar daha
  • ehl — ehil
  • ehliyet (n) — ehliyet
  • ehliyetin — ehliyetli
  • ehliyetnonıe (n) — ehliyetname
  • ehmaq — ahmak, budala, aptal
  • ehmaq bıyayış — ahmaklaşmak, aptallaşmak
  • ehmaqê (m) — ahmaklık
  • ehmaqê kerdış — ahmaklık etmek
  • eiıgıştey xue kuetış — parmağım yalamak, (çocuk) parmağım emmek
  • ekseri — ekseri, en çok
  • ekseriyê (m) — çoğunluk
  • ekseriyet (n) — ekseriyet, çoğunluk
  • elektrik (m) — elektrik lambası
  • elektrik (n) — elektrik
  • elektrikçi — elektriçi
  • elektrikçiyê (m) — elektrikçilik
  • elektrikın — elektrikli
  • elemun kerdeş — elaman etmek, çok bezmek
  • elemun untuş — elaman çekmek, bezginlik göstermek
  • elhemdulillah — elhamdülillah, Allah'a şükür
  • elif (m) — elif, Arap alfabesinin ilk harfi
  • embarık bıyayış — kutlanmak
  • embarık kerdış — kutlamak
  • embaz bıyayış — arkadaş olmak
  • embazê kerdış — arkadaşlık etmek
  • emeg cı dayış — bir şeye emek harcamak, emek vermek
  • emegdar — emekçi, emektar
  • emin — emin
  • emin bıyayış — emin olmak, inanmak
  • emir (n) — emir, buyruk
  • emir cı dayış — emir vermek
  • emir dayış — emretmek
  • emir dıyayış — emredilmek
  • emir gırotış — emir almak
  • emir kerdış — emretmek
  • emirber — emir eri
  • emniyet (n) — emniyet, güvenlik
  • emserr — bu yıl, içinde yaşanılan yıl
  • emserr vcra — gelecek yıl, önümüzdeki yıl, bu yılı takip eden yıl
  • emserre — bu yıla ait olan, henüz bir yaşını doldurmamış olan
  • emun cı nıdayış — aman vermemek
  • emun kerdış — aman etmek, usanmak, bıkmak
  • emun yemun — aman ne olur, aman yaman, aman dileme
  • emuna ameyış — amana gelmek, aman dilemek
  • emuna ardış — amana getirmek, aman dedirtmek
  • emuneta — emaneten, emanet olarak
  • emşun — bu akşam
  • emırıy Homay sari ser — başa gelen çekilir, güçlüklere katlanmak zorunda olduğunu belirtir
  • en — en, başına geldiği sıfatların en üstün derecede olduğunu anlamını kazandırır
  • en rınd — en güzel
  • ena kı — bu ki, -dığı şey, -eceği şey
  • ena kı ımri kerda — bana yaptığı (iyiliği-veya kötülüğü unutmadım)
  • ena lıew — bu kez, bu sefer
  • enarê — böylece, bu kez, ve
  • enê — bu, bunu (dişil için; çekimli)
  • enê dınıa — bundan böyle, bundan sonra, ardı sna
  • enê eyê ınzunayış — şunu bunu bilmemek, itiraz kabul etmemek
  • enê sero — bunun üzerine, bu nedenle
  • enêra pey — bundan sonra
  • encûlu — yavan, yağsız (yemek)
  • encûlu bıyayış — yavanlaşmak
  • encûlu kerdış — yavanlaştırmak
  • encûluyê (m) — yavanlık, yağsızlık
  • encûluyın — yavan, yağsız
  • encenaye — doğranmış olan
  • encenayış — doğramak, ince ince kesmek;
  • encra wet wcşiyey guni — bundan iyisi can sağlığı
  • encıs — bu tür, böyle, bu şekilde, bu biçimde, buna benzer, böylece
  • encıs encıs — böyle böyle, böylece, böylelikle, sonunda
  • encısyen — böyle olan, şöyle, böylesi, bu şekilde olan
  • encıyayış — doğranmak;
  • endhay — bu kadar, bu kadar çok
  • endik — bu kadarcık
  • endişe (n) — endişe, kaygı, tasa
  • endişe kerdış — endişe etmek, endişelenmek
