Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- S —
- s — s (se)
- s — ş..(şe)
- sabi — sabi, küçük çocuk
- sabiqa (m) — sabıka
- sabiqayin — sabıkalı
- sabit — sabit
- sabit bıyayış — sabit olmak, sabitleşmek, kesinleşmek
- sabit kerdış — sabitleştirmek
- sabite (m) — sabitlik
- sabun bıyayış — sabunlanmak; | sabunlaşmak
- sabun kerdış — sabunlamak; | sabunlaştırmak
- sabun tıra dayış — sabunlamak, bir şeye sabun sürmek
- sabun, savvın (n) — sabun
- sabır (n) — sabır, dayanç
- sabır cı muetış — sabır göstermek, birine karşı sabırlı davranmak
- sabır kerdış — sabretmek, sabır etmek, sabırlı olmak
- sabırın — sabırlı, sabreden
- sactın — saatli
- sade — sade, yalın, gösterişsiz; | sadece, yalnız, yalnızca, ancak
- sade bıyayış — sadeleşmek
- sade kerdış — sadeleştirmek
- sadeye (m) — sadelik
- sadiq — sadık
- sadiq nıendış — sadık kalmak
- sadiqê (m) — sadık olma durumu, doğruluk, sadakatlilik
- saet cenayış — saatin zili çalmak, bir şeyin zamanı gelmek
- saet tepıştış — saat tutmak, zamanı hesaplamak
- saet, sa'et (m) — saat
- saet... serdi viycrtış — „kriz geçirmek\" anlamında kullanılır, bayılmak, ölümden dönmek"
- saetçi — saatçi
- saetçiyê (m) — saatçilik
- saetey ... debıyayış — saati dolmak, zamanı dolmak; | yaşaına süresi dolmak, ölmek
- saetey... aıneyış — saati gelmek, ölme zamanı gelmek
- saetıdı — saatte, saatinde; | saati saatine, sık sık
- saf (n) — saf, dizi, sıra
- saf — saf, kurnaz olmayan
- saf bestış — saf tutmak, saf bağlamak
- saf bıyayış — saflaşmak, sıralanmak, dizilmek
- saf bıyayış — saf olmak, kurnaz olmamak
- saf kerdış — sıralamak, dizmek
- saf saf — saf saf, sıra sıra, dizi dizi
- safe (ın) — saflık
- safek — safın teki, saf, safça
- safi — saf, arı, katışıksız, duru
- safi kerdış — temizlemek; | ayıklamak; | sorunu çözmek, sonuçlandırmak, uyuşturmak, hal kerdış; | arındırmak
- safin (m) — siğil, odun yarmakta kullanılan ağaç veya demir kama
- safiye (m) — arılık, arınma, ayıklanma, uyuşma
- safı bıyayış — temizlenmek; | ayıklanmak; | sorun sonuçlanmak, uyuşmak; | arınnıak, arılaşmak
- safın — sallı, dizi halinde
- sahur wariştiş — sahura kalmak
- sahur, sûlnr (m) — sahur
- saitanet vıyarnayış — saltanat sürdürmek
- saitanet, saltunet (n) — saltanat
- sak (n) — yeni ekilmiş tarlanın toprağını düzleştirmede kullanılan ve çift hayvanları ile çekilen bir tarım aleti
- sak kerdış — yeni ekilmiş tarlanın toprağım düzleştirmek; | düz etmek, silip süpürmek
- sakin — sakin
- sakin bıyayış — sakinleşmek
- sakin kerdış — sakinleştirmek
- sala wendiş — sala okumak
- sala'te (n) — salata
- sala, sela (m) — sala
- salateyın — salatalı
- salix (n) — salık, haber; | lasvir
- salix dayış — salık vermek; | tasvir etmek, özelliklerini belirtmek
- salme (n) — bir çeşit vergi
- saltanet romıtış — saltanat sürmek
- salıiıe (m) — uysallık
- salılı — salih, kurallara uyan, uysal
- salılıyen — uysal, kurallara uyan, günah işlemeyen
- salınc (ın) — kara erik
- salıncyer (m) — kara erik ağacı
- samimi — samimi
- samimi bıyayış — samimi olmak, samimileşmek
- samimiye (m) — samimilik
