Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- P —
- p — p(pe)
- pa — ile, -le, la; | onunla, onlarla
- pa — -e, -a; | ona, onlara
- pa ...-a — ile, -le, -la, -le birlikte, -le beraber
- pa çcrayış — (yayla) -da otlanmak; | (birinin) sırtından geçinmek
- pa bcstıyayış — -e bağlanmak; | iliştirilmck
- pa bestış — -e bağlamak, bir şeyi başka bir şeye bağlamak; | -e yüklemek; | iliştirmek
- pa bıyayış — -e takılmak; | ilişmek
- pa dayış — -e değdirmek, -e dokundurmak
- pa dûsnayış — -e yapıştırmak
- pa dfısıyayış — -e yapışmak
- pa dıyayış — -e değmek, -e dokunmak
- pa fıstış — -e vurmak, (tokatı, harcı) -e sertçe yapıştırmak, | -c sertçe değip geçmek
- pa kerdış — -e takmak, -e geçirmek
- pa kotış — -e değmek, -e değip geç mek; | -c takılmak
- pa kuayış — -e takmak, -e çakmak, -c geçirmek; | -e fırlatmak
- pa kuyayış — -e takılmak, -e geçirilmek, -e çakılmak; | -e fırlatılmak
- pa mawa — bizimle, bizimle birlikte, biz de dahil
- pa mcndış — -e bakmak; | -e takılıp kalmak, zamanı almak; | geri kalmak, bir şeyden yoksun kalmak
- pa nayış — -e tutuşturmak, aleşe vermek; | -e dokundurmak, yapıştırmak; | -c ateşlemek, (silahı) -e sıkmak; | (kapağı) örtmek, (deliği) kapatmak; | (ad) koymak; | bandırmak
- pa nıyayış — -e tutuşturulmak, ateşe verilmek; | (birisine silah) -e sıkılmak; | -e dokundurulmak; | (kapak) örtülmek, (delik) kapatılmak; | (ad) konulmak; | banmak
- pa nıştış — -e konmak
- pa vındertış — -de, -c kalmak; | -le yetinmek
- pa şıyayış — asılı kalarak sallanmak; | uğraşıp durmak, didinmek, zamanını vermek
- pa ınşıyayış — -e konulmak, konmak işi yapılmak
- paç (n) — gömlek
- pabeste — bağlı, bağımlı
- pabeste bıyayış — bağlı olmak, bağımlı olmak
- pabeste ınendış — bağlı kalmak
- pabı — birlikte, beraber; | rağmen, karşın
- pabı ...-ya — -e rağmen, karşın
- pabı eneya — bununla birlikte; | buna rağmen, buna karşın
- pabı eyêya — onunla birlikte; | ona rağmen
- pacıyayış — (kabuk) soyulmak, (deri) sıyrılmak
- padaye — yapışık, bitişik, birbirine değmiş olan
- padûsnaye — yapışık, yapıştırılmış
- padûsyaye — yapışık, yapışmış olan
- padişah — padişah
- padişahe (m) — padişahlık
- pag (m) — üstü kapalı, ön tarafı açık ve yazın hayvanların konulduğu yazlık ahır
- paiundıkın — basamaklı;
- pak — pak, temiz
- pak bıyayış — temizlenmek, temiz olmak; | aklanmak; | durulanmak, durulaşmak; | armmak
- pak kerdış — temizlemek; | arındırmak
- pak kerdış dayış — temizletmek
- pak tepıştış — temiz tutmak
- pak vetış — temiz çıkarmak, temize çıkarmak; | aklamak, temize çıkarmak
- pak vicayış — temiz çıkmak, temize çıkmak; | aklamnak; | arınmak
- paka — bulutsuz ve açık gök yüzü
- pakayê (m) — havanın açık ve bulutsuz olma durumu
- pakê (m) — temizlik
- pake kerdış — temizlik eânek
- pakerde — takılı, takılmış olan
- paket (m) — paket
- paket kerdış — paketlemek, pakete koymak
- paktenıiz — tertemiz, çok temiz
- pakuaye — çakılı, çakılmış olan
- pal (m) — bacak, kesişen ve çatal bir biçim alan iki koldan her biri; | ad;m; | basamak, merdiven basamağı
- pal eştış — adım atmak, ayağını ileriye doğru atmak
