Zazaca Öğren

Zazaca - Türkçe Sözlük

Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)

  • F
  • f — f (fe)
  • faaliyet — faaliyet
  • faaliyet kotış — faaliyete geçmek
  • faaliyetıdı bıyayış — faaliyette olmak
  • fabriqa (m) — fabrika
  • facia, faci«a (n) — facia, afet, acıklı olay, kaza
  • fahişa — fahişe, orospu
  • fahişayê (m) — fahişelik, orospuluk
  • fail, fa'il — fail, yapan, eden, işleyen
  • faiz, fa'iz (n) — faiz
  • faiza dayış — faize vermek
  • faizçi — faizci
  • faizçiyê (m) — faizcilik
  • faizin — faizli
  • fal akerdış — fal açmak
  • fal unyayış — fala bakmak
  • fal, fa'I (m) — fal
  • falçi — falci
  • falçiyê (m) — falcılık
  • fani — fani, ölümlü, gelip geçici
  • farz (n) — farz, yapılması zorunlu
  • farz bıkırı kı — fara et ki
  • farz bıyayış — farz olunmak
  • farz kerdış — farz etmek
  • Farıs, Fars — Fars
  • Farıski — Farsça, fars dili
  • fasal (I) (m) — fırsat, uygun zaman
  • fasal (il) (m) — biçim, şekil
  • fasal cı ameyış — fırsatına gelmek
  • fasal cı ardış — uygun getirmek, fırsatına getirmek
  • fasal pavvıtış — fırsat kollamak, uygun zamanı beklemek
  • fasala ameyış — denk gelmek, uygun düşmek, uygun gelmek
  • fasala ardış — dcnk getirmek,uygun düşürmek, sırasına getirmek
  • fasala ardış — biçimine getirmek, biçimlendirmek
  • fasaley ... vera kotış — fırsatını düşürmek, denk gelmek
  • fasaley guri — işin uygun zamanı
  • fasaley xue venayış — fırsatını bulmak, uygun zamanını bulmak
  • fasalın bıyayış — biçimlenmek
  • fasalın fil) — biçimli, şekilli
  • fasalın kerdış — biçimlendirmek
  • fasla, fasıla (m) — fasülye
  • fasle (n) — fasıla, aralık, ara, süre
  • fasle cı dayış — fasıla vermek, ara vermek
  • fasle fasle — aralıklarla; | nöbctleşc
  • fasleyın — fasılalı, aralıklı
  • fatas (n) — nefesi kesilme, boğulma, havasızlıktan ölme
  • fatasnayış — nefesi kesmek, boğmak; | çok yormak; | çok korkulmak
  • fatasıvayış, l'atısıyayış — nefesi kesilmek boğulmak; | çok yorulmak; | çok korkmak, korkudan donup kalmak
  • fatiha (m) — latilıa
  • fatiha wendiş — fatiha okumak
  • faydcciyê (m) — faydacılık .
