Zazaca Öğren

Zazaca - Türkçe Sözlük

Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)

  • D
  • d — d(de)
  • da — yaklaşık, -e yakın, civarında
  • da puncas len — yaklaşık elli kişi, elli kişiye yakın, elli kişi civarında
  • da vist lıeb — yirmi tane civarında, yaklaşık yirmi tane
  • da, day (m) — ana, anne
  • dadi (m) — anne
  • dadi babi — ana baba
  • daima da'inıa — daima, lıer zaman, sürekli olarak
  • dalavere (n) — dalavere, gizli oyun, dolandırma
  • dalavere çarnayış — dalavere çevirmek, gizli oyun çevirmek
  • dalavere kerdış — dalavere etmek
  • dalavereci — dalavereci
  • dalavereciye (ın) — dalaverecilik
  • daldcyın — sapa (yer), kuytu, gün ışığı almayan, tenha
  • dalde (n) — güneş ve rüzgarın etkileyemediği kuytu yer, siper, tenha
  • dalde bıyayış — gölgelenmek, kuytu duruma gelmek, siper oluşmak
  • dalde kerdış — gölgelemek, gün ışığı almayan kuytu duruma getirmek, siper etmek
  • dalde kotış — gölge veya siper altına düşmek, kuytuya düşmek
  • dalpa (m) — damla
  • dalpayış — damlamak
  • dalpê kerdış — damlamak
  • dalpi (m) — damlama sesi
  • dalpnayış — damlatmak
  • dalıi — dahi, de, da
  • damğe bıyayış — damgalanmak
  • damğe purı dayış — damga vurmak
  • damğe verdış — damga yemek
  • damğe \\ve nayış — damgalamak
  • dank (n) — ipliğin sarıldığı ağaçtan makara
  • danığe (n) — damga
  • danığe kerdış — damgalamak
  • dapir (m) — nine, büyük anne
  • daqucç kay kerdış — beş taş oyunu oynamak
  • daqucq bıyayış — tokmaklanmak, tokmakla dövülmek
  • daqueç (m) — beş taş oyunu, çakıl büyüklüğünde beş tane oval taşla oynanan bir oyun
  • daqueq kerdış — tokmaklamak, tokmakla vurmak
  • daqueq, daqoq (n) — tokmak, ağaçtan yapılmış iri çekiç
  • daqueqin — tokmaklı
  • dar (m) — ağaç
  • dar (n) — ağaç, tahta, ağaç maddesi, kereste; | orman, ağaçlık
  • dar (m) — eş değer, yaşta, yaşında, denginde, çağında
  • dar — (çocuk dilinde) ayakta durma, küçük çocuklar ilk defa ayakta durmayı denemek işi
  • dar dar — küçük çocuklara ayakta durmayı ve dengeyi sağlamayı teşvik etmek için söylenir
  • dar kerdış — kupkuru etmek, öldürmek
  • dar kerdış — (çocuk dilinde) ayakta durmak, küçük çocuklar ilk defa ayakta durmayı denemek, ayakta dengeyi sağlamaya uğraşmak
  • dar uw bırr — ağaçlık, ormanlık
  • dar u\\v tûr — bitki, her türlü bitki, ağaç ve bitki
  • dar waraznayjş — ağaç yetiştirmek, ağaçlandırmak, ağaçlı duruma getirmek
  • dar-ı — ilaç
  • dara — ağaca
  • dara ınazıyer — meşe ağacı
  • daraxaçi (m) — darağacı, idam sehpası
  • daraxaçidi aleqnayiş — darağacında asmak, idam etmek
  • darê (m) — dehre, ağaçlan budamakta kullanılan kesici alet
  • darb (m) — yara
  • darb anayış — yara açmak, vücutta yara açmasına neden olmak
  • darb cı resnayış — birini yaralamak