  • endişe kotış — endişeye düşmek, kaygılanmak
  • endişeyın — endişeli, kaygılı
  • endna — J311 kadar daha
  • enedı — bunda
  • enera — bundan;
  • engaz (m) — saban, kara saban, çift sürmekte kullanılan ucu demirli araç
  • engcleyın — kollu (giysi)
  • engele (n) — giysilerde kol kısmı, giysinin kolu saran bölümü, kol
  • engişt verra nayış — parmakla ölç-
  • engmıyenın — ballı
  • engura siye — kara üzüm
  • engurey manın — bir bitki adı
  • engurey mirçıkun — kuş üzümü, kuş yemişi
  • engılıs (n) — uyuşuk olma durumu, uyuşukluk
  • engılısnaye — uyuşturulmuş olan (vücut organları için), Uyuşuk (el)
  • engılısnayış — uyuşturmak, keçeleştirmek . (vücut organları için)
  • engılısıyaye — uyuşuk, vücut organları uyuşmuş olması
  • engılısıyayış — uyuşmak, keçeleşmek (vücut organları için) '
  • engışt berz kerdış — parmak kaldırmak, bir toplulukta söz istemek 91
  • engışt cı darıtış — birisine parmak uzatmak, parmakla işaret etmek
  • engışt cı eştış — -e parmak atmak
  • engışt cı kuayış — parmak dürtmek;
  • engışt cı nayış — bir şeye parmak basmak
  • engışt gaz kcrdış — parmak ısırmak, şaşkınlık duymak
  • engışt lıyestış — parmak yalamak
  • engışt pa dayış — parmaklamak;
  • engışt pa nayış — parmak değdirmek, beğenmek
  • engışt po dayış — parmaklamak, bir şeye parmağı banmak;
  • engışt pue dayış — parmaklamak;
  • engışt vvenayış — parmak basmak, imza atmak
  • engışta nnyunyen — orta parmak engışta pil; büyük parmak
  • engışta qihnc — serçe parmağı, küçük parmak
  • engıştey xucwa kerdış — parmağına dolamak, parmağına takmak
  • engıştey xue engnnyeno dayış — parmağını bala batırıp almak
  • engıştey xue tio nıdayış — parmağını kıpırdatmamak, parmağını bile oynatmamak, tepki göstermemek
  • engıştey xuedi kay dayış — parmağında oynatmak
  • engıştune (n) — yüzük
  • engıştune pa kerdış — yüzük takmak nişanlanmak
  • eni — bu, bunu (eril için; çekimli)
  • eni — bunlar, bunlara
  • eni bin — bu, bunu
  • eni bin — bu, bunu
  • eni bin — bunlar, bunlara
  • eni binun — bunlar, bunları
  • eni cıs — bu tarzda, bu biçimde
  • eni fekıdı — bu arada, bu dar zamanda, bu dönemde
  • eni ki — bu ki, -dığı şey, -ceği şey eni mir hama zalıf awk unccnu
  • eni rûıdra — bu yüzden, bundan dolayı, bu nedenle, bunun için
  • eni ruccya — bu günlerde, yakın bir zamanda, geçenlerde
  • eni ruecuna — bu günlerde, yakın bir zamanda, geçenlerde
  • eni ruecuna — bu günlerde
  • eni ruecundı — bu günlerde
  • eni sebeba — bu sebeple,bu nedenle
  • eni semeda — bu nedenle
  • enidı — bunda enidı (enedi, eniyundı) yew gure
  • enira — bundan
  • enira eyira qâl kerdış — şundan bundan konuşmak
  • eniyun — bunlar, bunları (çekimli)
  • eniyundı — bunlarda
  • eniyunra — bunlardan
  • enkêra pey — bundan sonra, bundan böyle
  • enılıayd — şu anda şimdi
  • enıun waştiş — aman dilemek
  • ep — (çocuk dilinde) yiyecek yeme, yutma, içme
  • ep kerdış — (çocuk dilinde) yiyecek yemek, yutmak, içmek
  • epey — epeyi, cpeyce, oldukça, bir hayli