  • fayde CJ nıdayış — fayda vermemek
  • fayde cıri bıyayış — faydası olmak
  • fayde ura vênayiş — faydalanmak, bir şeyden yararlanmak
  • fayde, fa'ide (n) — fayda, yarar
  • faydeci — faydacıl
  • faydeyın — faydalı, yararlı
  • fêk ser rakotış — ağız üstü yatmak, yüzükoyun uzanmak
  • fêk ser ruenayış — ağız üstü koymak
  • fêlci — meyve, yemiş
  • fîhk (n) — tiftik, keçinin ince ve yumuşak yünü
  • fül, fTl — fül
  • fütasıyaye — korkak, çok korkan
  • fcdakarê (m) — fedakarlık
  • fcrq (n) — fark
  • fcrqin — farklı
  • fcsal, fasal (n) — ölçü, belirlenmiş boyut, biçim
  • fcsalın — ölçülü, biçimli, güzel
  • fctclnayc — kovulmuş olan
  • fctcqnayc — çatlamış, çatlak, patlak
  • fctcqnayiş — çatlatmak, patlatmak
  • fcteq (n) — çatlama, çatlamış yer, çatlak
  • fctılşai — don giymemiş olan, çıplak
  • fealiyet, f'e'aliyct (n) — faaliyet
  • feda bıyayış — feda olmak
  • feda kerdış — feda etmek
  • feda, fida — feda
  • fedakar — fedakar
  • fehva dayış — fetva vermek
  • fehva vetış — fetva çıkarmak
  • fek (n) — ağız
  • fek akerdış — ağız açmak
  • fek aınkerdış — ağız açmamak, konuşmamak, susmak
  • fek çevvt kerdış — ağız eğmek, yalvarırcasına istemek
  • fek cı eştış — (bir şeye) ağız atmal, birisine dil uzatmak, bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak
  • fek kotış — ağıza düşmek, dedikodu konusu olmak
  • fek n\\v pırnıkuniy ... şıkıtış — ağzını burnunu kırrnek, ağzını burnunu dağılmak
  • fek pa nıdayış — ağıza almamak, hiç yememek
  • fek pie eştış — ağız dalaşmak, karşılıklı birbirinin hakkında küçük düşürücü sözler söylemek
  • fek pie vacıyavış — ağız kavgası etmek, birbiriyle sert tartışmak
  • fek pie vuıdertış — ağız dalaşmak
  • fek ser tıra nayış — (bıçağın) keskin ağzıyla bir şeyi kesmek
  • fek ser, fêkser — ağız üstü, ağız üzeri, ağzı yere gelecek biçimde
  • fek tıra çarnayış — ağız gezdirmek, ağızla yoklamak, ağzıyla bir şey aramak
  • fek tıra verra dayış — vazgeçmek, bırakmak, karışmamak
  • fek uw zincey xuewo çarnayış — ağzına burnuna bulaştırmak, bir şeyi becerememek, bir şeyi bozmak
  • fek uw zinera ameyış — ağızdan burundan gelmek, ağzından burnundan gelmek
  • feka — ağıza
  • feka kotış — gazabına uğramak, genel bir yarar veya felaketten nasibini almak
  • feka nayış — yedirmek; | çekip gitmek; | korkmadan, çekinmeden
  • feka nıyavış — yedirilmek; | başkasmm yaptığı suçlan kendisinden öç alınmak
  • fekakerde — ağzı açık, ağzı açıkta kalan, şaşkın, alık; | açık ağızlı
  • fekçevvt — ağzı eğri, kötü konuşan
  • fekçuars — ağzı bozuk, kötü veya dokundurucu laf söyleyen
  • fekçuarsê (m) — ağız bozukluğu
  • fekçuğul — ağzı kalabalık, laf gezdiren, sağa sola laf atan
  • fekbuyıu — ağzı kokan
  • fekey xuera vatış — kendi ağzıyla söylemek, kendisi söylemek, bizatihi söylemek