  • darb girıyayış — yara kapanmak, yara iyi olup gitmek
  • darb gırotış — yara almak, yaralanmak
  • darbe (n) — darbe, vuruş
  • darbe purye dayış — darbe vurmak
  • darbe werdiş — darbe yemek
  • darbey mêrg — öldürücü yara
  • darbıcc — yaralı, yaralanmış olan
  • darbıce bıyayış — yaralanmak; 2)berelenmck
  • darbıce kerdış — yaralamak; 2)berelemek
  • darbır (n) — bıçkı, büyük testere
  • darey ...-dı bıyayış — denginde olmak, yaşında, çağında olmak
  • darey mazıyım — mazı ağacı, meşe ağacı
  • darey mira ameyış — benim yaşımda, dengimde olmak
  • darkutık (n) — tokmak; 2)dibek tokmağı
  • daro mazıyer — meşe ağaç, meşe tahta; | meşe ormanı
  • darquepik (n) — ağaçkakan;2)bir ucu yuvarlak ve şişkin sopa, tokmak
  • darsaye — (meyve, sebze için) olgun, yenilebilir duruma gelen (meyve)
  • darsayış — (meyve, yemiş, sebze için) olgunlaşmak, yetişmek, olmak
  • darsi (n) — yılan dili; 2)(arı, akrep) iğnesi; 2)kılçık, diken gibi ince balık kemiği
  • darsi pede cenayış — (akrep, an, böcek vb) iğnesini batırmak, zehirlemek
  • darsiyın — kılçıklı (balık)
  • darsnaye — olgunlaşmış (meyve)
  • darsnayış — (meyve ve sebze için) olgunlaştırmak
  • daryen — ağaçtan yapılmış olan, tahta (kaşık), ağaç (kaçık)
  • darı bıyayış — ilaçlanmak; 2)boyanmak, boya ile renklenmek
  • darı kerdış — ilaçlamak; 2)boyamak
  • darın — ağaçlı
  • darıyayış — yüklenilmek, sırtına verilmek; 2)kaldırılmak
  • darıym — ilaçlı; 2)zehirli; 3)boyalı
  • davva unyayış — davaya bakmak
  • davvas (n) — sıkışma, bastırmak işi
  • davvasnayış — sıkıştırmak, bastırmak, basınçla basmak, tıka basa doldurmak
  • davvasıyayış — basınçla sıkışmak, sıkıştırılmak, basınçla bastırılmak
  • davvayın — davalı
  • davvctın — davetli
  • davvet dayış — davet vermek
  • davvet kerdış — davet etmek
  • davvetnome (n) — davetiye
  • dawa akerdış — dava açmak
  • dawa kerdış — dava etmek, mahkemeye başvurmak
  • dawa venayış — dava görmek
  • dawaci — davacı
  • dawasnaye — sıkışık, basınçla sıkışmış olan
  • daway xue kerdış — büyüdüğünü göstermeye çalışmak, büyüklük taslamak, ben de varım demek, benlik dawasmi gülmek
  • dawet bıyayış — davet edilmek
  • daxil bıyayış — dahil olmak
  • daxil kerdış — dahil etmek, katmak
  • daxiliye (n) — dahiliye, iç işleri; 2)iç hastalıklarıyla ilgili bölüm
  • daxn — dahil
  • day (m) — anne
  • dayê — anne ! (çağırma durumu)
  • dayê — anne (çağırma durumu), annelik, anne olma durumu
  • dayê (m) — annelik
  • dayê dayê — ana ana, anam, ay ana (yakınma, yakarma, sızlama vb anlamında söylenir)
  • daye — verilmiş olan
  • daye gırote — alacak verecek
  • dayk bayk — ana baba
  • dayk bıyayış — ana olmak, çocuk sahibi olmak
  • dayk cini — ana avrat
  • dayk ciniyey yi yevv pere ardış — ana avrat sövmek
  • daykê — ana! (çağırma durumu)