- pal pal ser eştış — bacak bacak üstüne atmak
- pal serdi kerdış — binmek
- palas (n) — kilim, keçi kılından dokunmuş kilim
- palax (m) — yerde kurumaya yüz tutmuş ot
- palaxin — otu kurumuş (yer), yerde kurumuş (ot)
- palaz — ezme, ezim
- palazê (m) — eziklik
- palaznaye — ezik, ezilmiş, yassılaşmış
- palaznayış — ezmek, basınç altında biçim değiştirmek
- palazın — ezik, ezilmiş olan
- palazıyaye — ezilmiş ve yassı olmuş
- palazıyayış — yassılaşmak, ezilmek, basınç altında biçimi değişmiş olmak
- paldım (n) — semerin öne doğru kaymasını önleyen ve yük hayvanının kuyruğu altından geçen kayış
- paliste (n) — but, bacağın gövdeye bitişik olan bölümü
- palpat (m) — bir defada yapılan ve bir avuç kadar dışkı, tezek
- palpatey giy — bir avuç kadar bok
- palpatey sil — bir avuç kadar sığır gübresi, tezek
- palund (m) — semer, palan
- palund kerdış — semerlemek, (yük hayvanı için) semer vurmak
- palund ser nayış — semer vurmak, eşek ölmek, kaba ve anlayışsız olmak
- palundçi — semerci
- palundçiyê (m) — semerçilik
- palundkerde — semerli, semeri sırtına vurulmuş (yük hayvanı)
- palundık (m) — basamak; | merdiven
- palundın — semerli, semeri olan (yük hayvanı)
- palvızd — aksak, yolda düzgün yürüyemiyen
- palvızdc (m) — aksaklık
- pamcnde — yoksun; | yoksul; | geri kalmış, âz gelişmiş
- pamendeyê (m) — yoksulluk, yoksunluk; | geri kalmışlık, az gelişmişlik
- panaye — örtülü (kapak); | değdirilmiş olan
- papuç, papuıç (n) — ayakkabı şeklinde yünden örülen ve içerde giyilen papuç; | terlik
- papucun çevvt pay dayış — papucunu ters giydirmek
- papucun xue dınıa kaş kerdış — papuçları yerden sürükleyerek gitmek
- papucun xue qına vıstış — çekip gitmek
- par — geçen yıl, geçen sene
- par pışnayış — kabartmak şişirmek
- par pışıyayış — kabarmak, şişmek
- paraz (n) — sıkım, sıkma işi
- paraznaye — sıkılıp suyu akıtılmış (çamaşır vb)
- paraznayış — sıkmak, çamaşırı sıkıp suyunu akıtmak
- parazıyayış — sıkılmak, çamaşır sıkılıp suyu akıtılmak
- parçê kerdış — parçalamak; bölmek
- parçê parçê — parça parça, lime lime; | azar azar bölüm bölüm
- parçe (n) — parça
- parçe bıyayış — parçalanmak; | bölünmek
- parçe parçê kerdış — parça parça etmek, parçalara ayırmak
- parçekerde — parçalanmış olan
- parçevın — parçalı
- pare (n) — birbirine yapışık iki eşit parçadan her biri, bir bütünü oluşturan iki eşil parçadan lıcr biri, pare
- parey gali — büyük heybenin bir gözü
- parey lieqbi — heybenin bir gözü veya parçası
- park (m) — park
- parna — geçen seneden beri
- parpar (n) — semiz otuna benziyen ve zebze olarak pişirilip yemeği yapılan bir ot
- parse (n) — parsa, dilenme | dilenciye verilen sadaka
- parse arye dayış — parsa toplamak
- parse kerdış — dilenmek
- parsek — dilenci, dilenen
- parsekê (m) — dilencilik, cimrilik
- parseyê (m) — dilencilik
- parti (m) — parti
- partici — partici
- particiye (m) — particilik
- partiyın — partili
- paryen — geçen yılki, geçen seneden kalan
- parşuy, perşınv (m) — kaburga, kaburga kemiği
- pas (n) — kulaç, yüzerken kolları açıp luıreket ettirmek işi
- pas (n) — pas
- pas cı dayış — (birine) pas vermek