  • fekhera — ağzı geniş, geniş ağızlı
  • fekiy ... yew bıyayış — ağzı bir olmak, sözbirliği etmiş olmak
  • feklıcraye (m) — alaylı gülümseme, alay etme
  • fekncmır — yumuşak vc tatlı bir dille konuşan, kırıcı olmayan, nazik
  • feknemıre (m) — yumuşak bir dil ile konuşma, naziklik
  • fekpis — ağzı pis, geveze
  • fekpise (m) — ağız pisliği, gevezelik
  • fekra — ağızdan; | ağzına kadar dolu, tıka basa
  • fekra adır varayış — ağızdan ateş saçmak, küfürlü veya tehditli konuşmak
  • fekra ameyış — ağızdan akmak, ağızdan gelmek, haram olmak
  • fekra ardış — ağızdan getirmek, ağızdan çıkarmak, haram etmek
  • fekra çıt nıvicayış — ağzından çıt çıkmamak, hiçbir şey söylememek, susmak
  • fekra bıyayış — ağzına kadar dolmak, ağzına kadar dolu olmak
  • fekra degırotış — ağızdan öğrenmek birinin anlatıklarını kapmak veya olduğu gibi ezberlemek
  • fekra gırotış — ağızdan almak, ağızdan kapmak
  • fekra kerdış — ağzına kadar doldurmak; | ağzına sokuşturmak
  • fekra sıst — ağızdan gevşek, sır saklamaz, sır tutmaz
  • fekra vetış — (lafı) ağzından kaçırmak; | (lulum) ağızdan çıkarmak
  • fekra vicayış — (laf) ağzından çıkmak, (sözü) ağzından kaşnmak, istemiyerek söylemek
  • fekra vvendış — ezbere okumak
  • fekra xeber gırotış — ağzından laf almak, konuşturmak
  • fekra zu nayış — ezbere bilmek
  • fekru — ağız üstü, yüzükoyun
  • fekru erdra şayış — ağız üzeri yere gitmek, ağız üzeri yere serilmek
  • fekru erdrı cenayış — ağız üstü yere koymak; | ağız üstü yeıc dikmek
  • fekru erdrı gınayış — ağız üzeri yere düşmek
  • fekru rakotış — yüzükoyun yatmak, ağız üstü yere uzanmak
  • fekrı war ameyış — (salye) ağızdan akmak
  • fekun kotış — ağıza veya dillere düşmek, dedikodu konusu olmak
  • fekun verra bıyayış — ağzına kadar dolmak, ağzına kadar dolu olmak
  • fekun verra kerdış — ağzına kadar doldurmak
  • fekuniy xuera dekotış — kendi ağzıyla söylemek, itiraf etmek
  • fekunra — ağızdan ağıza
  • fekvilacieyê kerdış — esnemek
  • fekvilayê (m) — esneme
  • fekvilayê kerdış — esnemek
  • fekvıla — ağzı açık, esneme hali
  • fekvılacie — esneme hali, uykulu
  • fekvılacieye (m) — esneme
  • fekvılâ kerdış — esnemek
  • fekvıleş — açık ağızlı, ağzı açıkta
  • fekwazunê (m) — gevezelik
  • fekweş — tatlı konuşan, tatlı dilli
  • fekweşê (m) — tatlı dillilik
  • fekıdı — ağızda; | girişte
  • fekıdı lıemıyayış — ağızda dağılmak, çok lezzetli olmak
  • fekıdı nelıyayış — ağızda erimek, ağızda dağılmak, lezzetli olmak
  • fekıdı verdayış — (lafı) ağızda bırakmak sözünü kesmek
  • fekıdı zun çiınyu — ağzı var dili yok, pek sessiz, sanki ağzında dil yok, konuşmasını bilmez
  • fekıy ... akerde mendış — ağzı açıkta kalmak, şaşakalmak
  • fekıy ... çevvt bıyayış — ağzı eğilmek, bedduasını almak