  • daykey çit — süt annesi'
  • daykey mı — anam
  • daykm — analı
  • daykra bıyayış — anadan doğmak
  • daykın baykın — analı babalı
  • dayış — vermek; 2)ödemek
  • dayış — hangi taş pekse, başım ona vurmak kom kerra ki berz kiri bmra vicayış: hangi taşı kaldırırsan altından çıkar
  • dayış gırotış — almak vermek, alıp vermek; 2)alış veriş, alım satım, ticaret; 3)ilişki
  • dağ, dax (m) — kızgın demirle yapılan işaret, yanık çizgi; | çizgi
  • dağnaye — kızgın demirle işaretlenmiş olan, damgalı
  • dağnayış — dağlamak, kızgın demirle işaretlemek; | çizgi çekmek
  • dağnıe, daxmc (n) — dama
  • dağnıeci — damacı, dama oyuncusu
  • dağın — dağlanmış olan
  • dağınc kay kerdış — dama oynamak
  • dağıne kerdış — dama etmek, dama oyununda dama demek
  • dağıne untış — dama çizmek
  • dağıyayış — dağlanmak, kızgın demirle işaretlenmek
  • — ta (uzaklık belirtir)
  • dêmiş bıyayış — dayanabilmek, katlanabilmek, dayanmak, güç şartlarda dayanıklı olmak, güçlüklere katlanmak, tahammül etmek
  • dêmiş nıbıyayış — dayanamamak, güçlüklere katlanamamak, tahammül edememek
  • dêst bestış — el bağlamak
  • dêst de-kotış — (bir şeye) elleni bulaştırmak, bir şeye elle girmek
  • dêst girye dayış — el bağlamak; 2)bir şey yapmamak, boş durmak
  • dêst pierı dayış — el çırpmak, alkışlamak, elleri birbirine çarpmak
  • dêst pieser nayöş — elleri üst üste koymak, el bağlamak, hiçbir şey yapmamak, çalışmamak
  • dêst uw lingiy xue bestış — (kendi) elini ayağını bağlamak, kendini kısıtlamak
  • dêst uw lingiy xue cı bırnayış — (bir şeyden) elini ayağını kesmek, uğramamak
  • dêst uw lingiy xue tıra untış — (bir yerden) elini ayağını çekmek, artık uğramaz olmak
  • dêst xue pey eştış — ellerini arkasına atmak (yürürken), ilgilenmeden çekip gitmek
  • dêst xuera verradayış — her şeye boş vermek; 2)yaşama gücü kendinde bulamamak
  • dêsti vênga ameyış — eli boş gelmek hediyesiz gelmek
  • dêsti venga agêrayiş — eli boş dönmek, elde edememek
  • dêstiy xue fereknayış — elini ovuşturmak
  • dêstiy xue gırcdayış — ellerini bağlamak; 2) boş durmak
  • dêstiy xue tıra esterıtış — bir şeyden umudunu kesmek; 2)bir şeyden elini çekmek; 3)bir işi bitirmek dêstiy xue tie şunayış uvv gêrayiş: elini kolunu sallaya sallaya gezmek, kimseden çekinmeden ortalıkta dolaşmak
  • dûdût — (çocuk dilinde) otomobil
  • dûeawk (m) — çok sulu ayran
  • dûede — başında ibik bulunan bir kuş, hüthüt, çavuş kuşu, ibibik
  • dûedew fişin — osurukçu çevuş kuşu; 2)osuruk kokan
  • dûel (n) — döl, nesil
  • dûel (m) — devlet, imparatorluk
  • dûermaley xue gerayış — kendi etrafında dönmek; 2)başı dönmek, dengesini kaybetmek
  • dûerım — kez, kere, defa, sefer
  • dûest bıyayış — dost olmak
  • dûest qezenc kerdış — dost edinmek, dost kazanmak