- pas eştış — kulaç atmak, suda kulaç alarak yüzmek
- pas yewbinun dayış — paslaşmak, birbirine pas vermek
- pasaport (n) — pasaport
- paser, jıaşt ser — sırt nstn
- pasera kotış — sırt üsfü yatmak
- pasera nayış — (kapıyı) ardına kadar açmak, sonuna kadar açmak
- pasif — pasif
- pasifê (m) — pasiflik
- paskil — tekme, çifte (hayvan için)
- paskil eştış — lekme atmak
- paskil kerdış — tekmelemek
- paskil purye dayış — tekme vurmak
- pasta (m) — pasta
- pat — pat
- pat pat — pat pat, patır patır
- pat pat kerdış — patırdamak, pat pat etmek
- pat pat kotış — patır patır düşmek
- pat teqayiş — pat patlamak
- pat-i — patırtı, patırdama sesi
- pata — pata
- pata bıyayış — pata olmak
- pate — kabuğu soyulmuş olan
- pati (m) — patırtı
- pati vctış — patırdamak, patırtı çıkarmak
- patik (n) — çömçe, çemçe, büyük tahta kaşık
- patil (m) — biçilmiş ot burması veya demeti, biçilmiş ot veya yoncayı burarak üç büklüm ve iç içe geçirilerek yapılan demet, burma
- patile — mayasız (ekmek), mayasız hamurdan yapılan (ekmek)
- patilın — burularak demetlenmiş (ot)
- patnayış — patlatmak
- patpat (n) — oyuncak tabanca, mantar tabancası
- patron — patron
- patrone (m) — patronluk
- patış, pacayış — soymak (kabuk vb)
- pavvıtış, pawayiş — beklemek, gözlemek; | gözctmek, korumak; | nmmak
- pavvıyayış — beklenmek, gözlenmek, beklenilmek; | korunmak, gözetilmek; | umulmak
- pawe (n) — bekleme; | beklcyiş
- pawe vındertış — beklemek
- pawer (n) — yemek, ekmekle yenilen yiyecek, katık
- pawerde (n) — yiyecek
- pawey ... vındertış — (birini) beklemek, biri gelinceye ya da bir iş oluncaya değin bir yerde kalmak, durmak •
- pawey pie vındertış — bekleşmek
- pawitc — sahibi olan (yer), korunan (mera vb)
- pax — önemsememe, ciddiye almama
- pax pê ınkcrdış — ciddiye almamak, birinden korkmamak
- paxir, paqir (n) — bakır
- paxiryen — bakırdan yapılmış olan
- pay (m) — ayak; | yayan; | yayan
- pay ... qıno dayış — kıçına tekme atmak, kovmak
- pay ... serra gerayış — (birini, veya bir şeyi) tepelemek, ayakları altında ezmek, ayak altında çiğnemek
- pay ameyış — yayan gelmek
- pay berdış — yürütmek, yayan götürmek
- pay bneçey ... nayış — kuyruğuna basmak
- pay cı nayış — ayak basmak, bir yere varmak, ulaşmak; | bir şeye basmak, tepelemek
- pay cı nınayış — ayak basmamak, bir yere hiç uğramamak
- pay cı şunayış — vazgeçmek, yapmamakta direnmek; | engellemek
- pay de eştış — (bir yere) ayak atmak, girmek
- pay de nıeştış — (bir yere) ayak atmamak, bir yere hiç gitmemek
- pay erd şunayış — ayak diremek
- pay eştış — ayak atmak; | tekme atmak, ayakla vurmak
- pay gerayış — yayan gezmek, yayan dolaşmak, yürümek
- pay kerdış — (don, ayakkabı) giymek, ayağına geçirmek; | ayakla ölçmek, ayaklamak
- pay kotış — yürümeye başlamak; | hastalıktan iyileşmek
- pay mv paskil — ayak tekme
- pay paskihı cı şayış — tekmeyle girişmek, tekme tokatla üzerine yürümek, üzerine hücüm etmek
- pay purye dayış — ayak vurmak, tekmelemek; | bozmak
- pay purye dıyayış — tekmelenmek
- pay qıney ...-rı dayış — götüne tekme atmak, kıçına tekme atmak, kovmak