  • epik (m) — (çocuk dilinde) yiyecek, yemek, mama
  • eqrcba bıyayış — akraba olmak
  • eqreba — akraba
  • erê — hey, ulan, yahu (dişil için)
  • erê — geç, beklenen zamandan sonra
  • erê ere — ay ay (ne güzel)
  • erê fıstış — geciktirmek
  • erê kotış — gecikmek;
  • erê mendış — geç kalmak,gecikmek
  • erê verdayış — geç bırakmak, geciktirmek
  • erê verdıyayış — geciktirilmek
  • erêyê (m) — gecikme, geç olma, gecikmek durumu
  • erêym — gecikmeli, tehirli
  • erbab — erbap, usta, bir işi iyi bilen veya yapan
  • erbabû (m) — crbablık, ustalık
  • ercaye — kıymetli, değerli
  • ercaye bıyayış — değerli olmak, kıymetli olmak, kıymetlenmek
  • ercaye kerdış — kıymetli kılmak, kıymetlendirmek
  • ercayış — kıymetlenme
  • ercun beleş — çok ucuz, düşük fiyatına, yok pahasına
  • ercun bıyayış — ucuzlamak
  • ercun kcrdış — ucuzlatmak
  • ercun tıra qediyayiş — (bir şeyden) ucuz kurtulmak
  • ercun tıra xelcsiyayiş — (bir şeyden) ucuz kurtulmak, ucuz atlatmak
  • ercun vay — ucuz pahalı, ucuz pahalı olduğuna bakmadan
  • ercuna qefelnayiş — ucuza kapatmak, ucuza almak
  • ercunê (m) — ucuzluk
  • ercıyayc — değerli, kıymetli
  • ercıyayış — değmek, değerinde olmak, cş değerde olmak
  • erd eştış — yere atmak
  • erd gınayış — yere düşmek
  • erd gırotış — yer almak, toprak satın almak;
  • erd uw asmyen qelcşiyayiş — yer ve gök yarılmak
  • erd uw asmıyen mı vıraşti — yeri göğü ben yarattım demek
  • erda dayış — yere vurmak, yere değdirmek, yere basmak
  • erda nayış — yere basmak, yere koymak, yere değdirmek
  • erda savvıtış — yere sürmek, yere sürtmek
  • erda savvıyayış — yere sürünmek, yere sürtünmek
  • erda vıstış — yere çalmak, yere sermek, yerden yere vurmak, yere vurmak
  • erdin — topraklı, karalı, tabanlı
  • erdiş (m) — sakal
  • erdiş derg kerdış — sakal uzatmak
  • erdiş sıpye kerdış — sakalı ağartmak
  • erdiş verdayış — sakal bırakmak, sakal uzatmak
  • erdişsıpye — ak sakallı, yaşlı ve sözü geçen (kimse)
  • erdişın — sakallı
  • erdişın bıyayış — sakallı olmak, sakallı duruma gelmek,sakallanmak
  • erdo mendış — yerde kalmak; ortada kalmak, yalnız vc kimsesiz kalmak
  • erdo venayış — yerde bulmak
  • erdra Ineta asmyen — yerden göğe kadar, oldukça, pek çok
  • erdra kaş bıyayış — yerden sürünmek, perişan olmak
  • erdra kaş kerdış — yerden sürüklemek
  • erdra kcrdış — yere sermek
  • erdra unyayış — yere bakmak
  • erdrı dayış — yere vurmak, yere yıkmak;
  • eridi — bu günde
  • erme (n) — omuz;
  • ermin bıyayış — şey olmak
  • ermınyek — şey, belirsiz durum, iş
  • ernayueğ — alıcı
  • ernayış — satın almak
  • ero — hey, ulan, yahu (eril için)
  • err — abu, hayret be, of be, öf be, oy be hayret, şaşkınlık, öfke vb durumlarda söylenen bir söz
  • erra bıyayış — yere serilmek
  • erra dayış — yere sermek
  • erra kerdış — yere sermek
  • erra kotış — yere yatmak
  • erzaq (n) — erzak, uzun süıc saklanabilen yiyeceklerin genel adı
  • erzıyaye — atılmış olan, atılan
  • erzıyayış — atılmak;
  • erzıyayış — atlamak;
  • erşawite — gönderilmiş olan