  • fekıy ... bestıyayış — ağzı bağlanmak, konuşamaz duruma gelmek
  • fekıy ... buyey şiti kâl dayış — ağzı süt kokmak, çok genç ve tecrübesiz olmak, toy olmak
  • fekıy ... cawiyayiş — ağzı hareket etmek, bir şeyler çiğnemek
  • fekıy ... giyra şayış — ağzı boka batmak, yalanı ortaya çıkmak
  • fekıy ... kotış — ağzına düşmek, dedikodu konusu olmak
  • fekıy ... nıgırotış — ağzı varmamak, söylemeye günlü elvermemek
  • fekıy ... nıvmdertış — ağzı durmamak; | çenesi durmamak
  • fekıy ... pey gueşun şayış — ağzı kulaklarına varmak, çok sevinmek
  • fekıy ... tıra vêşayiş — ağzı yanmak, bir şeyden zarar görmek
  • fekıy ... unyayış — (birinin)' ağzına bakmak, söylediklerine kulak asmak, (başkasının) söylediğini söylemek veya yapmak
  • fekıy ... vera kotış — ağzına düşmek
  • fekıy ... zuvva bıyayış — ağzı kurumak, susamak; | bir konuyu çok söylemek, çok tekrarlamaktan bıkmak
  • fekıy ...-a gêrayiş — ağzını yoklamak, laf almak, düşüncesini öğrenmeye çalışmak
  • fekıy ...-ra buyey şit kâl ameyış — ağzından süt kokusu gelmek, toy olmak, çok genç olmak
  • fekıy çcw towre ınyu kı, ki bıderzi — kimsenin ağzı torba değil ki insan diksin, insan kimsenin ağzını bağlayamaz, ortada konuşulanları kimse engcleyemcz
  • fekıy bêr — kapının ağzı, kapının önü, girişle
  • fekıy deri — derenin ağzı
  • fekıy kaimi — kılıcın ağzı
  • fekıy kârd — bıçağın ağzı
  • fekıy luecın — bacanın ağzı
  • fekıy masi — balığın ağzı
  • fekıy meri — su testisinin ağzı
  • fekıy Pali — Palu ağzı
  • fekıy pis bıyayış — ağzı bozuk olmak, ağzı pis
  • fekıy quilik — deliğin ağzı
  • fekıy ralıâr — yolun ağzı, yol üstü, yolun üstü
  • fekıy verra kerdış — ağzına kadar doldurmak, tıka basa doldurmak
  • fekıy xuc cı eştış — birisine dil uzatmak, birisinin hakında olumsuz konuşmak
  • fekıy xuc gırotış — ağzını kapatmak, konuşmamak
  • fekıy xuc nıkcrdış — ağzına koymamak, yememek
  • fekıy xue akerdış — ağzım açmak, konuşmaya başlamak fekıy xue akerdış uw çinıiy xue
  • fekıy xue anıkerdış — ağzını açmamak, bir söz bile söylememek
  • fekıy xue çalpnayış — ağzını şapırdatmak, bir şeyler yerken ağzından ses çıkarmak
  • fekıy xue cavıtış — ağzını çiğnemek, bir şeyler yemek
  • fekıy xue eşkayış — ağzını sıkı tutmak, nerde nc konuşacağını iyi bilmek
  • fekıy xue eştış — (bir şeyler) ağzına almak, ağzına koymak
  • fekıy xue pa nıdayış — ağzını sürmemek, yememek
  • fekıy xue pic eştış — ağız dalaşmak, ağız kavgası etmek, karşılıklı birbirine bağırmak
  • fekıy xue picrı eenayış — ağzını kapatmak, susmak, ağzını yummak
  • fekıy xue tepıştış — ağzını tutmak, ağzını sıkı tnlmak; | kötü söz söylemekten sakınmak
  • fekıy xue tio dayış — ağzını oynatmak, ağzını karıştırmak
  • fekıy xue vılyeşnayış — esnemek