  • dûest tepıştış — dost tutmak
  • dûest venayış — dost edinmek
  • dûestê (m) — dostluk
  • dûestê kerdış — dostluk etmek
  • dûestê ruenayış — dostluk kurmak
  • dûestê sero — dostluk üzerine; 2)dostça, dostane
  • dûeyın — ayranlı
  • dûeşayış — sağmak, sütü sağmak
  • dûeşek kotış — yatağa düşmek, hastalanmak
  • dûhın bestış — yağ bağlamak, semirmek, kilo almak
  • dûhının — yağlı (et)
  • dûlnn (n) — kuyruk yağı, iç yağı, hayvan yağı
  • dûmun (n) — duman
  • dûmun bıyayış — dumanlanmak
  • dûmun gırotış — dumanlanmak, duman sarmak
  • dûmun kerdış — dumanlamak
  • dûmunın — dumanlı
  • dûmunın bıyayış — dumanlı olmak
  • dûn gırotış — duman almak, duman kaplamak
  • dûn kerdış — tütmek, duman çıkarmak, dumanlamak
  • dûnyadı — dünyada, hiçbir zaman dûnyara dêst uvv lingiy xue untış: dünyadan elini ayağını çekmek, dünya işleriyle ilgilenmemek, toplumun yaşayışına karışmamak
  • dûnyara felım kerdış — dünyayı anlamak dûnyara xeyriy xue nivênayiş: dünyadan hayrını görmemek, gün görmemek, sıkıntılar içinde yaşamak
  • dûnyara zunayış — dünyada olan bitenleri bilmek, yaşamı bilmek
  • dûnyay xue bedelnayış — dünyadan göçmek, ölmek
  • dûnyay xuera viyertış — dünyasından geçmek
  • dûnın — dumanlı
  • dûnın bıyayış — dumanlanmak, dumanlı olmak
  • dûr berdış — uzağa götürmek, uzaklaştırmak
  • dûr fınayış — uzaklaştırılmak
  • dûr fıstış — uzaklaştırmak
  • dûr gırotış — uzak tutmak, (bir şeyden) uzak durmak
  • dûr kotış — uzak düşmek, ayrı düşmek; 2)uzakaşmak
  • dûr mendış — uzak kalmak
  • dûr venayış — uzağı görmek
  • dûr vındertış — uzak durmak, karışmamak
  • dûr şayış — uzaklaşmak; 2)uzağa gitmek, uzaklara gitmek
  • dûrra — uzaktan, uzak yerden
  • dûrra guevend weşa — uzaktan halayı seyretmek güzeldir, uzaktan seyirci kalmak, dişardan görüldüğü gibi kolay olmamak
  • dûrra nizdira — uzaktan yakından
  • dûrra tıra unıyayış — bir şeye uzaktan bakmak, bir şeye seyirci kalmak, yapmamak
  • dûrziyê (m) — dürzülük
  • dûrşım (n) — (insan için) benzeme, tip, yüz hatları ve fiziki bakımından benzerlik
  • dûrıst — dürüst
  • dûrıste (m) — dürüstlük
  • dûwe (n) — is, katran, bacalarda oluşan katran
  • dûwel — düvel, devletler
  • dûweym — isli, katranlı
  • dûyesın — on ikinci, on ikili
  • dûz — düz; 2)düzlük
  • dûz bıyayış — düzleşmek, düz duruma gelmek, düzelmek
  • dûz kerdış — düzeltmek, düz duruma getirmek, düz yapmak
  • dûzgın — düzgün
  • dûzırık pa dûsyayış — (bir şeye) sülük yapışmak,sülük gibi yapışmak
  • dûzırık po verdayış — (vücuda) sülük vurmak, tedavi amacıyla sülük yapıştırmak
  • dûşmış bıyayış — düşünmek
  • dûıny cığari — sigara dumanı
  • dc-kulpnayış — içe doğru çökertmek, içe doğru çukur oluşturmak, çukuılaştırmak
  • dc-vcrdayış — yere dökmek, yere devirmek