  • erşawiyayiş — gönderilmek
  • erşawueg — gönderen, gönderici
  • erıyayış — satın alınmak
  • esaret (n) — esaret, kölelik, tutsaklık
  • esas (n) — esas, asıl, aslı
  • esasen — esasen, aslında
  • esir bıyayış — esir olmak
  • esir gırotış — esir almak
  • esir kerdış — esir etmek
  • esir kotış — esir düşmek
  • eskıc (m) — kurutulmuş üzüm tanesi, kuru üzüm
  • esmer — esmer
  • esmer bıyayış — esmerleşmek
  • esmere (m) — esmerlik, esmer olma durumu
  • esnaf — esnaf
  • esnafe (m) — esnaflık
  • esrar (n) — esrar
  • esrar untış — esrar çekmek, esrar içmek
  • esrar şımıtış — esrar içmek
  • esrarkeş — esrarkeş
  • esrarkeşe (m) — esrarkeşlik
  • esrarın — esrarlı
  • esta-se — varsa
  • estayış — bulunmak, var
  • estûn po dayış — bir şeye altan direk dayamak
  • estûnyen — sütunlu
  • estcy kutik — muzır, zararlı, her şeyi bozan veya karıştıran, uğursuz estey yi (yê) miri, puestey yi (yê)
  • este (n) — kemik
  • este bıyayış — kemikleşmek
  • este kerdış — kemikleştirmek
  • este kuetış — kemik kemirmek, kemik yalamak
  • este piera şıkıtış — (birbirine) düşman olmak, daha önce birbiriyle kavga etmiş olmak este şıkıyo pie nıyenu, guin rışıya
  • este ver eştış — (birinin) önüne kemik atmak, oyalamak, küçük bir şeyle susturmak
  • esten (n) — boynuz
  • esten purı dayış — boynuzlamak, süsmek, tos vurmak
  • esterıte — silinmiş, süpürülmüş, temizlenmiş olan
  • esterıyayış — silinmek, süpürülmek
  • esterıyın — boynuzlu
  • esterıyın bıyayış — boynuzlanmak, boynuzu çıkmak
  • esteyın — kemikli
  • estu — bunda bir iş var, bu durumun gizli bir yanı var
  • estu çiınyu — var yok
  • etya — bura, burası, bu yer
  • etya miri uca tûri — bura benim ora senin, gide gide, araya araya giderek
  • etyadı — burada
  • etyara — buradan;
  • etyara uçara — şuradan buradan
  • evvcıs ameyış — (birine) öyle gelmek, öyle sanmak, zanetmek
  • evvcıs çiy çinıyu — öyle şey yok, öyle yağma yok
  • evvcıs evvcıs — oyle öyle, yavaş yavaş, öylelikle, sonunda
  • evvcısyen — öyle olan, o tür olan, öyle (olanlar)
  • evvhayd — o anda
  • evvliya — evliya
  • evvı — o, ona (eril için, işaret zamiri ve işaret sıfatı)
  • evvı bin — diğeri, öteki, öbürü, öbürkü
  • evvı semeda — o nedenle
  • evvı seredı — o sıralarda, o esnada
  • ewi eni — o bu, onu bunu
  • ewlad — evlat, bir kimsenin çocuğu
  • ewladê (m) — evlatlık
  • ewladêra eştış — evlatlıktan atmak
  • ewladêra vetış — evlatlıktan çıkarmak, evlatlıktan reddetmek
  • ewliyayê (m) — evliyalık, ermişlik
  • ewqas — o kadar, o kadar çok, o denli
  • ewraq (m) — evrak
  • ewı ruec eın rueeu — o gün bu gündür, o zamandan beri
  • exlaqm — ahlaklı
  • exlaqsiz — ahlaksız
  • exlaqsizê (m) — alılaksızlı
  • extiyar bıyayış — ihtiyarlamak
  • extiyar kerdış — ihtiyarlatmak
  • extiyarê (m) — ihtiyarlık, yaşlılık
  • ey — ey, hey
  • ey vvallah — eyvallah
  • eya — o, ona (dişil için; işaret zamiri ve işaret sıfatı)
  • eya bin — diğeri, öteki, öbürü, öbürkü
  • eya gı mı tıra unta — ondan çektiklerim (acılar, kötülükler)