  • fekıy xue xerepnayiş — ağzını bozmak, kötü konuşmak, kötü sözle söylemek
  • fekıy xue xeyra akır — ağzını hayra aç, olumsuz ihtimalleri syleme
  • fekıy xuedi cavvıtış — ağzında gevelemek; | ağzında çinemek
  • fekıy xuera de-kotış — kendi ağzıyla tutulmak, bir şeyi kendi ağzıyla söylemek
  • fekıy xuevva dekotış — ağzından kaçırmak, istemiyerek söylemek
  • fekıy şunidı — akşam üzeri, akşama doğru, akşama yakın bir vakitte
  • felaket (n) — felaket, büyük zarar
  • felaketin — felaketli
  • felaketzade — feleketzede, felakete uğramış (kimse)
  • felç bıyayış — felç olmak, felce uğramak
  • felç kerdış — felç etmek, felce uğratmak
  • felç, fere (n) — felç, inme
  • felcin — felçli, felç olmuş
  • felek (m) — felek, dünya, alem; | talih, şans, baht
  • felek cı gêrayiş — feleğini şaşırmak, ummadığı bir durumla karşılaşarak çok şaşırmak
  • felekey xue vênayiş — feleğin silesine uğramak, büyük bir yıkıma uğramak; | feleği şaşırmak
  • feleqa (m) — falaka
  • feleqa untış — falakaya çekmek
  • feleqan dayış — falakaya vurmak
  • feleqara vıstış — falakaya yatırmak
  • feletnayış — geri döndermek, geri göndermek; | iyileşmek, hastalığı atlatmak
  • feletıyayış — geri dönmek; | iyileşmeye başlamak, hastalıktan kurtulmak
  • felovazun — geveze
  • felqê bıyayış — parçalanmak, yarılmak, dilimlenmek
  • felqê felqê kerdış — parça parça etmek, paramparça etmek V
  • felqê felqe — paıça parça, paramparça, dilim dilim
  • felqê kerdış — parçalamak, yarmak, dilimlemek, ikiye ayırmak
  • felqcyin — parçalı, dilimli
  • felqe (n) — parça, bir bütünden ayrılmış bölüm, dilim
  • felını (n) — an, zihin; | anlama, anlayış, kavrama
  • felını bıyayış — anlaşılmak
  • felını kerdış — anlamak, nc olduğunu kavramak
  • felını kerdış ameyış — anlaşılmak
  • felını kerdış dayış — kavratmak, anlatmak, anlamasını sağlamak
  • fen (n) — fen
  • fena — fena, kötü
  • fena bıyayış — fenalaşmak, (hasta) ağırlaşmak
  • fena kerdış — fenalaştırmak, fena etmek
  • fenayê (m) — fenalık
  • fend, fınd (m) — hile, düzen, dolap
  • fendkcr — kunıaz, hileci
  • fenkere (m) — kurnazlık
  • feqet — fakat
  • feqi — öğrenci, medrese örencisi
  • feqir — fakir, yuksul; | zavalh
  • feqir bıyayış — fakirleşmek, yoksullaşmak
  • feqir fuqerc — fakir fukara, yoksul kimseler
  • feqir kerdış — fakirleştirmek
  • feqirê (m) — fakirlik, yoksulluk
  • feqiyê (m) — öğrencilik
  • ferah — ferah, bol, geniş
  • ferah bıyayış — ferahlanmak
  • ferah kerdış — ferahlandırmak, ferahlatmak
  • ferahnayış — ferahlatmak
  • feraliê (m) — ferahlık
  • feralnyayış — ferahlanmak
  • ferd — fert, birey
  • ferek (n) — ufalama; | kırmtı
  • fereknaye — ufalanmış
  • fereknayış — ufalamak, ovalamak, kırıntı haline getirmek; | ovuşturmak; | (el ovuşturmak