- pay ser erzıyayış — ayakla üzerine çıkıp ezmek, yerde tekmelemek
- pay serra çarnayış — tepeletmek
- pay serra genyayış — tepelenmek
- pay serra gerayış — tepelemek
- pay ver eştış — çelme takmak, çelme almak
- pay vındertış — ayakta kalmak, dik kalmak
- pay vıstış — yürütmek, yürümesine neden olmak
- pay wanştiş — ayağa kalkmak
- pay waraznayiş — ayağa kaldırmak
- pay xue bınra nıkerdış — durmadan dinlenmeden çalışmak; | ıahat durmamak
- pay şayış — yayan gitmek, yürümek
- pay şıyayış — yürünmek
- paya — gösteriş, çalım, caka, kibir; | çalımlı, kibirli
- paya kerdış — ayağa takmak, ayağa geçirmek; | çalım atmak, büyüklük taslamak
- paya kerdış — çalım yapmak, gösteriş yapmak, büyüklük taslamak
- paya kotış — çalım satmak, büyüklük taslamak
- payaker — çalımlı, cakalı, gösterişli, kibirli
- payakerê (m) — çalımlılık, cakalılık, kibirlilik
- payayê (m) — çalımlılık, kibirlilik
- paydos (n) — paydos
- paydos bıyayış — paydos olmak
- paydos kerdış — paydos etmek
- paye (n) — pay, fazlalık, kesme payı
- payek (m) — topuk, ayağın arka kısmı; | hayvan ayağı
- payende (n) — destek, alttan verilen payende
- payey ... ca gırotış — ayağı düze basmak, ayağı yeri tutmak, durumunu sağlamlaştırmak
- payey ... cı bırnayış — (bir yerden) ayağını kesmek, uğramamak
- payey ... erdra bırıyayış — ayağı yerden kesilmek
- payey ... pa kotış — (bir yere) ayağı düşmek, bir yere yolu düşmek; | (bir şeye) ayağı takılmak
- payey ... ra-resnayış — ayağını kaydırmak '
- payey ... resıkıyayış — ayağı kaymak
- payey ... xêli aıneyış — ayağı uğurlu gelmek
- payey tırakcrdi verdayış — kesme payı bırakmak
- payiz ardış — gözlemek
- payiz, payız (n) — sonbahar, güz
- payiza — kış armudu
- payiza (m) — kış armudu, sonbahar-, da yetişen bir çeşit armut
- payizunc — sonbaharları, güzün
- payizune diya — her sonbahar gelince, sonbaharları olunca
- payizyen — sonbahara ait olan, sonbaharda yetişen, sonbaharlık
- payizyer (m) — bir tür armut ağacı, kış armudu veren ağaç
- paykerde — giy ili, giyilmiş olan
- paykote — tembel, uyuşuk, kendinden aciz, usanmış olan
- payra — ayakta; | ayak üstü, ayakta durarak; | acele olarak
- payra gerayış — ayakta gezmek
- payra kotış — ayakta duramamak, çok yorulmak, takatten düşmek
- payra mcndış — ayakta kalmak,
- payra rakotış — ayakta uyumak, yorgun olmak; | dalgın olmak, uyanık olmamak
- payra tepıştış — (bir şeyi) ayakta tutmak, sürekliliğini sağlamak
- payra vındarnayış — (birisini) ayakta durdurmak, ayakta bekletmek, bir şeyi ayakta tatmak
- payra vındertış — ayakta durmak, ayakta kalmak
- paytext (n) — başkent, başşehir
- payın — ayaklı
- pazu, pazı (n) — pazı, kolun şişkince kas kısmı
- pazubcnd (n) — pazıbcnd, kola bağlanan ve içinde muska bulunan kolçak, kola bağlanan işaretli şerit
- paşa, paşah — paşa, padişah
- paşayê (m) — paşalık, padişahlık
- paşazade — paşa oğlu
- paşeme, puneşeme (n) — perşembe
- paşley xne pc qeyim kerdış — (birine) sırtını dayamak, birine çok güvenmek
- paşna (m) — topuk; | ayakkabı topuğu, ökçe, topuğun arka bölümü
- paşnay soil şıkıtış — ayakkabı ökçesini kırmak