- samimiyet (n) — samimiyet
- samimiyete (m) — samimiyetlik
- sanki — sanki
- santilitre (n) — santilitre
- santim (m) — santim
- santimetre (n) — santimetre
- sanxun guere — anlatımlara göre, verilen bilgilere göre
- sanıya (m) — saniye
- sap (n) — sap, kışlık hayvan yemi olarak da kullanılan taneleri alınmış ekin sapı
- sap uvv sımer tiemıyun kerdış — sap ile samanı birbirine karıştırmak; farklı olan iki şeyi birbirinden ayırt edememek
- sap UYV sımer ciera nıvetış — sapı samanı birbirinden ayıramamak
- sapın — ekin sapı ile karışmış olan
- saray (m) — saray
- sarçıma (m) — saçma, küçük kurşun
- sarêra zıyed bıyayış — aile nüfusu fazla olmak, fazla kişi olmak
- sarbeste — başı bağlı olan
- sarcy ... belawa fıstiş — başını belaya sokmak, başını derde sokmak
- sarcy ... belawa kerdış — başını belaya sokmak, başını derde sokmak
- sarcy merdim — insanın başı; | kişi başına, adanı başına
- sarcy xue berz nıkerdış — başını kaldıramamak
- sarcy xue dayış — başını vermek, kendini feda etmek
- sarcy xue... bmo kerdış — (bir yere) başını sokmak, barınacak bir yer edinmek
- sardecaye — başı ağrıyan, başı dertte veya belada olan
- sardecnaye — baş ağrıtan, kafa şişiren
- sardeng — başı dönen, dengesi yerinde olmayan, dengesiz (kişi)
- sardengê (m) — baş dönmesi
- sare (n) — baş; | nüfus, kişi; | başak
- sare ... bıno kerdış — başını bir şeyin altına sokmak; | (birisinin) himayesine girmek, baş eğmek
- sare ameyış — başına (iş) gelmek, başına bir şey gelmek
- sare anayış — baş koymak, yatmak; | ölmek
- sare ardış — (üzücü bir olay) başına getirmek, başına iş açmak
- sare çevvt kerdış — baş eğmek, boyun eğmek
- sare çe\\v bmo nıkerdış — kimsenin himayesine girmemek, kimseye boyun eğmemek
- sare berz kerdış — baş kaldırmak, ayaklanmak, karşı gelmek
- sare berz nıkerdış — baş kaldırmamak, karşı çıkmamak; | arahksız veya durmadan dinlenmeden (çalışmak); | ölmek
- sare bırnayış — başı kesmek, (hayvanı) kesmek
- sare bırıyayış — başı kesilmek, (hayvan için) kesilmek
- sare cı çarnayış — (birisinin) zıddına gitmek, inadına gitmek, birine bahane aramak, musallat olmak
- sare cı pıştış — (birine) musallat olmak, birinin başına bela olmak, tedirgin etmek, sıkıntı vermek
- sare decnayış — baş ağrıtmak, kafa şişirmek
- sare fıstış — boyun bükmek, üzülmek; | kavratmak, öğretmek
- sare gınayış — başa tak etmek, anlamak, kavramak
- sare gırotış — baş ağrısına tutulmak, başı ağrımak
- sare kerdış — kafasına sokmak, kavratmak, anlamasına çalışmak
- sare kotış — anlamak, kavramak
- sare pie şunayış — baş başa vermek; | kafa kafaya dayamak, zıtlaşmak
- sare purye dayış — başvurmak, baş vurmak, müracaat etmek
- sare rue-nayış — baş koymak, uzanmak; | ölmek
- sare ser eştış — peşine düşmek, takip etmek
- sare tede çarnayış — musallat olmak, inadına gitmek, başına bela olmak
- sare tede untış — kıyasıya yarışmak, alt etmeye çalışmak
- sare teqnayiş — kafa patlatmak, kafa yormak
- sare tie şunayış — (bir şey için) baş sallamak, onaylamak; | üzülmek, hayıflanmak
- sare tıra gırotış — birisinden üstünlüğü ele geçirmek, birinci olmak