  • eya gı nu tıra diya — ondan gördüğüm (kötülükler), ondan çektiğim (acılar);
  • eya kı tû nnri kerda — bana yaptığın (iyilik, kötülük vb)
  • eyê — o, 011u (dişil için; işaret zamiri ve işaret sıfatı; çekimli durumu)
  • eyê ene ez nızun — onu bunu bilmem, şunu bunu bilmem
  • eyêdi — onda
  • eyêra — ondan;
  • eyi — o, onu (eril için; çekimli durumu) eyi gı sual ronnta e\\vı zi merdu: tuz eken de ölmüş, gerekli harcamalardan kaçınmamak, cimriliğe karşı cömertliği yeğlemek
  • eyi — onlar, onlara (işaret zamiri ve işaret sıfatı)
  • eyi binun — diğerleri, öbürleri, ötekileri
  • eyidı — onda
  • eyindı — onlarda
  • eyinra — onlardan
  • eyira — ondan
  • eywallah nıkcrdış — eyvallah etmemek, kinseye boyun eğmemek
  • eywallali vatış — eyvallah demek
  • ez — ben
  • ez eni guredı çiınyu — ben bu işte yokum ez enkê çı wel (herr) xue sarerı kiri: acı bir olay karşısında başına toprak dökerek feryat etmek, ben şimdi ne yapayım! çok acı ve sıkıntılı bir durum karşısında çaresizliği belirtmek için kullanılır
  • ez ezo — ben benim
  • ez tû vêni — göreyim seni, senden başarılı sonuçlar bekliyorum
  • ez zi — ben de
  • ezan wuniyayiş — ezan okunma
  • ezçi — benci
  • ezê (m) — benlik
  • ezber (n) — ezber
  • ezber bıyayış — ezberlenmek
  • ezber kerdış — ezberlemek, ezber etmek
  • ezbera — ezbere
  • ezberra — ezberden, ezbere
  • ezberra vatış — ezbere konuşmak, bilmeden konuşmak
  • ezberra wendiş — ezbere anlatmak, okunan bir şeyi olduğu gibi anlatmak, ezbere okumak
  • ezberra zunayış — ezbere bilmek, bir şeyi çok iyi bilmek
  • ezci — benci
  • ezciyê (m) — bencilik, benlikçi
  • eziyet (n) — eziyet, sıkıntı, zahmet
  • eziyet cı dayış — -e eziyet vermek
  • eziyet kerdış — eziyet etmek
  • eziyet untış — eziyet çekmek
  • eziyetin — eziyetli, sıkıntılı Ê
  • ezun vendayış — ezan okumak
  • ezun wendiş — ezan okumak
  • eşkavvıte — sökük, dikişi sökülmüş olan
  • eşkavvıtış — (dikişi) sökmek
  • eşkavvıyayış — (dikişi) sökülmek
  • eşkayış — edebilmek, yapabilmek, gücü yetmek, muktedir olmak
  • eşkera — aşikar, açık, belli, gizliliği olmayan;
  • eşkera bıyayış — açıklanmak;
  • eşkera eşkera — açıktan açığa, açık olarak, açıkça
  • eşkera kerdış — açıklamak, açıkça söylemek, ifşa etmek
  • eşkera vatış — açıkça söylemek, gizli bir yanı bırakmadan konuşmak
  • eşkerayê (m) — açıklık, gerçeği olduğu gibi söyleme durumu
  • eşnavvıte — duyulmuş olan;
  • eşnavvıtış — duymak, işitmek, bilgi veya haber almak
  • eşnavvıtış dayış — duyurmak
  • eşnavvıyayış — duyulmak, işitilmek
  • eşnawitiş ameyış — duyurulmak
  • eşnawitun guere — söylentilere göre, söylenenlere göre
  • eşq kotış — aşka düşmek
  • eşqa aıneyış — aşka gelmek, duygulanmak
  • eşqiya — eşkıya, haydut
  • eşqiyayê (m) — eşkıyalık
  • eşref — eşref, onurlu, ileri gelenler
  • eşrefe (m) — eşraflık
  • eşte — atılmış olan, atık
  • eşya (m) — eşya
  • eşyayın — eşyalı
  • eğit — yiğit
  • eınserryen — bu senelik, bu seneye ait olan, bu sene yetişen
  • eınuu cınun — aman aman