- paşnay soilıy ... purye dayış — (ayakkabı topuğu) ayağını vurmak
- paşnayın — ökçeli, topuklu
- paşrey xue pie şunayış — sırt sırta vermek, arka arkaya vermek, omuz omuza vermek
- paşt (m) — sırt, arka
- paşt cı dayış — desteklemek, arka vermek, arka çıkmak
- paşt cı dıyayış — desteklenmek
- paşt cı kerdış — sırt çevirmek
- paşt cı vicayış — arka çıkmak, birini kayırmak
- paşt gırotış — (birinden) destek almak, teşvik edilmek
- paşt kerdış — sırtlamak, sırtına alıp yüklenmek
- paşt pie şunayış — sırt sırta dayamak, sırt sırta vermek, işbirliği yapmak
- paşt ser — sn t üstü
- paşt ser erd dayış — sırt üstü yere yıkmak, sırt üslü düşürmek, belini yere getirmek, güreşte yenmek
- paşt ser erd gmayış — snt üstü düşmek, sır üstü yer yıkılmak
- paşt sera kotış — sırt üstü yatmak
- paşt sera ra-qeldiyayiş — sır! üstü uzanmak, sırt üstü yatmak
- paşta nayış — sırtına vermek, yüklemek; | (kapıyı) ardına kadar açmak, (kapı) sonuna kadar açmak
- paştey ... erd ameyış — sırtı yere gelmek, yenilmek
- paştey ... erd ardış — (birinin) sırtını yere getirmek, birini yenmek, üstün gelmek
- paştey ... kenıyayış — sırtı kaşınmak dayak yemeyi hak edecek davranışlarda bulunmak
- paştey ... pê qeyim bıyayış — (birisine) bel bağlamak, güvenmek
- paştey ... vicayış — (birine) arka çıkmak, desteklemek
- paştey ... vılcnayış — sırtını sıvamak
- paştey ...-ra cûwiyayiş — (birinin) sırtından geçinmek
- paştey ...-ra vetış — (birinin) sırtından çıkarmak, (birinin) sırtından geçinmek
- paştey ...tıra qeyim biyayış — (birine) güvenmek
- paştey xue cı şunayış — yaslanmak, (birine, bir şeye) sırtını dayamak
- paştey xue pê qeyim kerdış — bel bağlamak, biı inc güven duymak
- paştey xue pê şedenayış — (birisine) bel bağlamak, birine güven duymak, çok güvenmek
- paştey xuera rue-nayış — sıtından indirmek
- paştey... çinıyayış — destekleyecek kimsesi olmamak
- paştger — destekleyen, arka çıkan, koruyucusu, arkalı
- paştgerê (m) — fedailik, koruyuculuk
- paştkuılın — yük taşımaktan sırtı yaralı (yük hayvanı)
- paştmure, paşnıure — bel ağrısı; | karın ağrısı
- paştmurey ... dekotış — beli ağrımak, bel ağrısına yakalanmak; | karnı ağrımak
- paştvcrın — sırtı geniş olan, geniş omuzlu, güçlü
- pa\\ve vındatnayış — bekletmek
- pâl adayış — bacakları açmak
- pâl kerdış — adımlamak, adımlarla ölçmek
- pâliy xue akerdış — bacaklarını açmak, uygunsuz durmak
- pê — -e, -a; | onu, onları, ona, onlaıa
- pê anıeyış — -e uygun gelmek, -e uymak; | -e iyi gelmek
- pê arqelnayiş — farkına vardırmak; | uyandırmak, ayıltmak
- pê arqelıyayiş — farkına varmak, fark etmek, görmek; | anlamak, sezmek
- pê bıyayış — birine kötü bir şeyler olmak, biri kötü duruma düşmek
- pê decayış — bir şeye üzülmek, bir şeyden dolayı incinmek
- pê eşkayış — -e gücü yetmek, birine edebilmek
- pê gırotış — belasını bulmak, birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına gelebilir
- pê hesnayış — -i öğrenmesine neden olmak, duyurmak, fark ettirmek
- pê hesıyayış — -i duymak, öğrenmiş olmak, fark etmek, anlamak
- pê kerdış — birine kötü bir şeyler yapmak, birini kötü duruma düşürmek