  • ferekıyaye — ufalanmış
  • ferekıyayış — ufalanmak, ovalanmak, kırıntı haline gelmek
  • fermun dayış — ferman vermek
  • fermun vetış — ferman çıkarmak
  • fermun, ferman (n) — ferman emir, buyruk
  • ferq bıyayış — fark olunmak
  • ferq kerdış — fark etmek, görmek, seçmek; | farkına varmak; | anlamak, sezmek; | değişmek, başkalaşmak; | ayırt etmek
  • ferq nnyun vıstış — fark gözetmek
  • ferq ra-nıuctış — fark gözetmek, ayrı tutmak; | fark göstermek
  • ferq vûnayış — farkını görmek, farkına varmak
  • ferqinê (m) — farklılık
  • feryad (n) — feryat, haykırış, çığlık
  • feryad kerdış — feryat etmek
  • feryad ruc-nayış — çığlıklarla ağlamak, yas kurmak
  • fes (m) — fes
  • fesad — fesat
  • fesadê kerdış — fesatlık etmek, fesat çıkarmak
  • fesalnaye — ölçülü, ölçülmüş olan, biçili (elbise)
  • fesalnayış — ölçmek, biçmek
  • fesalnayış dayış — ölçtürmek
  • fesalıyayış — ölçülmek, biçilmek
  • fesh bıyayış — feshedilmek
  • fesh kerdış — feshetmek, fesih etmek, (verilmiş bir kararı) kaldırmak, bozmak
  • fesh, l'esx (n) — fesih, (verilmiş bir kararı) bozma, kaldırma
  • fetbaz — konuşkan, lafçı, geveze
  • fetbazê (m) — konuşkanlık, gevezelik
  • fetel (n) — kovma, kavulma
  • fetelnayış — kovmak, kovalamak; | savnıak, savdırmak
  • fetelıyayış — kovulmak; | savılnıak
  • feteqiyayiş — çatlamak, patlamak
  • fetilşalê (m) — çıplaklık
  • fetwa (m) — fetva
  • figun, figan — figan, acı ile bağırmak
  • fil — fil
  • film kay dayış — film oynatmak
  • film untış — film çekmek
  • film, filim (m) — film
  • filıkm — tiftikli, yumuşak yünlü
  • fincun, fincan (ın) — fincan
  • findiq, funduq (m) — fındık
  • fine gırotış — (kaba) birini arkadan koçaklayarak taciz etmek
  • fine pa kotış — (kaba) birini arkadan koçaklayarak taciz etmek
  • fiq — yüksek sesle gülerken çıkan kesik kesik ses
  • fiq fiq — kah kah (gülmek)
  • fiq fiq kerdış — kahkaha atmak
  • fiqare, fuqare — fukara, yoksul
  • fiqayiş — fıkırdaşmak, gülüşmek, yüksek sesle gülmek
  • fiqi (m) — kahkaha, gülme sesi
  • fiqra (m) — fıkra
  • firaq (nı) — kap, kap kaçak
  • firar — firari, kaçak, kaçkın
  • firar kerdış — firar etmek, kaçmak
  • firarê (m) — firar, kaçma
  • firketa (m) — firkete
  • firmciyê (m) — fırıncılık
  • firr — düdüğü üfürürkcn çıkan ses
  • firri (m) — ıslık sesi, düdük sesi
  • firrnayış — (düdük) öttürmek, ıslık çalmak
  • firsetçiyê (m) — fırsatçılık
  • firyezera ra-nıvıyertış — (birine) bir şeyden yararlanmayı yasaklamak, yakınından bile geşmemek
  • fisi (m) — fısıltı
  • fistiq (m) — fıstık
  • fit (n) — fit, birini başkasına karşı kışkırtma, fitleme
  • fit — fit, ödeşme razı olma
  • fit bıyayış — fitlenmek, kışkırtılmak
  • fit bıyayış — fit olmak, ödeşmek
  • fit kerdış — fitlemek, kışkırtmak