- sare tıra kerdış — başı koparmak
- sare tıra tie şunayış — (birisine karşı) baş sallamak, tehdit etmek
- sare untış — baş çekmek, ön ayak olmak; | başa yarışmak
- sare uw çim kerdış — baş gözle işaret etmek
- sare uw çim tadayış — tehditvari bakmak, kızgın veya yan bakmak
- sare uw çim şıkıtış — baş göz yarmak; | yarı yamalak yapmak, bir şeyi tam bilmemek
- sare uw çimiy xue şıkıtış — (kendi) başını gözünü yarmak, kendini perişan duruma sokmak
- sare u\\v çimiy xue tede verdayış — başına gözüne bulaştırmak, bir işi becerememek
- sare vernidı, ling dıma — baş önde ayaklar peşinde, yorgun argın yola devam
- sare vetış — baş çıkarmak, başak vermek; | çıka gelmek
- sare we-darıtış — baş kaldırmak, karşı çıkmak; | direnmek
- sare xue ver cenayış — başı önüne eğmek, cevap vermemek
- sare şı ça se, lingi zi dıma şıni — baş nereye giderse, ayak da peşinden gider
- sarebırnaye — başı kesilmiş (hayvan), kesilmiş (hayvan), başı kesik olan
- saredı — kafada, kafasında, başında
- saredı bıyayış — başında olmak, aynı sıkıntılı durumda olmak
- saredı ca gırotış — kafada yer etmek zilline yerleşmek
- saredı cemedıyayış — tanı ikna olmak, doğruluğuna şüphe etmemek, zihine tam yerleşmek
- saredı gırıyayış — (kan) başında kaynamak, saldırgan davranışlarda bulunmak, şuna buna sataşmak
- saredı mendış — kafada kalmak, zihinde kalmak
- saredı tepıştış — kafada tutmak, zihinde tutmak
- sarera — kafadan, kafasından, baştan, başından
- sarera bestış — (bir şey birisinin) başına dolamak, başına sarmak
- sarera bin — baştan aşağı, tepeden tırnağa
- sarera gerayış — (cinler) başından dolaşmak, sinirlenmek
- sarera hıeta lıngun — baştan ayağa kadar
- sarera kerdış — (başörtü vb) başından almak, başından indirmek
- sarera lıngun — baştan ayağa, baştan aşağı
- sarera vetış — (birisini) baştan çıkarmak, kandırmak, aldatmak, doğru yoldan saptırmak
- sarera vicayış — (aklı) başından çıkmak, ahlakı bozulmak
- sarera viyertış — başından geçmek, yaşayarak görmek
- sarera ziyede bıyayış — başından aşkın olmak,gereğinden fazla olmak
- sarerı — başma, kafasına, kafasından
- sarerı cenayış — (bir şeyi) kafasına geçirmek
- sarerı dayış — başına vurmak; | başına (başörtü) örtmek; | başma ağrı girmek
- sarerı kerdış — (bir şey birisinin) başına dökmek; | başma geçirerek giymek
- sarerı war ameyış — (bir şey) kafasından aşağı inmek, başından akmak
- sarevva çarnayış — başına çalmak, başına kakmak
- sarevva kerdış — (bir şey) başına takmak, kafasına takmak
- sarewa — başına, kafasına
- sarewa bestış — (sarık) başına dolamak, kafasına bağlamak
- sarewa fıstış — başına vurmak, kafasına çarpmak
- sarewa kuayış — (bir şey) başına fırlatmak, başına dürtmek; | başına kakmak
- sarewa nayış — (silah) başına sıkmak
- sarewo — başına, kafasında
- sarewo aıneyış — (çıban) başında çıkmak
- sarewo weşa — sağ olarak, esenlikle, başına bir iş gelmeden, yara almadan
- sarey ... asun bıyayış — başı rahat olmak, başı dertte olmamak
- sarey ... beladı bıyayış — başı belada olmak, başı dertte olmak
- sarey ... belavva kotış — başı belaya düşmek