- pê musayış — bir şeye alışmak; | bir şeyi öğrenmek pê nıusıyayış; bir şeye alışılmak
- pê musnayış — birini bir şeye alıştırmak; | öğretmek
- pê naıayış — yanma koymamak, yanına bırakmamak, birinin yaptığı bir kötülüğü cezasız bırakmamak
- pê qclirnayiş — birini bir şeyden dolayı üzmek
- pê qehnyayiş — -e üzülmek, bir şeye üzülmek
- pê rıdıyayış — beğenmek, bir şeyi benimsemek
- pê wiyayiş — birine veya bir şeye gülmek, biriyle alay etmek
- pê xapênayiş — kandırmak, -le aldatmak; | yanıltmak; dolandırmak
- pê zunayış — bilmek, haberdar olmak, öğrenmiş olmak
- pê şayış — (kaptan sıvı) sızmak, sıvı akmak, damlamak
- pêgemberê (m) — peygamberlik
- pêgeniber, pêxember — peygamber
- pêliy ... şıkıyayış — kanatları kırılmak, üzülmek, ümilsizlcşmek
- pêlmey (n) — asma yaprağı
- pêmawite — ölçülmüş olan, ölçülü
- pêmawitiş — ölçmek
- pêmawitueg, pêniawitox — ölçen, ölçüyü yapan
- pêmawiyayiş — ölçülmek
- pênc kerdış — tırmalamak, tırnaklamak, tırnaklarını batırmak
- pêniawe (n) — ölçü, ölçüt
- pêsaye — suyu akmaz olan, suyu kurumuş olan
- pêsayiş — (suyu) akmaz olmak, kesilmek, dinmek, kurumak; | suyu emmek, suyu kendine çekmek
- pêsnaye — suyu kesilmiş olan
- pêy ...-a — ile, -le, -la, -le birlikte, vasıtasıyla, sayesinde
- pêy cuvvayış — -la geçinmek, -la yaşamını sürdürmek
- pêy dêstya — el yordamıyla, el yardımıyla, el ile
- pêy emir lıomaya — allalnn emriyle
- pêy engışta ra darıyayış — parmakla gösterilmek
- pêy fêki nemırya — tatlı sözle, gönül alıcı sözler konuşarak, tatlı dille
- pêy fêkya — sözlü, şifahi, sözle
- pêy fêkya vatış rahatu — dile kolay, söylemesi kolay ama yapılması veya katlanılması çok güç
- pêy gerayışa ki derst nıkuenu — aramakla ele geçmez
- pêy gerayışa peyda nıbıyayış — aramakla bulunmaz, aramakla ele geçmemek
- pêy hewlêya — iyilikle pêy kueçıka da arya pêy patika
- pêy key kerdış — -le oynamak ; | -le dalga geçmek
- pêy kixayiş — -le öksürmek
- pêy lınguniy xuewa dom kotış — kendi ayağıyla tuzağa düşmek
- pêy ma, pêy mawa — bizimle
- pêy mawa — bizimle, bizim vasıtamızla, sayemizde
- pêy nonıey Allâlıya — Allahın adıyla, Allalnn adına yemin etmek
- pêy pers ki şini Qers — insan sora sora Karsa varır, insan sora sora öğrenir
- pêy persa ki reseni Qers — insan sormakla Kars'a varılır, insan sora sora öğrenir
- pêy se kerdış — (bir şeyle) ne yapmak; | neye yarar, faydası yok, iş işten geçtikten sonra bir yararı yoktur
- pêy tcrsnayış — -le korkutmak
- pêy tersayış — -le korkmak, -e korkmak
- pêy yew vılıka wesar nıyenu — bir çiçekle bahar gelmez
- pêy şarmıyayış — -la utanmak, bir şeyden dolayı utanmak
- pêy şay bıyayış — -e sevinmek, -le sevinmek
- pêy şay kerdış — -e sevindirmek, -le sevindirmek
- pêy şeqeziyayiş — -la mahcup olmak
- pêy şitıy mirçıkuna wıye bıyayış — kuş sütü ile beslenmek, özenle beslenmek
- pêy, pc — ile, -le, -la, -le birlikte; | onunla, onlarla, biriyle
- pêzevvengê (m) — pezevenklik
- pêzeweng — pezevenk
- pêşaye — pişkin, iyi pişmiş
- pêşgir, pieşgir (m) — peşkir, havlu;
- pêşin — peşin
- pêşin dayış — peşin ödemek, peşin vermek
- pêşin gırotış — peşin almak
- pêşinê (m) — peşin olma durumu