  • fitil fitil pırnıkra ameyış — fitil fitil burundan gelmek, yaramamak
  • fitil, fetil (n) — fitil
  • fitilin — fitilli
  • fitiq bıyayış — fıtık olmak
  • fitiq, fetiq (n) — fıtık
  • fitiqm — fıtıklı
  • fitne (n) — fitne
  • fitneci — fitneci
  • fitneciye (m) — fitnecilik
  • fitneye (m) — fitnelik
  • fitık cenayış — ıslık çalmak; | düdük çalmak
  • fitık ciyayış — ıslık çalınmak
  • fitıkm — ıslıklı, düdüklü
  • fiyat bırnayış — fiyat biçmek, fiyat belirlemek, değer bişmek
  • fiyat cı dayış — fiyat vermek
  • fiyat kerdış — fiyatı sormak
  • fiyat pa-nayış — fiyatlandırmak
  • fiyat tede dayış — fiyat vermek
  • fiyat war ardış — fiyatı düşürmek
  • fiyat şıkıtış — fiyat kırmak
  • fiyat, fiat (n) — fiyat, eder, değer
  • fiyatın — fiyatlı, pahalı
  • fiyatın bıyayış — fıyatianmak
  • fişeng (m) — fişek
  • fişeng eştış — fişek atmak
  • fişengın — fişekli
  • fişi (m) — fışıltı
  • fişin — osuınklu
  • fişqayiş — fışkırmak
  • fişqin (m) — fışkı, at ve eşek gibi hayvanların dışkısı
  • fişqnayiş — fışkırtmak
  • fişti (m) — tüyme, uzaklaşma ,
  • flgun kerdış — figan etmek
  • fors (n) — fors
  • fors kerdış — çalını etmek, kabadayılık etmek
  • forsın — forslu, sözü geçerli, çalımlı
  • fotografçi — fotoğrafçı
  • fotoğraf (n) — fotoğraf
  • fotoğraf untış — fotoğraf çekmek
  • fuhış, fuhş (n) — fuhuş
  • funelı (n) — fanila
  • futbol (n) — futbol
  • futbolçi — futbolcu
  • fuıc (m) — (kaba) birini arkadan kocaklayararak taciz etme
  • fıhın, felan — filan, falan
  • fıkır cı dayış — -e fikir vermek
  • fıkır gırotış — fikir almak, fikir danışmak; | fikir edinmek
  • fıkır kerdış — düşünmek, kanaat etmek
  • fıkır tıra gırotış — (birinden) fikir almak, birinin fikrini almak
  • fıkır, fıkr (n) — fikir, düşünce
  • fıkırnayış — düşündürmek
  • fıkırın — fikirli
  • fıkırıy ... gırotış — (birinin) fikrini almak, fikrini öğrenmek
  • fıkırıyayış — düşünmek, bir konu , üzerine düşünmek
  • fılhun we-kerdış — nadaslı tarlayı sürmek, bahçeyi bel ile kazmak
  • fıllıun kerdış — nadas etmek
  • fıllıun verdayış — nadasa bırakmak
  • fıllıun, fıllıan (n) — nadas, nadaslık, tarlayı sürerek dinlenmeye bırakılmış
  • fılnn bin fılun — falan kişinin oğlu, ünlü, tanınmış (kişi)
  • fılun bêbun — falan beban, falan filan
  • fılun cadı — falan yerde
  • fılun fılun — falan filan
  • fılunkcs — falan kişi, falanca
  • fınıyayış — düşürülmek
  • fır cı nayış — içmeye başlamak, yudumlamak
  • fır kerdış — yudumlamak, içmek
  • fır purye dayış — (bir) yudum vurmak, yudumlamak
  • fır, fırr (m) — yudum; | fırt, bir yudum kadar içeçek; | sıvı bir şey içilirken çıkan ses
  • fıret eni fırsetu — fırsat bu fırsat
  • fırfırık (n) — fırıldak, rüzgarla dönen çocuk oyuncağı
  • fırk (m) — burkma, burkulma
  • fırk — seyrek.