  • dc-şayış — içine girmek; 2)içine sığmak; 3)(dokuma, örgü vb) kısalmak, çekilmek
  • dc-şıkıyayış — eğilip kırılmak, bir şeyin ağırlığı altında eğilip kırılmak; 2)(insan için) yaşlı görünmek
  • dcbaxxune (n) — tabakhane, sepi yeri
  • dcc bırıyayış — ağrı dinmek
  • dcc venayış — acı görmek, acı duymak
  • dccayış — ağrımak, acımak, sızlamak, sancımak; 2)incinnıek
  • dclğe kerdış — dalga etmek, çalışmamak, önemsememek
  • dclılıyayış — çok zayıflamak, kahırdan veya hastalıktan erimek
  • dcngeyın — dengeli
  • dcngnayış — kekelemek, pepelemek
  • dcq (n) — nasır; 2)dövnıe, iğne ile vücut derisi üzerine yapılan benek veya resim
  • dcqnaye — nesırlı, nasır bağlamış
  • dcrziınk purı dayış — ısırgan otunun tüyleri sokmak veya yakmak
  • dcrzıyayış — (dikiş) dikilmek, iğne ile dikiş yapılmak
  • dcstgırun — eli ağır, elinden iş gelmeyen
  • dcstmaca çevv nıverdayış — herkesin aleyhinde konuşmak
  • dcstnıaco gırd — büyük aptes
  • dcstun pıstınıy xue kertış — ellerini koynuna koymak, boş durmak destun uw lınguniy...lew pa nayış: (birisinin) elini ayağım öpmek, birine çok yalvarmak
  • de gidi de — haydi, ha gidi
  • de şue — haydi git, haydi oradan, şaşırmayı anlatan bir ünlerh de:-e, içine; 2)ona, onlara
  • de-ameyış — eğilmek, bükülmek, kamburlaşmak
  • de-ardış — -e eğmek, bükmek
  • de-bestış — (öküz, at vb) çifte bağlamak, koşuya bağlamak
  • de-bırnayış — (verilecek şeyin bir bölümü) kesmek, çıkarmak
  • de-bırıyayış — (verilecek şeyin bir bölümü) kesilmek, çıkarılmak
  • de-bıyayış — -e dolmak, içine doldurulmak; 2)içerlenmek
  • de-eştış — içine atmak, içeri atmak; 2)hapsetmek
  • de-fmıyayış — içine konulmak; 2)gömülmek
  • de-fıstış — içine koymak, içine doldurmak; 2)gömmek, (mezara) koymak
  • de-gerayış — eski durumuna doğru eğilim göstermek; 2)caymak
  • de-gırotış — turşu kurmak, turşu yapmak; 2)(toprağa dikilen fidan • veya aşı için) tutmak, yeşermek; 3)(kırılan kemik için) kaynaşmak; 4)iyi anlamak, zilline yerleştirmek
  • de-kerdış — doldurmak, içine koymak; 2)içeri tıkmak; 3)hapsctmak
  • de-kotış — içine düşmek; 2)içeri düşmek, hapse düşmek
  • de-kulpıyayış — içe doğru çökmek, içe doğru çukur oluşmak, çukurlaşmak
  • de-mendış — içinde sıkışmak, içinde sıkışıp kalmak
  • de-neğclıyayış — derinin altına kan toplanmak, zedelenme sonucu dokuların arasında kan birikmek; 2)damlaya damlaya birikmek
  • de-nomıtış — içe kıvırmak, içe katlamak, içe bükmek, eğmek
  • de-nomıyayış — içe katlanmak, içe kıvrılmak, bükülmek, içe eğilmek
  • de-nıştış — (şişkinlik) inmek; 2)(criyik) alta çökmek; 3)(kar, rüzgar) dinmek, kesilmek
  • de-qeldayış — içine düşürmek, -e düşürmek
  • de-qeldiyayiş — içine düşmek, -e düşürülmek
  • de-qemctnayış — içine tıkmak, içine sıkıştırmak, -e sokuşturmak
  • de-qemetıyayış — içine sıkışıp kalmak, -e sokuşmak, tıkılmak