- sarey ... belawa bıyayış — başı belaya girmek
- sarey ... berdış — başını şişirmek, usandırmak
- sarey ... berza bıyayış — başı yukarda olmak, başı dik olmak, onurlu olmak, gururlu olmak
- sarey ... cie kerdış — başını koparmak, kafasını kesmek
- sarey ... decayış — başı ağrımak
- sarey ... decnayış — başını ağrıtmak, gereksiz yere birini rahatsız etmek
- sarey ... deng bıyayış — başı dönmek, başı ağrımak
- sarey ... dnna gêrayiş — (birinin) başına bela aramak, birinin başına bir iş getirmenin peşine düşmek
- sarey ... gerayış — başı dönmek
- sarey ... kerrarı gınayış — başı taşa değmek, kafasına dank etmek
- sarey ... kuayış — başını dövmek, başını ezmek, sindirmek
- sarey ... pê asnıyena kotış — (bir şey için) başı göğe değmak, bir şeye çok sevinmek
- sarey ... peleğnayış — başını ezmek
- sarey ... pia fıstış — kafalarını birbirine vurmak, al birini vur ötekine
- sarey ... purye dayış — başını vurdurmak, kafasını kestirmek
- sarey ... ser — başım üstüne, baş üstüne
- sarey ... ser anıeyış — (birisinin) başına gelmek, birisinin başına üzücü bir iş gelmek
- sarey ... serdi (çi) — başına bir hal gelmek, başına bir iş gelmek
- sarey ... tengune kotış — başı dara düşmek, başı dara girmek
- sarey ... tengunedı mendış — başı darda kalmak, başı darda olmak
- sarey ... teqayiş — başı çatlamak, başı çok ağrımak; | yorulmak, usanmak
- sarey ... tıra decayış — (bir şeyden, birisinden)başı ağrımak, nefret etmek, istememek, usanç duymak
- sarey ... verra dayış — başını boş bırakmak, başıboş salıvermek
- sarey ... veşnayış — başını yakmak, güç duruma düşürmek
- sarey ... vin kerdış — başını ortadan kaldırmak, imha etmek
- sarey ... we-dayış — başına iş getirmek, başına üzücü bir olayın gelmesine yol açmak
- sarey ... werdiş — başını yemek, başının etini yemek, karşısındakini bıktırmcaya kadar çok söylemek
- sarey ... xue dest fıstış — (birinin) başını eline geçirmek, denetim altına almak
- sarey ..., sarey derdun bıyayış — başı belalardan kurtulmamak, bela üstüne belaya çatmak
- sarey ...-ri bela bıyayış — başına bela olmak
- sarey ...-ri derd akerdış — başma dert aşmak, başına dert etmek
- sarey ...-ri gure vetış — başına iş açmak, başına iş getirmek
- sarey ...-ri zıyedyer bıyayış — başından aşkın olmak
- sarey derduiı — dertli baş, başı dertte olan, dertlilerin başı
- sarey gırotış e\\v şayış — başını alıp gitmek
- sarey xue ... ser nayış — (bir yola) baş koymak; | bir şeyi dinlemek, bir şeyle ilgilenmek; | başmı bir şeyin üzerine koymak
- sarey xue anayış — başını kaymak, uzanmak, yatmak
- sarey xue bela w a kerdış — başını belaya sokmak
- sarey xue berz kerdış — başını kaldırmak, başım dik tutmak
- sarey xue bestış — (kendi) başını sarmak, başına bir şey dolamak
- sarey xue bin çêngiy xue gırotış — kellesini koltuğuna almak, ölümü göze almak
- sarey xue bnveru — başı yiyesice, kahrolasıca, kahrolsun
- sarey xue cı nayış — başını (bir şeye) koymak, yatmak
- sarey xue gırotış — başını örtmek, başını kapatmak; | başmı almak, başını alıp (gitmek)
- sarey xue kerruna wistiş — başını taşlara vurmak, başım taştan taşa vurmak, pişman olmak
