Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- H —
- ha — ha; | lıaydi; | ya, öyle mi; | işte
- ha ... lıa ... — ha ... ha ...
- ha êr, lıa sıba — ha bu gün ha yarın
- ha biye ha biye — ha gel ha gel
- ha etya ha uca — lıa bura ha ora; | bir bura bir ora, gide gide
- ha ez ameyo ha ti — ha ben gelmişim ha sen
- ha gidi ha — ha gidi ha
- ha lıa — lıa (şaşırmayı anlatan işaret sözü); | lıahlıa
- ha vacı lıa vacı — ha söyle ha söyle, söyle ha söyle, söyleye söyleye
- ha, otıro — ya, öyle mi?
- hac (m) — hacet, ihtiyaç, istek; | gereç, araç
- hac şayış — haca gitmek
- hac, hacc (n) — lıac
- hacet — hacet
- hacey ... ca ardış — ihtiyacını yerine getirmek, ihtiyacım karşılamak
- haciye (m) — hacılık
- haclıacık — kırlancık
- hadê — hadi, haydi, haydin
- hadê etyara — hadi buradan
- hadê hadê — hadi hadi, haydi haydi
- hadê tı zi — haydi sen de
- hadê uçara — haydi oradan
- hadise (n) — hadise, olay
- hadiseyın — hadiseli, olaylı
- hadrcyê (m) — hazırlık
- hadre — hazır
- hadre bıyayış — hazırlanmak, hazır olmak
- hadre kerdış — hazırlamak, hazır etmek
- hadredı — hazırda
- hadycn — haydin, haydinsene; | haydin gidelim
- hafizê (m) — hafızlık; | körlük
- hafız — hafız; | kör
- hafıza (m) — hafıza
- hafızay ... cadı bıyayış — hafızası yerinde olmak, aklı yerinde olmak, bunamış olmamak
- hah — hah
- hah una — hah böyle
- haho — ya, bak hele, o, şaşkınlığı anlatır
- hahu — ya, beklenilmeyen bir durum karşısında küçümseyici bir ünlcm
- hahuke vetış — yer altından su yolu açmak
- hak (n) — yumurta
- hak bina nayış — (tavuğun) altına yumurta koymak, kuluçkaya oturtmak
- hak fekıy qın ameyış — yumurta kapıya dayanmak, yapılacak iş için zaman çok daralmak
- hak kerdış — yumurtlamak, yumurta yapmak
- hak qimdi mendış — (birinin) götünde yumurta kalmak, huzursuz olmak, yerinde dnranıamak
- hakem — hakem
- hakeme (m) — hakemlik
- hakime (m) — hakimlik
- hakra bıyayış — yumurtlamaktan kesilmek, daha yumurtlamamak
- hakımıy xue bıyayış — kendine hakim olmak
- hakın — yumurtalı
- hakını — hakim, egemen; | yaıgıç
- hal (n) — hal, durum, vaziyet
- hal bıyayış — hallolmak, hallolunmak, çözümlenmek
- hal kerdış — halletmek, çözmek
- hal keyf — hal hatır
- hal liawal — lıal durum, eliwal
- hal mesela — kısaca, hülasa
- hal pc bıyayış — (birine bir) hal olmak, kötü duruma düşmek
- hal tede mınendış — hali kalmamak
- hal uw wextiy ... cadı bıyayış — hali vakti yerinde olmak, oldukça zengin olmak
- hal xatir — hal lıatır
- hal xatir persayış — hal hatır sormak
- hala — hala, şimdiye kadar, henüz
- halahala, lıallıala (m) — hayhuy, şamata. ağız kalabalığı; | gürültü; | bağırıp çağırma, ağız kavgası
- halalıala kerdış — şamata etmek, gürültü etmek; | ağız kavgası etmek, kavga etmek
- halalıala vetış — gürültü çıkarmak
- halalıaladı — gürültüde, şamatada, gürültü içinde
- halbıko — halbuki
- halbıkı — halbuki, oysa, oysaki
- halihazır — halihazır, mevcut durum
- halim selim — halim selim
- halime (m) — uysallık
- halini — halim, yumuşak huylu, uysal, uyumlu
- halra kotış — halden düşmek, takatten düşmek
- halycnra perrayış — yuvadan ayrılmak, büyümek; | büyüyüp aileden ayrılmak
- halycınn — yuvalı
- halyen bestış — yuvalamak, yuva yapmak
- halyenıy mirçıkun — kuş yuvası
- halyeu, halên (n) — yuva (kuşlar için)
- halıhazırıdı — mevcut durumda
- halıy ... kotış — durumuna düşmek
- halıy ... persayış — halini sormak, durumunu sormak
- halıy ... xerepiyayiş — durumu bozulmak
- halıy ... xirabm bıyayış — hali harap olmak, bitkin ve perişan olmak
- halıy ...-dı bıyayış — durumunda olmak
- halıy kira zunayış — halden anlamak, insanın halini anlamak
- halıy nımendış — hali kalmamak
- halıy xuedi — halinde, görünümünde; | kendi halinde
- halıy xuedi bıyayış — kendi halinde olmak, hiçbir şeye karışmamak
- halıy xuedi verdayış — kendi haline bırakmak, kendi halinde bırakın.