  • de-verdıyayış — yere devrilmek, yere dökülmek
  • de-şıyayış — girilmek
  • deameye — yere doğru eğilmiş (ağaç,dal)
  • debar (m) — geçim, geçinim, maişet, yaşamı sürdürme
  • debarey xue kerdış — geçinmek, yaşamak için gerekeni sağlamak, kendi geçimini sağlamak, kendi yaşamını sürdürmek, geçinip gitmek
  • debax — deri tabaklama, sepi
  • debax bıyayış — sepilenmek, deri tabaklanmak
  • debax kerdış — sepilemek, deri tabaklamak
  • debaxê (n) — sepicilik
  • debeste — çifte veya koşuma bağlanmış olan, koşumlu (öküz)
  • debır (n) — (saman, ot vb gibi) kışlık hayvan yiyeceği
  • debır uvv debar — geçim, besin, yiyecek
  • debırejnaye — külle örtünmüş (ateş)
  • debırejıyayış — küllenınek, ateşi bir süre muhafazası için üzerini külle örtünmek
  • debırnaye — kesinti, çıkarılmış olan
  • debırnayış — geçindirmek, barındırmak (hayvan için)
  • debırıyayış — geçinmek, barınmak, yaşamı sürdürmek (hayvan için)
  • debıyaye — dolmuş olan, dolu, içi dolu; 2)bir duygunun güçlü etkisinde olan, kızgın
  • dec bınıayış — ağrı kesmek, sancıyı kesmek
  • dec gırotış — sancı tutmak, ağrımaya başlamak
  • dec untış — acı çekmek
  • decaye — ağrılı, ağrıyan; 2)kırgın, gücenmiş olan
  • decnaye — ağrılı, ağrımış olan
  • decıy cigêr — ciğer acısı, evlat acısı
  • decıy guni ver — can ağrısı, can ağrısından
  • decıy sari — baş ağrısı
  • decıyayış — incitilmek
  • def (n) — davul
  • def — def, savma
  • def bıkurıyu veng cı ınşuıu — davul çalsan işitmez
  • def bıyayış — defolmak, defolmak, savuşmak, çekilip gitmek
  • def kerdış — defetmek, defetmek, kovmak
  • def kuayış — davul çalmak, davul dövmek
  • def uw zurna — davul zurna
  • defçi — davulcu, davul çalan kimse
  • defmaye — içine koyulmuş olan, gömülü, gömülmüş olan
  • defn (n) — defin, (ölüyü) gömme
  • defn bıyayış — defnedilmek, (ölü) gömülmek
  • defn kerdış — defnetmek, (ölüyü) gömmek
  • defter (n) — defter
  • defterra huna kerdış — (birini) defterden silmek
  • defıste — gömülü; 2)içinde, içine konulmuş olan
  • degêraye — geriye dönüş yapan; 2)caymış olan, ikna olan
  • degırote — tuışulanan, turşu için bekletilen, salamuralı, konserveli olan
  • deh — deh, büyük baş hayvanları harekete geçirmek için söylenen bir söz; 2)ya, hayda (hayret)
  • deh divane bıyayış — deli divane olmak, aşık olmak
  • deh kerdış — dehlemek, deh diyerek hayvanı yürütmek
  • deh kerdış — deli etmek, delirtmek, çıldırtmak
  • dehşet (n) — dehşet, ürküntü
  • dehşetin — dehşetli
  • deilna (m) — define, toprak altına gömülmüş altın gibi değerli şeyler
  • dek (m) — bilmece; 2)hile, düzen
  • dek çarnayış — hile ve dalavere çevirmek, dolap çevirmek
  • dek uw dulav — hile dolap
  • dekerde — dolu; 2)dolgun, şişman, tıknaz; 3)içeriye tıkılmış olan; 4)lıapise konulmuş olan