- sarey xue scro dayış — (bir şey) uğruna başını vermek, yolunda ölmek
- sarey xue ser nayış — başını bir şeyin üstüne koymak; | dikkatlerini bir şey üzerinde toplamak; | bir şey için başını koymak, kendini feda etmek
- sarey xue sero adır wekcrdiş — başını derte sokmak, başına iş açmak
- sarey xue sero rue-nayış — (bir şey) uğruna başım ortaya koymak, bir şey için ölmeyi göze almak
- sarey xue sero we-dayış — kendi başını yemek, bir şey uğruna kendi ölümüne neden olmak
- sarey xue tie şunayış — başını sallamak, uygun görmemek
- sarey xue xelesnayiş — başını kurtarmak, canım kurtarmak
- sarey xue yew balişna nayış — bir yastığa baş koymak, karı koca olmak
- sarey xue, xue ver cenayış — başını önüne eğmek, utanmak
- sarey xuera bestış — başına sarmak, başına dolamak
- sarey xueri gure vetış — başına iş çıkarmak, başına iş açmak
- sarey xueri tersayış — başından korkmak, hayatından korkmak
- sarey... pa decayış — başını ağrıtmak, bıkmak, usanmak
- sarey... pa decnayış — başını ağrıtmak, bıktırmak, usandırmak
- sarey... sero — başı üstüne, başının üzerine; | başmın üzerinde
- sarey... weş bıyayış — başı sağ olmak, „başı sağ olsun!\" şeklinde başsağlığı dilemek"
- sarf (n) — sarf, harcama, tüketme, kullanma
- sarf bıyayış — sarf edilmek, harcanmak, sarf olunmak
- sarf kerdış — sarf etmek, harcamak
- sargırd — büyük başlı, başı büyük olan
- sarher — eşek kafalı, anlayışsız, kaba
- sarherê (m) — eşek kafalılık, anlayışsızlık
- sarherê kerdış — eşeklik etmek, inatlık etmek
- sarherune — eşek kafalılık, anlayışsızlık
- sari (uw) çımuniy mı ser — başım gözüm üstüne!
- sari ser — baş aşağı, baş üstü; | baş üstüne
- sari ser çarnayış — baş aşağı döndermek, takla attırmak, ters yüz döndermek veya çevirmek
- sari ser gerayış — baş aşağı dönmek, ters yüz dönmek; | (ağrıdan) kıvranmak, kıvranıp durmak
- sari ser war ameyış — baş aşağı düşmek, baş aşağı inmek
- sari ser şayış — baş üstü, tepe üstü gitmek, tepetakla gitmek
- sari weşri nûşte kardış — dertsiz başa nüska yapmak, durup dururken başına bela açmak
- sariy çımuniy ser — baş göz üstüne!
- sariy ser — baş üstüne
- sariy sero rue-nayış (tepıştış) — baş üstünde tutmak, değer vermek
- sarmest — sarhoş, sermest
- sarmest bıyayış — sarhoş olmak
- sarnemır — uysal, geçimli, uyumlu, yumuşak başlı
- sarnemıre (m) — uysallık, geçimlilik
- sarp şarp — şap şap
- sarpatık — saçı dibinden kesik, başı çıplak ve yamuk olan
- sarpmg — koşarak, sağa sola sapmadan
- sarpışte — başı sarılı olan
- sarqaqa — dazlak kafalı, saçı dibinden kesilmiş olan
- sarquet — başı açık, başında örtü veya başlık bulunmayan
- sarquetê (m) — başı açıklık, başı açık olma durumu
- sarrût — başı çıplak, başında saç bulunmayan
- sarrnestê (m) — sarhoşluk
- sarsımer — saman kafalı, kalın kafalı, anlayışsız
- sarsıpye — beyaz saçlı, yaşlı
- sarsıya — siyah saçlı, siyah tenli
- sarvveyê (m) — evlilik, evlenme, evli barklı olma durumu
- sarvvişkê (m) — sert kafalılık, dik kafalılık
- sarvvıye (n) — küreğin baş kısmı, sapsız veya kısa saplı kürek