- halıy xuera nıunıyayış — kendi haline bakmamak, ne halde olduğuna bakmadan
- hama — hala, henüz, şimdiye dek; | olduktan sonra, ondan sonra, hemen; | hele
- hamile — hamile
- hamileye (m) — hamilelik
- handey kueyun — dağlar kadar, çok fazla, pek çok, çok büyük
- hanıa hama — hemen hemen
- hap — hap, (çocuk dilinde) yeme
- hap kerdış — hap etmek, yemek
- har — kudurgan, kudurmuş, azmış, çılgın; | kuduz
- har bıyayış — kudurmak; | azmak, azdırılmak; | azgınlaşmak
- har kerdış — kudurtmak; | azdımıak, azıştırmak
- hararet (n) — hararet
- hararet bırnayış — hararet kesmek, hararet söndürmek
- hararet dayış — haıeıet vermek
- hararet rue nıyayış — hararet basmak
- hararet... gırotış — hararet basmak
- hararetin — hararetli
- hareket (n) — hareket, devinim
- hareket kerdış — hareket etmek; | devinmek
- hareket kotış — harekete geçmek, hareketlenmek, hareket etmek
- hareket, vıstış — harekete geçirmek, hareketlendirmek
- hareketin — hareketli
- harfi (m) — kudurganlık, azgınlık
- harr (m) — yemlik, ahırda hayvanlara yem konulan veya verilen yer
- harre (n) — filiz, sürgün, yeni sürmüş körpe ve küçük dal, şıvgın
- harre dayış — filiz vermek, filizlenmek, büyümak, budaklanmak
- harre kerdış — filizlenmek, filiz vermek, sürgün açmak, budaklanmak
- harreyın — filizli, sürgünlü
- harrın — yemlikli
- hasud — kıskanç
- hasude (m) — kıskançlık
- hasude kerdış — kıskanmak
- hatmıcc (n) — atmaca
- hatısnayış — korkutmak
- hatısıyayış — şaşırıp kalmak, korkudan donup kalmak
- havil (m) — yarar, fayda, yardım
- havılcy çow, çowri ınbıyayış — kimsenin yararı kimseye dokunmamak, herkes kefıdi sorunlarıyla mnşgul olmak
- havıley ... cıri bıyayış — (birine) yararı olmak, (birine) faydası dokunmak
- havıley ... cırı nıresayış — (birine) yararı dokunmamak
- haw — hav
- haw haw kerdış — hav hav etmek, havlamak
- hawar kerdış — yüksek sesle imdat çağırmak; | ağlayarak yakarmak
- hawar, lıevvar (m) — inidet, imdat çağrısı
- hawhaw — havhav; | (çocuk dilinde) köpek
- hawz kotış — havuza girmak, havuzda yüzmek
- hawz, hevvız (m) — havuz
- hawzin — havuzlu
- hay — hay, vay
- hay (n) — esna, an
- hay Allah — hay Allah
- hay lemin-ê — hay be, vay be; | vay haline
- hay lıo — hoppala, o lıo
- haya (m) — haya, ar, utanma duygusu, utanç
- haya kerdış — haya etmek, utanmak
- hayat cı dayış — bir şeye hayat vermek, canlandırmak
- hayat venayış — hayat görmek; | yaşanı bulmak
- hayat vıyarnayış — hayat geçirmek, yaşamak
- hayat, heyat (n) — hayat, yaşam
- hayatra — hayattan, yaşamdan hayaynv. hayalı, utangaç
- hayatıy ... kotış — hayatına girmek, yaşamında yer almak
- hayatıy xue romıtış — hayatını devam ettirmek, yaşamını sürdürmek,yaşamak
- hayatıy xue viyarnayış — hayatını geçirmek, hayatını yaşamak
- hayê pê kerdış — göz kulak olmak, korumak, ilgilenmek
- hayc (m) — haber; | malumat, bilgi
- haydar — haberdar, haberli, bilgili
- haydar bıyayış — haberdar olmak, bir şeyden haberi olmak, bildirilmek, bilgi edinmek
- haydar kerdış — haberdar etmek, bildirmek, uyarmak
- hayey ... pê bıyayış — (birinden veya bir şeyden) haberi olmak, malumatı olmak
- hayey ... pc nışayış — (birinden veya bir şeyden) haberi olmamak, duymamış olmak; | sahip olmamak, bulunmamak
- hayey ... tıra çinıyayış — bir şeyden veya birinin durumundan haberi olmamak, haberdar olmamak, bir şey hakkında bilgisi olmamak
- hayey ınird veşunra çinıya — tok, acın halinden bilmez, tokun açtan haberi yoktur
- hayf (n) — hayıf, yazık; | acınma, üzülme
- hayf bıyayış — yazık olmak, hayıflanmak
- hayfu kı — ne yazık ki