- pêşm, peşm (m) — yün
- pêşmyen — yünlü
- pêştimal, pieşmal (m) — etek üzerine bağlanan peştamal; | incc havlu
- pûf — püf; | üfürük
- pûf bıyayış — üflenmek
- pûf kerdış — üflemek, üfürmek, püflemek
- pûf pûf — püf püf, püfür püfür
- pûf pûf kerdış — üflemek, üfıirmek
- pûffayış — üflenmek
- pûfi (m) — üfîirük sesi, üfurme sesi
- pûfnayış — püflemek, üfîirmek
- pürt cenayış — ditmek, yünü (hallaç aletleriyle) kabartmak
- pc eşnewitiş — (bir olayı) duymak, birisinden bir hadiseyi öğrenmek
- pc xapiyayiş — -le kandırılmak, -a kanmak, aldanmak, aldatılmak; | yanılmak; | dolandırılmak
- pccrc, peyerê — geçen ikinci gün, dünden bir önceki gün
- pchliwun — pehlivan, güreşçi
- pCI sert» akerdış — kanat açmak, kanat germek, üzerine kanal geı ınek
- pcmbeyen — pembeli
- pcrêy xue tıra vetış — parasını çıkarmak masrafım çıkarmak
- pcreyın — paralı
- pcrişun — perişan
- pcrişun kerdış — perişan etmek, acınacak duruma getirmek
- pcykunedı — sononda, bitiminde, geride, ardında
- pcıne cenayış — ditmek, yay ve tokmakla pamuğu kabartmak
- peçe (n) — peçe
- peçe kerdış — peçelemek, peçeyle örtmek
- peçe xue rûı untış — yüzünü peçeyle örtmek
- peçeyın — peçeli
- pede alaqiyayiş — (bir şeyde) asılmak, -de asılı kalmak, -e sarkmak
- pede alaqnayiş — (bir şeyde) asmak, -de asmak, sarkıtmak
- pede ardış — içinde gelmek, suda gelmek
- pede aıneyış — içinde gelmek, suda gelmek
- pede çinayış — -e sövmek, birisine küfür etmek
- pede çiyayış — -e sövülmek, birisine küfür edilmek
- pede berdış — içinde götürmek, (su, sel) alıp götürmek, sürüklemek
- pede cenayış — -e batırmak, içine batırmak, saplamak
- pede cıyayış — -e batırılmak, içine saplanmak
- pede dayış — (yılan, arı vb) -e sokmak, birisine iğnesini batırmak
- pede kerdış — -e doğramak, içine doğramak, (ekmeği çorbaya) doğramak; | bir şeyi akar suya bırakmak, içine salmak
- pede vccıyavış — (bir şeye) binerek sarkmak, binmek
- pede vetış — (bir şeye) bindirerek sarkıtmak, bindirmek
- pede şayış — içinde gitmek, (suda, selde) gitmek, sürüklenmek
- pede, pedı — -e, içine, -de, içinde; | onda, onlarda
- pedekerde — içine doğranılmış olan
- peerêna — geçen ikinci günden beri
- peerêra nat — geçen ikinci günden beri veya bu yana
- peerêyen — geçen ikinci günkü, geçen ikinci güne ait olan
- peh — beğeni veya beklenilmeyen bir durum karşısında „maşallah\" anlamında söylenilir"
- peh peh — peh peh, beğenme veya şaşmayı anlatır
- pehliwunê (m) — pehlivanlık
- peknayış — ürküterek kovmak, ürkütüp kaçmasına neden olmak
- pekıyayış — ürküp kaçmak, ürkütülüp kovulmak
- pel (n) — yaprak; | kanat
- pel akerdış — yaprak açmak, yapraklanmak
- pel de-gırotış — yaprak salamurası yapmak
- pel de-kcrdış — yaprak doldurmak, yaprak sarması yemeğini yapmak
- pel nileqayiş — yaprak kımıldamamak, hava rüzgarsız olmak
- pel pa nıyayış — kanatlanmak, çok sevinmek
- pel pel — yaprak yaprak
- pel rışıyayış — yaprak dökülmek, sonbahar mevsimi gelmek
- pel tie nışıyayış — yaprak kımıldamamak, yaprak oynamamak, hava rüzgarsız ve durgun olmak
- pel xueri nıdayış — kurtuluşu olmamak, knrlnlamamak, kımıldamamak, anında ölmek