- sarwe — evli, evli barklı
- sarwe bıyayış — evlenmek; | evli barklı olmak
- sarwe kerdış — evlendirmek
- sarweşê (m) — baş sağlığı, can sağlığı
- sarweşê waştiş — başsağlığı dilemek
- sarweşiyê (m) — taziye, ölünün yakınma baş sağlığı dileme
- sarwişk — dik başlı, kaim kafalı, sert kafalı, dik kafalı, inatçı
- sarxint — sersem, bunak
- sarxintê (m) — sersemlik, bunaklık
- sarxueş — sarhoş
- sarxueş bıyayış — sarhoş olmak
- sarxueş kerdış — sarhoş etmek
- sarxueşê (m) — sarhoşluk
- sarzıt — çıplak kafalı, dazlak; | yoksul, üstü başı perişan olan
- sarşıkte — başı kırık olan
- sate (n) — ağaç gövdesi, bitki sapı
- satır (m) — satır,, yazı satırı
- satır satır — satır satır, bütün yazı
- savve — körpe; | yeni doğmuş yavru
- savvıte — bilenmiş olan
- saw (m) — istek, arzu
- sawe (n) — sepet
- sawe bıyayış — körpe olmak, yavıo olmak, yeni doğmuş olmak
- sawe purye ciyayiş — sepetin altına girebilecek kadar çok küçük yaşta olmak, küçük ve bakıma muhtaç olmak
- sawey ... ameyış — isteği gelmek, istek duymak
- saweyê (m) — körpelik
- sawitiş, sawayiş — bilemek,kesici bir aleti keskinleştirmek; | sürtmek
- sawiyayiş — bilenmek; | sürtünmek, sürtülmek
- say unyena sayra bena sûr — elma elmaya baka baka kırmızılaşır, „üzünı üzüme baka baka kararır\" anlamında söylenilir, bir arada yaşayanlar birbirinin huyundan etkilenirler saya kı bıyi sûr hergkes kerray xue"
- say, sa (m) — elma
- saya — pürüzsüz ve düz olan, yüzeyi kaygan ve parlak olan; | içinde her hangi bir şekil olmayan (örgü) düz örülmüş olan
- sayaki — pürüzsüzce, düz olarak, hiç bir engeli olmadan
- sayaki vatış — olduğu gibi veya düşündüğü gibi söylemek; | ağzma geleni söylemek
- saye — saye, sayesinde
- sayek (m) — om, el veya ayak bilek kemiğinin düz ve yuvarlak ucu; | uyluk kemiğinin yuvarlak ucu
- sayekey lınd — ayak bilek kemiğinin yuvarlak ucu
- sayey ,..-dı — sayesinde
- sayey ...-ra — sayesinden
- sayey erdi — yer elmesı
- sayey mirçıkun — çalı biçiminde çok yıllık bir bitki ve kırmızı renkli yemişi
- saynikê (m) — kayganlık; | parlaklık
- saynık — kaygan; | pürüzsüz ve parlak; | yontulmuş, cilalanmış
- saynık bıyayış — kaygan olmak; | pürüzsüz ve parlak olmak
- saynık kerdış — kaygan etmek, kayganlaştırmak; | parlatmak
- sayyer, sayer (m) — elma ağacı
- saz (n) — saz; | davul, çalgı
- saz bıyayış — işler duruma getirilmek, işlemek, ayarlanmak
- saz cenayış — çalgı çalmak
- saz cıyayış — çalgı çalınmak
- saz kerdış — işler duruma getirmek, tamir etmek, ayarlamak
- sazbend — çalgıcı, çalgı çalan
- sazbendê (nı) — çalgıcılık
- sağ — sağ; | doğrulama, gerçek olma
- sağ bıyayış — sağ olmak; | doğrulanmak
- sağ kerdış — doğrulamak
- sağ uw selamet — sağ selamet
- sağleme (m) — sağlamlık, güvenilirlik
- sağlenı bıyayış — sağlam olmak, sağlamlaşmak; | güvenilir olmak
- sağleın — sağlam, dayanıklı; | emin, güvenilir
- sağleın kerdış — sağlamlaştırmak; | güvenilir duruma getirmek
- sêcie kerdış — eşitleştirmek
- sêcie qcdiyayiş — berabere bitmek
- sêcie tepıştış — bir tutmak, eşit tutmak, aynı tutmak
- sêcie ınendış — benzeşmek; 2)benzemek; 2)berabcre kalmak