- hayfıy ... cıri ameyış — birinin durumuna üzülmek, hayıflanmak
- hayfıy xne tcde vetış — bilisinden acısını çıkarmak
- hayfıy xue tıra gırotış — birisinden hayfını almak, intikamını almak
- hayfıyayış — boş yere harcanmak, boşuboşuna gitmek, heba olmak
- hayhay — hayhay, „seve seve, elbette, olur\" anlamlarında kullanılır"
- haylıngkay (n) — bir ayak üzerinde lıoplayarak oynanan bir oyun
- hayrctıdı nıendış — hayrette kalmak
- hayret (n) — hayret, şaşırma
- hayret kerdış — hayret etmek
- hayretıdı vcrdayış — hayrette bırakmak, hayretler içinde bırakmak
- hayrun bıyayış — hayran olmak
- hayrun meudış — hayran kalmak
- hayrun qirbun — hayran kurban
- hayrun, lıayran — hayran
- hayrunê (m) — hayranlık
- hayvvun bıyayış — hayvanlaşmak, kabalaşmak
- haywun kerdış — kabalaştırmak, görgüsüzce davranmasına neden olmak liaywun nnrenu çerine ınunenu,
- haywunê (m) — hayvanlık
- haywunê kerdış — hayvanlık etmek, hayvanca davranmak
- haywunun weye kerdış — hayvan beslemek, hayvancılık etmek
- hazindi — hazırda, el altında
- hazindi bıyayış — hazırda olmak, hazırda bulunmak
- hazirê (m) — hazırlık
- hazirê vênayiş — hazırlık görmek
- hazircewab — hazırcevap
- hazret — hazret
- hazretıy Nulı'ra ca mendış — hazıeti Nuh'tan kalma
- hazır — hazır
- hazır bıyayış — hazır olmak, hazırlanmak
- hazır kerdış — hazır etmek, hazırlamak, hazır duruma getirmek
- hazır mv nazır — hazır ve nazır
- hazıre kerdış — hazırlık etmek, hazırlık yapmak
- hazırıbı — hazır ol
- haşa — haşa
- haınara zi — hala da, şimdiye .dek
- hâvi nıbıyayış — (bir şey) bulunmaz veya bulunma umudu olmamak
- hê — hele
- hêdi, lıidi — yavaş; | yavaşça
- hêdiya — yavaşça
- hêdiyê (ın) — yavaşlık, yavaş olma durumu
- hêf, lıeyf — bir kez, bir defa
- hêfyek — hiçbir kere, bir kez dahi, kesinlikle, katiyen, asla
- hêga ronntış — tarlayı sürmek
- hêga, yega, nycga (n) — tarla
- hêgay ğeli — buğday tarlası, buğday ekili tarla
- hêna — gene, yine
- hêna, una — böyle, şöyle
- hêneiv zınva — suyu kurumuş pınar
- hêrs bıyayış — küsmek, gücenmek, darılmak, aiınmak; | öfkelenmek, kızmak
- hêrs kerdış — küstürmek, gücendirmek; | öfkelendirmek
- hêrs, yers, lıyers (n) — küsme; | öfke
- hêrsbiyaye — küsmüş olan, küskün, gücenmiş olan
- hêrsiy xue ...-dı teber kerdış — (başkasında) öfkesini çıkarmak, öfkesini başkasına karşı göstermek
- hêrsnik — küskün, çabuk küsen
- hêt sıbaya — sabaha doğru, sabaha karşı, sabah olmak üzere
- hêveri — ilk önce, ilk başta
- hêvi (m) — umut, ümit
- hêvi bıyayış — umulmak, ümit edilir; | buluna bilinir, bulunmak
- hêvi kerdış — ummak, ümit etmek
- hêvi nıkerdış — (herhangi bir şeye) sahip olmamak
- hêvidar — ümitli, umudu olan
- hêviyey xue pa bestış — ümidini bağlamak, birine veya bir şeye ümit bağlamak
- hêviym — ümitli
- hêw, biye etiya — hey, buraya gel
- hêw, hêy — hey
- hûcra (m) — hücre; | küçük oda; | medrese
- hûcradı mendış — hücrede kalmak
- hûcradı wendiş — medresede okumak, din eğitimi görmek
- hûdıd (n) — hudut, sınır
- hûdıd uncıyayış — sınır çizilmek, sınırlandırılmak
- hûdıd untış — sınır çekmek, sınır çizmek; | sınırlamak
- hûdıdın — sınırlı, hudutlu
- hûll (m) — başı yerde ters dönme; | amuda; | çocuk
- hûll dayış — takla atmak, amuda kalkmak
- hûll dıyayış — götü yukarıya gelecek çekilde ters dönmek
- hûnc pêsayiş — pınarın suyu kurumak, kaynağın suyu kesilmek
- hûnerıy xue ra-muetış — hüner göstermek, ustalığını ortayak oymak
- hûrmetkarê (m) — saygı; | saygıh olma durumu
- hûrr — hür, özgür
- hût — çok büyük ve güçlü; | balina
- hücum (n) — hücum, saldırma