  • fırk anıcyış — (bitki) seyrek bitmek
  • fırk bıyayış — seyrekleşmek
  • fırk kerdış — seyıekleştirmek
  • fırk mıyunerı gınayış — beli burkulmak, bele ağrı girmek, belde disk kayması olmak
  • fırk purı dayış — burkmak; | düğümlemek, güğüm vurmak
  • fırk purı gınayış — burkulmak; | düğümlenmek
  • fırk xucri dayış — kırmmak; | kırıtmak
  • fırke (m) — seyreklik
  • fırnayış — uçurtmak; | fırlatmak; | (sümüklü) burundan ses çıkarmak, sümkürtmek; | bir şey yudumlarken ağzından ses çıkarmak
  • fırnı vıstış — fırınlamak
  • fırr (n) — uçma, uçuş; | pır, uçma anında kanatlardan çıkan ses; | sünıüklü burun temizlenirken çıkan ses
  • fırr dayış — uçmak
  • fırr dıyayış — uçurulmak
  • fırr fırr — fırıl fırıl, fıldır fıldır
  • fırr fırrayış — pır uçmak
  • fırrayış — uçmak; | fırlamak; | (sünıüklü) burundan ses çıkmak, sümkürmek; | bir şey yudunlanırken ağızdan ses çıkarılmak
  • fırrayış — (düdük) ötmek, (ıslık) çalınmak, ıslıklanmak
  • fırri (m) — pır sesi, kanat sesi; | sünıüklü burun sesi; | sıvı şeyler içilirken dudaktan çıkarılan ses
  • fırrıyayış — uçurulmak; | fırlatılmak
  • fırset (n) — fırsat
  • fırset cı dayış — fırsat vermek
  • fırset cı kotış — fırsat düşmek, fırsat çıkmak
  • fırset cı nıdayış — fırsat vememek
  • fırset de kotış — fırsat düşmek
  • fırset gêrayiş — fırsat aramak
  • fırset pawitiş — fırsat kollamak, fırsat gözlemek
  • fırset vênayiş — fırsat bulmak
  • fırset vicayış — fırsat çıkmak
  • fırset viyarnayış — fırsatı kaçırmak
  • fırset... dest kotış — fırsat eline geçmek, fırsat bulmak
  • fırsetçi — fırsatçı
  • fırsetra istifade kerdış — fırsattan istifade etmek, fırsattan yararlanmak
  • fırt — fırt, bir içimde, bir yudumda
  • fırt purı dayış — yudum vurmak, bir içim içmek
  • fırtune (n) — fırtına
  • fırtune piera nıyayış — fırtına kopmak, fırtına patlamak
  • fırtune vicayış — fırtına çıkmak
  • fırtuneyın — fırtınalı
  • fıryeze (n) — anız, ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla
  • fırın eştış — fırına atmak, fırınlamak
  • fırın, purn (m) — fırın
  • fırınci — fırıncı
  • fırıngi (m) — domates
  • fıs — fıs diye çıkan ses; | fos
  • fıs fıs — fıs fıs, fısıl fısıl
  • fıs fıs kerdış — fısıldaşmak
  • fıs vicayış — fos çıkmak
  • fısayış — fısıldamak
  • fıstunık, vıstunık (m) — kısa hikaye, masal, çocuk masalı; | yalan
  • fıstış, fınayış, vıstış — düşürmek
  • fıtar akerdış — iftar açmak
  • fıtar kerdış — iftar etmek
  • fıtar, iftar (m) — iftar, oruş açma; | oruç açına zamanı
  • fıtra, fıtır (m) — fitre, ramazan ayında dince verilmesi istenilen ve miktarı belli sadaka
  • fıtık (m) — ıslık; | düdük
  • fıtır (n) — ölçeğin dörtte biri kadar tahıl ölçü birimi
  • fış (m) — osuruk; | fış diye çıkan ses
  • fış fış — fışır fışır, fışırdayarak
  • fış kerdış — osurmak, yellenmek
  • fış nıkerdış — osurmamak; | kovmak, birisini yanından kovmak için söylenen bir söz
  • fış tede nıvındertış (nmıendış) — ağzı sıkı olmamak, sır saklamamak
  • fışayış — fışıldamak; | fosurdamak, solurken ağızdan ses çıkarmak
  • fışgule (n) — in, köşe
  • fışgule kerdış — köşeye sıkıştırmak
  • fışker — osurukçu, osuran; | yalancı
  • fışt — (yer değiştirmek için) ikide bir, hemen, çabucak
  • fışt vazdayış — hemen koşmak, tüymek, kayıplara karışmak
  • fıştayış — hemen koşmak, tüymek, uzaklaşmak