- sêcieyê (m) — eşitlik, denklik; 2)benzerlik; 3)beraberlik, baş başa veya aynı düzeyde kalma durumu
- sêhirbaz — sihirbaz, büyücü
- sêkur ınendış — öksüz kalmak sêkur şınu dizde cıri ticey aşm
- sêkurê (m) — öksüzlük
- sêlnrbazê (m) — sihirbazlık
- sêpare verdış — kahvaltı etmek, kahvaltı yapmak
- sêr — üstü, üzeri, üstüne, üzerine, üstüne, üzerine
- sêr şuin — akşam üstü
- sêrr viyertış — yıllar geçmek, (üzerinden) yıllar geçmek
- sêrriy xue dekerdış — yaşını doldurmak, öngörülen belli bir yaş sınırına varmak
- sêwir — zavallı; 2)öksüz
- sêwirê (m) — zavallılık
- sêşeme (n) — salı
- sûc (n) — suç
- sûc bıyayış — suç işlenmak, suç olmak
- sûc kerdış — suç işlemek
- sûc ser eştış — suçlamak, suç yüklemek, üzerine suç atmak
- sûc ser qeldayiş — suç yüklemek, suçlamak
- sûcli bıyayış — suçlu olmak, suçlu sayılmak, suçlanmak
- sûcli kerdış — suçlamak, suçlu çıkarmak
- sûcli vetış — suçlu çıkarmak
- sûcın — suçlu
- sûen (m) — tulumlarda oluşan küçük delik
- sûez tıra gırotış — (-den) söz almak
- sûezıy xue ca ardış — sözünü yerine getirmek
- sûezıy xue tepıştış — sözünü tutmak
- sûezıy xue werdiş — sözünü yemek
- sûezıy xuı sero vındertış — (kendi) sözünde durmak
- sûiqest (n) — suikast
- sûiqest pê kerdış — birisine suikast etmek
- sûiqestçi — suikastçı
- sûkutS (m) — suskunluk
- sûkıc — şehirli
- sûlala (m) — sülale
- sûlh (n) — sulh, barış, uzlaşma sûlh bıyayış:sulh olmak, uzlaşmak
- sûlh kerdış — sulh etmek, uzlaşma sağlamak
- sûlık (n) — tasavvuf mensubu kişinin halvete çekilmesi
- sûlık kotış — çileye girmek, inzivaya çekilmek, toplum yaşamından uzak durmak;kabuğuna çekilmek
- sûnciq (m) — sucuk (üzüm, dut vb)
- sûngi (m) — süngü
- sûngi kerdış — süngülemek
- sûngiym — süngülü
- sûngın — mantarlı
- sûnnetkerde — sünnetli, sünnet edilmiş olan
- sûnnetın — sünnetli
- sûnni — sünni
- sûr bıyayış — kırmızılaşmak, kırmızı olmak, kızıllaşmak; 2)kızarmak; 3)kızartılmak, kızgın olmak, kızgınlaşmak
- sûr kerdış — kırmızılaştırmak, kırmızıya boyamak, kızıllaştırmak; 2)kızartmak; 3)kızgınlaştırmak, kızgın hale getirmek
- sûr-la — üzerinde kırmızı olan, kırmızılı, allı; 2)kırmızıca
- sûr-o çeqer — açık kırmıyı •
- sûr-o tari — kuyu kırmızı
- sûrê (m) — kırmızılık; 2)kızartı
- sûrgûl (m) — kuşburnu 298
- sûrgûlyer (m) — yaban gülü, kuşburnu ağacı
- sûrgûn (n) — sürgün
- sûrgûn kerdış — sürgün etmek, sürgüne göndermek
- sûrgûn şayış — sürgün gitmek, sürgüne gitmek
- sûrinc (m) — kızamık( hastalık)
- sûrinc vetış — kızamık çıkarmak, kızamık hastalığına yakalanmak
- sûrincın — kızamıklı
- sûrkerde — kırmızıya boyanmış; 2)kızgm; 3)kızartılmış olan
- sûrla — kırmızımtırak, kırmızımsı; 2)kırmızı giyinmiş olan, kırmızılı
- sûrtık — sürtük, çok gezen kadın, orospu
- sûryen — kırmızılı, kırmızı renkten olan
- sûrık (n) — kızıl, kızıllık; 2)anüs
- sûrıkıy hâk — yumurta sarısı
- sûs (n) — süs
- sûs (n) — otsu bir bitki, 50 cm kadar uzanır ve kurutulup kışın davara yem olarak verilir; 2)meyan kökü
- sûs cı kotış — güvelenmek
- sûs de kotış — içine güve düşmek, güvelenmek