- hücum ... ser kerdış — (birinin veya bir şeyin) üzerine hücum etmek
- hücum cı bıyayış — hücum edilmek saldırılmak, saldırıya uğramak
- hücum cı kerdış — hücum etmek, bir şeye saldırmak
- hücuma — hücumla, hızla
- hüner (n) — hüner, beceri, ustalık
- hüner tede çinıyayış — birisinde hüner olmamak, beceriksiz olmak
- hünerin — hünerli
- hürmet (n) — hürmet, saygı
- hürmet kerdış — hürmet etmek
- hürmet ra-muetış — hürmet göstermek, saygı göstermek
- hürmetkar — hürmetli, saygılı
- hürriyet (n) — hürriyet, özgürlük
- hüviyet (n) — hüviyet, kimlik
- hcbna — bir tane daha; | biraz daha
- hccız, lıecz (n) — haciz
- hcdi şayış — yavaş gitmek, yavaş hareket etmek, yavaşlamak
- hcdika — yavaşçacık
- hcgın bıyayış — hakkında gelmek
- hcgın, yegın, lıyegm — hakkında gelen, gücü yeten
- hcim dayış — kokuşmak, kötü bir koku vermek; | buhar çıkarmak
- hcl'na, lıeyna — bir kez daha, bir daha; | başka bir defa, başka zaman
- hclesıyaye — çürük, ezik, çürüyüp bozulmuş olan
- hclla kı, hellago — o an ki, -cağı zaman, bir olayın geçtiği an
- hcmalêy ... kerdış — (bir kimsenin) hamallığını yapmak
- hcmcn hemen — hemen hemen
- hcmle (n) — hamle
- hcmle eştış — hamle atmak, hamle yapmak
- hcmle kcrdış — hamle etmek
- hcmşiraye (m) — hemşirelik
- hcnaryer (m) — nar ağacı
- hcnd ..., hemc ... — o kadar çok
- hcst bıyayış — koyulaşmak (pekmez yoğurt), kıvamı az sulu olmak
- hcsırıyayış — yaşarmak (gözler)
- hcsıyayış — uyanmak; | farkına varmak; | duymak, öğrenmek
- hcttuni kı — -ceye kadar, -ceye dek
- hcvvêy ... ardış — eğlendirmek, neşelendirmek
- hcvvêy xue ardış — eğlenmek, neşeli vakit geçirmek, can sıkıntısını gidermek, avunmak
- hcvvna bıyayış — uyutulmak; | söndürülmek
- hcvvtın — yedili, yedilik, yedinci
- hcwlêra — iyilikten, iyilik üzerine
- hcwmy xue gırotış — uykusunu almak, yeteri kadar uyumak
- hcwna kcrdış — uyutmak, uykuya yatırmak; | (ateşi) söndürmek
- hcwnidi nıcndış — uykuda kalmak
- hcwniy ... vıla bıyayış — uykusu dağılmak, uykusu kaşmak
- hcwnm — uykulu
- hcwnun vênayiş — rüya görmek, uyurken düşler görmek
- hcwra, hora — bulutlu
- hcwrayin — bulutlu, bulutla kaplı
- hcwt serrera lıctta hewtay şerre — yediden yetmişe kadar, eli ayağı tutan kim varsa iıovt serryeııra lıctta hewtay serr-
- hcwtsêym — yedi yüzüncü
- hcwtsc — yedi yüz
- hcy — bir kez, bir defa; | hele
- hcy gidi lıcy — hey gidi hey
- hcyayış — yetmek, yeterli olmak; | payına düşmek
- hcyccumy ... gırotış — keyccana kapılmak, (birisini) heyecan sarmak
- hcyccuna ardış — heyccana getirmek, heyecanlandırmak
- hcyl kerdış — bir ayak üzerinde oynamak, bir ayak üzerinde zıplayarak yürümek, sekmek
- hcyl, liêl (n) — bir ayak üzerinde durma; | sekme; | birayak üzerinde zıplayarak oynanan bir çocuk oyunu
- hcylıng — bir ayak üzerde hoplama
- hcyna — bir daha, bic kefa daha
- hcyun — -ceye dek, -ceye kadar
- hcyuno.kı — -ccye kadar, -ceye dek, -ceye değin, ne zaman ki
- hczazın — bataklı; | toprak kayması olan (yer)
- hcşt — sekiz
- hcınomun (n) — ıhca, kaphcalar
- heb bıyayış — tanelenmek, tanelere ayrılmak
- heb eştış — hap atmak, hap yutmak
- heb heb — tane tane
- heb kerdış — tanelemek
- heb, habb (m) — tahıl tanesi, habbe;
- hebik (z) — nohut, fasulye ve dövme buğday karışımından yapılan bir yemek; | hedik
- hebyek — bir tane; | birazıcık, az
- hebın — taneli
- hecımnayış — rahat bırakmak, başına iş açmamak
- hedd uw hesaba ınameyış — had ve hesaba gelmez, sınırsız olınak, sayılmıyacak kadar çok olmak
- hedd uw nesnbıy ... çinıyu — (bir şeyin).haddi hesabı yoktur, pek çok