- pel-ın — yapraklı
- pelcxnaye — ezik, ezilmiş veya çürümüş olan
- pelexiyayiş — ezilmek, çürümek, basılarak veya sıkıştırılarak biçimi değişmek
- pelexnayiş — ezmek, basarak veya sıkıştırılarak biçimini değiştirmek
- pelkaste — hantal, ağır yürüyen, elinden iş gelmeyen, paspal
- pelkasteyê (m) — hantallık
- pelo dcgırote — yaprak salamurası
- pelo dekerde — yaprak sarması
- pelpelık (n) — çok ince madeni pul
- pelt — peltek
- pelt bıyayış — peltekleşmek
- peltê (m) — pelteklik
- pelşıkte — kırık kanatlı, üzgün, ümitsiz, umutsuz
- pelık (n) — pul, takı olarak kullanılan incc madeni pul; | şapkadaki siper veya siperlik
- pelın — yapraklı; | kanatlı
- pelıv rêz — asma yaprağı
- pelıy mey, pêlmey — asma yaprağı
- pembe — pembe
- pembe bıyayış — pembeleşmek
- pembe kerdış — pcmbeleştirınek
- pembeye (m) — bembelik
- pemiste (n) — pamuk tohumu
- penas (m) — tülbentlerin kenarlarına oya ile işlenen madeni ve delikli küçük pul
- penasın — madeni küçük pulla işlenmiş olan
- pençe (n) — ayakkabı pençesi
- pençe kerdış — ayakkabıya pençe vurmak, ayakkabıyı pençelemek
- pençe purye dayış — (ayakkabının altına) pençe vurmak
- pençeyin — pençeli (ayakkabı)
- penc (n) — pençe
- penc pnryc bıyayış — pcnçesiyle tutmak, pençcsiylc yakalamak; | çinıdiklemek; | tırnaklamak
- penc pnryc dayış — pençe vurmak, pcnçelcmek
- penc purye kerdış — (bir şeye) pençesini batırmak, bir şeye tırnaklarını geçirmek
- penckuet — parmaklarını emmen; | pısırık
- pencquet — kısa parmaklı, küt parmaklı ; | elinde iş gelmeyen, ei işi beceremiyen
- pencın — pençeli, pençesi olan; | tırnakları uzun olan
- pencıra, pencera (m) — pencere
- pencırayın — pencereli
- pendir bıyayış — peynirleşmek
- pendir, penir (n) — peynir
- pendirın — peynirli
- penerûık — kavgacı ve rakibinin yüzünü tırnaklayan (çocuk)
- penidı mendış — geride kalmak, arkada kalmak
- pennyen, pemeycn — pamuktan yapılmış olan, pamuklu
- penıc (n) — pamuk
- penıeyın — pamuklu
- pepik cı vmdertış — küçük şişkinlikler oluşmak
- pepuk (n) — kurtçuk, tırtıl
- pepık (m) — küçük şişkinlik, kaşınmaktan oluşan küçük yumuşak şişkinlik
- pepık dayış — küçük yumuşak şişkinlik meydana gelmek
- peqlawa (m) — baklava
- perakende — perakende, toptan karşıtı, azar azar veya teker teker satış
- perakendeci — perakendeci
- perakendiyê (m) — perakendicilik
- perçin — perçin
- perçin bıyayış — perçinlenmek, perçinleşmek
- perçin kerdış — perçinlemek
- perê dayış — para(lar) vermek, para ödemek
- perê kerdış — para etmek, para sıçmak, para yapmak, para basmak
- perê onıartış — para saymak, para ödemek
- perê piera nayış — para biriktirmek
- perê pieser nayış — para biriktirmek
- perê rue-nayış — para koymak, para yatırmak
- perê tede bıyayış — (bir şeyde) para olmak, kazanç olmak, kazanç sağlamak
- perê tepıştış — para tutmak, para biriktirmek
- perê untış — para çekmek
- perê vetış — para çıkarmak, para basmak; | bir şeye para yetmek
- perê werdiş — para yemek, para harcamak; | rüşvet yemek, rüşvet almak perê werdiş dayış; paıa yedirmek, rüşvet yedirmek
- perê xerc kerdış — para harcamak