- sûs vverdış — güve tarafından yenilmek, yıpranmak, güvelenmekten bozulmak
- sûsın — süslü
- sûsın — güvelenmiş olan, güveli
- sûvvari — süvari, atlı, atlı asker
- sûwar bıyayış — binek hayvanına binmek, ata binmek
- sûwariyê (m) — süvarilik ş
- sûı-gûn bıyayış — sürgün olmak, sürgüne gönderilmek
- sccde berdış — secde etmek
- schırçiye (m) — büyücülük
- sclex (n) — sıyrılma, zedelenme
- sclxune selxune gêrayiş — salakça gezmek; başıboş dolaşmak
- sctranc (n) — satranç
- scxlet bıyayış — kalabalık olmak, kalabalıklaşmak
- scxte — sahte
- scydwnnê (m) — avcılık
- se — yüz, yüz sayısı
- se — ne, hangi şey
- se benu — ne olur, lütfen
- se bı nıbı — olur olmaz, ne olduysa
- se bıyayış — ne olmak
- se kerd nıkerd — etti etmedi, bütün çabalara rağmen
- se kerdış — ne etmek, ne yapmak
- se ko, sego — -ğı zaman, -ğinde
- se kı nnveru — yememiş gibi, sanki yememiş gibi
- se kı, segı — nasıl ki, -ğı zaman; | sanki
- se ray — yüz kez. yüz defa
- se se — yüz yüz, yüzer yüzer
- se serr, seserr — yüz yıl, asır
- se vuni — ne demek
- se şerre — yüz yaşında
- sebat (m) — şubat, şubat ayı
- sebat (m) — sebat; 2)kedilerin çiftleşme istekliği, kedilerin çiftleşme dönemi
- sebat kerdış — sebat etmek; 2)(kediler) çiftleşmeyi istemek
- sebatkar — sebatkar, sebatlı 283
- sebax bıyayış — sıvanmak
- sebax kerdış — sıva etmek, sıvamak
- sebax purye dayış — sıva vurmak, sıvamak
- sebaxçi — sıvacı
- sebaxçiyê (m) — sıvacılık
- sebaxiyayiş — sıvanmak; 2)badanar lanmak
- sebaxm — sıvalı
- sebaxnaye — sıvanmış olan, sıvalı
- sebaxnayiş — sıvamak; 2)badanalamak
- sebeb (n) — sebep, gerekçe
- sebeb bıyayış — sebep olmak, neden olmak
- sebeb kerdış — sebep etmek, gerekçe göstermek
- sebze (n) — sebze
- sebzeci — sebzeci
- sebzeciye (m) — sebzecilik
- sebzeyın — sebzeli
- secade (n) — seccade, namazlık
- secde (n) — secde
- secde şayış — secdeye varmak, secdeye kapanmak
- secie bıyayış — eşit olmak, eşitleşmek; 2)berabere bitmek
- sedef (n) — sedef ,
- sedefin — sedefli
- sedefyen — sedeften yapılmış olan
- sedeqe — sadaka
- sedeqe cıri şayış — sadaka verilecek kadar yoksul olmak
- sedeqet (n) — sadakat
- sedir (n) — sedir, divan
- sedı — yüzde
- sefa — sefa
- sefa ronntış — sefa sürmek
- sefalet — sefalet
- sefer — sefer; 2)kez, defa
- seferber — seferber
- seferber bıyayış — seferber olmak
- seferber kerdış — seferber etmek
- seferbere (m) — seferberlik
- segı nıeşnavıtu — sanki duymamış gibi; 2)duymamazlıktan gelmek
- sehabe — sahabe
- sehırçi — büyücü
- seksiz — ters, terslenmiş, azarlanmış
- seksiz bıyayış — terslenmek, azarlanmak, rezil olmak
- seksiz kerdış — terslemek, azarlamak, rezil etmek
- seksizê (m) — terslik, azarlama
- seku (m) — seki, balkon, taraça
- sel (m) — sepet
- sel (n) — çimen köklerinin sardığı çimenli . toprak
- selam cı dayış — selam vermek, selamlamak
- selam pie dayış — selamlaşmak
- selam ra-gırotış — selam almak
- selam yewbinun dayış — selamlaşmak, birbirine selam vermek
- selamet — selamet
- selamete (m) — selamet
- selax — salak, aptal
- selaxê (m) — salaklık, aptallık
- selâm cıri erşavvıtış — (birine) selam yollamak