- heddra vıyertış — haddinden geçmek, haddinden fazla, aşırı olmak
- heddra zıyedo — haddinden fazla, gereğinden çok
- heddıy ... nıbıyayış — (birinin) haddi olmamak
- heddıy xue znnayış — (kendi) haddini bilmek
- heddıy xuera vıyertış — haddini aşmak, aşın gitmek
- heddıy... cı dayış — (birine) haddini bildirmek, sert bir şekilde karşılık verek cezalandırmak
- hedef (n) — hedef,
- hedef bıyayış — hedef olmak, hedeflenmek
- hedef gırotış — hedef almak
- hedef kerdış — hedef yapmak, hedef etmek, hedeflemek
- hedi bikir — yavaş et, yavaş yap!
- hedi bıyayış — yavaşlamak
- hedi kcrdış — yavaşlatmak
- hedi liêdi — yavaş yavaş, ağır ağır
- hedis, hadis (n) — hadis
- hedise (n) — hadise, olay
- hedise vetış — olay çıkarmak, olumsuz bir olayın çıkmasına neden olmak, kavga etmek
- hediye (n) — hediye
- hediye kerdış — hediye etmek
- hediyek — yavaşçacık, yavaşça
- hediyeyın — hediyeli
- hedre bıyayış — hazır olmak, hazırlanmak
- hedre kerdış — hazır etmek, hazırlatmak
- hedre, hadıre — hazır
- hedreyê (m) — hazırlık
- hedrıyayış — hazır bulunmak, (olayın geçtiği yerde) hazır olmak
- heftêyen — haftalık
- hefte (n) — hafta
- heftena — bir hafta sonra, bir hafta daha; | başka haftaya
- heftera hefte — haftadan haftaya, her hafta, haftalık
- hega a\\vk dayış — tarlayı sulamak
- hegr wext — her vakit
- hekim — hekim, doktor
- hekime (m) — hekimlik, doktorluk
- hekke (n) — erkek keklik
- hela bıuni — hele bak
- hela hela — hele hele
- hela u\\v weşibu — helal hoş olsun
- hela şûkır — hele şükür
- hela, hele — hele, özellikle
- helak — helak, yok olma
- helak bıyayış — helak olmak
- helak kerdış — helak etmek
- helal — helal, haram karşıtı
- helal bıyayış — helal olmak
- helal kerdış — helal etmek, helalleşmek, hakkını birbirine bağışlamak
- helalê waştiş — helalleşmak, birinden hakkım helal etmesini dilemek; | vedalaşmak
- helale (m) — helal olma durumu, helalleşme; | helallik ,
- helale sero — helal biçimde, meşru yollardan
- helalıbu — helal olsun; | yarasın
- helavvi (m) — helva, pekmezle undan yapılmış helva
- helaw (m) — pekmez
- helaw ruwayiş — pekmez şekerleşmek, pekmez mayalanmak veya ekşimeya başlamak
- helawa ruwayê — şeker bağlamış pekmez, mayalanmış veya ekşimiş pekmez
- helawey engûr — üzüm pekmezi
- helawey tûyun — tut pekmezi
- helawin — pekmezli
- helerg (m) — büyük yapraklı ve yaprakları pişirilip yenilen bir ot tüm
- heles (n) — çürüme, çürüklük
- helesnaye — çürük, çürütülmüş olan
- helesıyayış — çürümek, bozulmak
- helik (n) — taşak, er bezi
- helik bılıkra bıyayış — (argo) güçten düşmek, takatsiz kalmak, çok yıpranmak
- helimın — kıymaklı
- helinı bestış — kaymak bağlamak, kaymak tutmak
- heliın (m) — kaymak, süt gibi bazı sıvıların yüzeyinde oluşan ince zar
- heliın bıyayış — kaymak bağlamak, kaymaklanmak, kaymak olmak
- heliın serra gırotış — (bir şeyin) üzerinden kaymağını almak
- heliıney şit — süt kaymağı
- hell rnv goın — iki de bir, sık sık
- hell, luel (m) — an, kısa zaman; | öğle paydosu
- hellay devvâri — öğle saatlerinde hayvanları dinlendirme ve süt sağma zamanı
- hellay yeri — ikindi zamanı
- hellay şuin — akşam vakti
- helmûnyen — açık sarılı, açık sarı renkle boyanmış olan
- helnaye — erimiş olan
- helnayış — eritmek; | ergitmek
- helnnn — buharlı; | nefes kokulu
- helnny fêk — ağız kokusu, nefes kokusu, ağızdan çıkan nemli nefes
- helqa (m) — halka, çember
- helqa bestış — halka olmak, halka bağlamak, halka, biçiminde dizilmek
- helqa bıyayış — halkalanmak
- helqa kerdış — halkalamak
- helqa pa kerdış — -e halka takmak, (birisine) nişan yüzünü takmak
- helqayin — halkalı
- helqûşte, helquşme (n) — bir sıra şeklinde birbirine yapışık veya ipe dizili olanların meydana getirdiği küme; | grup; | birbirine yapışık meyve (kiraz), salkım
- helquşte bıyayış — sıra şeklinde kümelenmek, küme küme oluşmak
- helquştey keynun — bir grup kız
- helquştey sûnciq — dut veya üzümden yapılmış sucuk salkımı
- helquştey wişnun — vişne veya kiraz salkımı
- helquşteyin — küme küme, sna sıra, saikını salkım
- helı (n) — tüneme yeri, (tavuk) uyumak için bir dala konma, tavukların uyuma yeri
- helı vicayış — (tavuklar) tünemek için ağaca veya yüksek bir yere çıkmak
- helı şayış — tünemeye gitmek, tünemek, (tavuklar) uyumaya gitmek
- helın (n) — ağır koku, kokuşma; | buhar, nemli hava, nefes
- helınûn, hellimin — açık sarı (renk); | bir çeşit ot, bu ottan çıkarılan açık san boya meddesi
- helıyayış — erimek; | eritilmek
- hem ... hem ... — hem ... hem ...
- hema — daha, henüz, ancak
- hemal, hammal — hamal
- hemalê (m) — hamallık
- hemalı (n) — bir çeşit muska
- hemc çi — her şey, tüm şeyler
- hemc kes — herkes, tümü
- hemclnayış — (besini) sindirmek, hazmetmek; özümlcmck, özümsemek
- heme ca — her yer, tüm yerler
- hemehyayış — (midede) sindirilmek; | özümlenmek, özümsenmek
- hemel (n) — sindirim, hazım
- hemen — hemen
- hemhem — (çocuk dilinde) yemek, yiyecek, yemek yeme
- hemhem kcrdış — (çocuk dilinde) yiyecek yemek
- hemle \\uerı dayış — hamle etmek, yeltenmek
- hemom, hemmam (n) — hamam
- hemun — hepsi, hepsini, tümü, tümüleri
- hemşehri — hemşeri, aynı şehirden olan kimse; | tanıdık, dost
- hemşehriye (m) — hemşeıilik
- hemşira (m) — hemşire
- hemı zi — hem de
- hemı zi seni — hem de nasıl
- hen, henn — kahve rengi, kına rengi
- henar, lnnar (m) — nar
- hend ... henda bes — çok çok, aşırı derccede, istediğin kadar
- hend nnda henda bes — çok çok güzel, o kadar çok güzel ki...
- hend ray — çok kez, çok defa, sayısız kere, defalarca
- hend, hand — kadar, o kadar, öylesi, böylesine
- hendey dünya — dünya kadar, pek çok, çokça
- hendey hêr bıyayış — eşek kadar olmak çocuk değil artık büyümüş olmak
- hendey ycwkui kerdış — çok büyütmek, çok abartmak; | pek çok övmek, „göklerc çıkarmak\"" verb 132 hendû, henda bes pek çoktur word 132 hcndo çoktur nendo kı zûr vındertcbu raşt 111- word num_in_def 132 vunu yalan olduğu sürece doğruyu söylemez, çok yalan söylemek word out_of_order 132 hendhay o kadar çok, çokça, öylesine, bunca word 132 hendna bir misli daha word 132 hcndıkı kadar, -dığı kadar word 132 hendıko kadar, -dığı kadar word 132 hcndıko tûra yena pey mem elinden geleni ardına koyma word 132 hene, hennc kına n noun 132 hene cı nayış kına yakmak, kına sürmek verb 132 hene cı nıyayış kınalanmak verb 132 hene kcrdış kınalamak verb 132 henney kerrun kaya yosunu, kaya kınası word 132 hcnek şaka m noun 132 henek kerdış şaka etmek verb 132 henekey xue tede kerdış birisiyle şaka etmek, şakalaşmak; | (biriyle veya bir şeyic) dalga geçmek verb 132 henekra şakadan, şaka olarak word 132 nenekerde kınalı, kınalanmış (el) word out_of_order 132 heneyın kınalı word 132 hene kahve renklilik, kahve renginde olma durumu m noun 132 hcng ağlamaklan çıkan ses, hüngür word 132 hetıg heng hüngür hüngür word 132 hcng heng bcrmayış hüngür hüngür ağlamak verb 133 hcngayış hüngürdcmek, yüksek sesle ağlamak verb 133 hengi hüngürtü, ağlama sesi m noun 133 hep, lıenını (çocuk dilinde) yeme, yutma, hap word 133 ncp kerdış hap etmek, yemek, yutmak verb out_of_order 133 hcpê, hcmmê ©çocuk dilinde) çocuk yiyeceği, çorba, mama m noun 133 nepıs, lıebs hapis, ceza evi n noun out_of_order 133 hepıs eştış hapse atmak, hapsetmek verb 133 nepıs fıstış hapis ettirmek verb out_of_order 133 hepıs kerdış hapsetmek; | hapsedilmek verb 133 hepıs kotış hapise düşmek verb 133 hepıs pawitiş hapis beklemek, hapis yatmak verb 133 hepıs vverdış hapis yemek, hapis giymak verb 133 hepısıdı rakofış hapiste yatmak word 133 hepisê hapislik m noun 133 hepisxune hapishane, ceza evi n noun 133 heq, lieqq hak n noun 133 heq cı dayış birisine hak vermek, doğru bulmak verb 133 hcq cay xue gırotış hak yerini bulmak verb 133 hcq kerdış hak etmek verb 133 heq tını cay xue genu hak yerini bulur word 133 neq vverdış hak yemek verb out_of_order 133 hcq uw liuquq hak ve hukuk word 133 heq uw inheq mutlaka word 133 heqa kı gerekir ki, gerektirir word 133 hcqiy gurira ameyış işin üstesinden gelmek, güç bir işi sonuçlandırmak word 133 heqiy xne hakkı gereği, aslında word 133 hcqiy xne cıri helal kerdış birisine hakkını helal etmek verb 133 hcqiy xue dinin gerayış hakkını aramak verb 133 hcqiy xue helal kerdış hakkını helal etmek verb 133 heqiy xue sero gerayış hakkını aramak, hak ettiğini elde etmeye uğraşmak verb 133 heqiy xuera ameyış kcndi hakkından gelebilmek, kendi sorunlarını çözecek yetenekte olmak word 133 heqiy ... bıyayış hakkı olmak verb 133 hcqiy ... cı dayış hakkını vermek verb 133 heqiy ... cı kotış (birinin diğerine) hakkı geçmek verb 133 heqiy ... estayış hakkı var verb 133 heqiy ... tede bıyayış (birinde) hakkı olmak, bir şeyde payı veya alacağı olmak verb 133 heqiy ... vverdış hakkını yemek verb 133 neqiy ...-ra ameyış (birinin veya bir şeyin) hakkından gelmek word out_of_order 133 heqo kı, heqa gı gerek, gerekir ki word 133 Hcq, Haqq Hak, Allah'ın adlarından biri word 133 heqaret hakaret n noun 133 heqarct pê bıyayış hakarete uğramak, aşağılanmak verb 133 heqaret pê kerdış hakaret etmek, aşağılamak verb 133 heqaret tıra venayış birinden hakaret görmek verb 133 heqbe heybe n noun 133 hcqê haklılık m noun 133 heqê sero haklılık üzerine word 133 heqiqet hakikat, asıl, gerçek n noun 133 heqiqi hakiki, gerçek olan word 133 hcqli haklı word 133 heqli venayış haklı görmek verb 133 heqli vicayış haklı çıkmak verb 133 her eşek, merkep; | kaba, yeteneksiz, inatçı kimse word 133 iıcr bıyayış eşekleşmek, kabalaşmak, inatlaşmak verb out_of_order 133 hera ınay dişi eşek lıera iminken dişi eşek word 133 her(ıy) xue nnyıno qeyima bestış eşeğini sağlam kazığa bağlamak 133 verb num_in_def 133 her-o ner erkek eşek word 134 her, herg her word 134 hera geniş; | bol word 134 hera bıyayış geniş olmak, genişlemek; | bollanmak, bollaşmak; | anlayışlı davranmak verb 134 hera eştış (adımlaır) geniş atmak, çabuk yürümek verb 134 hera gırotış (bir şeyden kendini) uzak tutmak verb 134 hera kerdış genişletmek; | bol etmek, bollatmak, bollaştırmak verb 134 hera vmdertış uzak durmak verb 134 herayer daha geniş word 134 hır hera, hırhera genişçe, çok geniş, yeterince geniş word 134 herayê genişlik m noun 134 herayê ser genişliğine word 134 herayêdi geniş bir zamanda, uygun zamanda; | bollukta word 134 herb harp, savaş n noun 134 herb kerdış savaşmak verb 134 herb kotış harbe girmek verb 134 herb ruenayış savaş ilan etmek verb 134 herb vetış savaş çıkarmak, savaş açmak verb 134 herb vicayış savaş çıkmak verb 134 herbıy dünya dünya savaşı word 134 herbçi savaşçı, savaşkan word 134 herbi açıkça;, doğrusu | mert, hilesiz, dürüst word 134 herbi vatış doğru söylemek, doğru konuşmak verb 134 herbiyê doğruluk, mertlik m noun 134 herçi, hergçi kesinlikle, hiç bir zaman; | şayet, her ne kadar word 134 herem dokuma aşamasında (kilim, cacım, palas), dokuma n noun 134 herem vıraştış (kilim, cacım, palas) dokumak verb 134 herê eşeklik, budalalık m noun 134 herê, erê (kadına seslenirken) hey, be hey, hu; | oy be (sevinç, şaşkınlık belirtir) word 134 herê herê çend rında oy be, ne güzel word 134 hero, ero (erkeye seslenirken) hey, hey be, hu word 134 herf harf m noun 134 herf herf harfi harfine, tastamam, gerçekte olduğu gibi word 134 herg, her her word 134 herg çı qas her ne kadar word 134 herg çmêrawuse her nedense word 134 herg çi her şey word 134 herg çi cay xuedi her şey yerli yerinde, her şey yerinde ve usülüne uygun olarak word 134 herg çi sual, suali zi tom „her şey kendi tadında bırakmak, aşırılığın tadı yoktur\"" anlamına gelir"
- hendey yew nenguy ... nıkerdış — bir tırnağına değmemek, attığı tırnak kadar olmamak
- hene, yenc, lıyene (n) — kaynak, pınar, çeşme
- henuyayış — (dokuma, kumaş vb) çürümek, dağılmak; | (gcvrck veya lezzetli yiyecekler ağızda) erimek, tad vererek, kendiliğinden erimek
- henı, lnm — hem
- henıe — -ceye kadar, -e dek, -e değin
- henıe — hepsi, hep, tüm, her
- herae ye\\v — her biri
- herg (heme) çi wextiy xuedi — her şey zamanında, her şeyin zamanı var
- herg çi tonny tfuedı — her şey kendi tadında bırakmak, tadını kaçırmamak, ölşüyü ve aşırılıktan kaçınmayı anlatır
- herg dik serıy suliy xuewo vendenu — her horoz kendi çöplüğünde öter
- herg haldi — her halde, büyük bir ihtimalle
- herg hel, herghel — her an, sık sık, ikide bir
- herg heta — her yöne; | her yönüyle
- herg hetra — her bakımından
- herg kı, hergı — her, her ki
- herg ray — her defa, her sefer
- herg rûı — her zaman, daima
- herg ruec — her gün, sürekli
- herg sarera yevv veng vicayış — her kafadan bir ses çıkmak
- herg yew — her biri, her bir
- herg zemun — her zaman
- hergele (n) — hergele, yük taşımaya alıştırılmamış eşek veya at sürüsü
- hergeleci — hergeleci
- hergeleciyê (m) — hergelelilik
- hergı, hergo — her ki
- herir (m) — bulamaç, undan yapılmış çok cıvık hamur
- herirın — bulamaçtı, cıvık
- herkes — herkes
- hermdey xuedi ruenıştış — yerinde oturmak, bilmediği bir şeye karışmamak
- hermend, lnrmende — acıyarak söylenen bir sitem sözü; | meret
- herom bıyayış — (bir şey birine) haram olmak
- herom verdış — haram yemek
- heromnayış — haram duruma getirmek, yeyümez veya içilmez duruma getirmek
- heromri şilamuin anıkerdış — harama uçkur açmamak, zina etmemek
- heromyer — haram, yararsız; | heba, boşa, boş yere
- heromyer bıyayış — boşa gitmek, heba olmak, ziyan olmak
- heromyer kerdış — boşa harcamak, heba etmek
- heromıyayış — haram duruma gelmek; | bozulmak, çürümek, ziyan olmak, boşa gitmek
- heronıri şılamuınd akerdış — harama uçkur açmak, nikahsız olarak cinsel • ilişkide bulunmak
- heroın kerdış — haram etmek
- heroın, heram — haram, dince yasak
- herr (m) — toprak
- herr bıyayış — toprak olmak, yok olmak; | ölmek
- herr kerdış — topraklamak, özeri toprakla örtmek; | toprak etmek
- herr uw wel xue sarerı kerdış — toprak ve kül başına dökmek, kötü bir durum karşısında ne yapacağını bilmemek, çaresiz kalmak
- herr xue untış — toprak kendine çekmek,doğduğu yerde veya kendi evinde ölmek
- herremnaye — pislenmiş veya kullanılamaz (su)
- herremnayış — (suyu) pislemek, kullanılamaz duruma getirmek
- herremıyayış — (su) pislenmek, kullanılamaz duruma getirilmek
- herrqele (n) — kesek, iri toprak parşası, tezek