  • dekin — bilmeceli; 2)hileli
  • dekote — içine düşmüş olan; 2)tenlıa, kuytu, sapa; 2)güneş ışığı iyi almayan (yer) deverdaye.dökük, devrik; 2)sarkık
  • del (m) — dişi köpek
  • delalê (m) — güzellik, yakışıklık, iyi ve değerli olma durumu
  • deli bıyayış — delirmek, çıldırmak, deli olmak; 2)aşık olmak
  • deli deli — deli deli, delice
  • delil (n) — delil, kanıt
  • deliyê xue nayış — deliliğe vurmak, kendini deli gibi göstermek
  • deliye (m) — delilik
  • dellal — tellal, yüksek sesle bağırıp bir şeyi ilan eden kişi
  • dellal vendayış — telal bağırmak, bir şeyi tellal bağırarak ilan etmek
  • dellal vendayış dayış — (bir haberi) tellal aracılığıyla duyurmak
  • dellalê (m) — tellallık
  • delverg (m) — dişi kurt
  • delğe (n) — dalga; 2)önemsememe
  • delğe viyarnayış — dalga geçmek
  • dem (n) — dem
  • dem (n) — alay şaka, şakalaşma
  • dem bıyayış — (çay) demlenmek; 2)(bir şeyden) söz edilmek
  • dem kerdış — (çayı) demlemek; 2)(bir şeyden) dem vurmak, bir şeyden söz etmek
  • dem kerdış — (biriyle) dalga geçmek, alay etmek, şakalaşmak
  • dem tepıştış — (çay) dem tutmak, demlenmek
  • deme (n) — zaman, süre, çağ, dönem
  • deme deme — zaman zaman, bazen
  • demew peyendı — son zamanda, son zamanlarda
  • demey vêr — eski zaman; bir süre önce
  • demeyek — bir süre, biraz zaman; 2)bir zamanlar, geçmişte
  • demeyek serdi şayış — (bir şeyin) üzerinden bir süre geçmek, aradan zaman geçmek
  • demeyin — zamanlı, süreli
  • demeyna — bir süre daha, bir süre geçince; 2)başka bir zaman
  • demin — demli (çay)
  • demoqrat — demokrat
  • dendar vetış — (birini) borçlu çıkarmak, verecekli çıkarmak
  • dende (n) — ihtilaf, görüş ayrılığı, uyuşmazlık; 2)nifak,ayırma, ikilik
  • dende de vıstış — nifak sokmak, anlaşmazlık çıkarmak
  • dende mıyun kotış — ihtilafa düşmek, anlaşamamak, aralarına görüş ayrılığı girmek
  • dendik (n) — çekirdek içi, kabuklu çekirdeklerin içi; 2)ceviz içi
  • dendıkın — bir yiyeceğin içinde ceviz içi bulunan, ceviz içli (kadayıf); 2)içli, içi olan çekirdek
  • dendıluy guazun — ceviz içi
  • deng (m) — su veya rüzgarın etkisiyle kendi ekseninde dönerek buğdayı dam haline getiren değirmen teşkilatı; 2)baş dönmesi, baş ağnsı; 3)başı dönen, sersem; 4)kekeme
  • deng (n) — denk, balya, denge; 2)uygun, eşit
  • deng amcyış — denk gelmek, uygun gelmek, rast gelmek
  • deng ardış — denk getirmek, uygun düşürmek
  • deng bestış — balye bağlamak, balye sarmak
  • deng bıyayış — başı dönmek, sersemleşmek; 2)yorulmak
  • deng bıyayış — denkleşmek; 2)balyalanrnak
  • deng kerdış — yormak, usandırmak, sersemletmek
  • deng kerdış — denkleştirmek; 2)balyalamak
  • deng veng — ün, nam san
  • deng vetış — buğdayı dam haline getirmek
  • dengayış — kekemek, kekelemek
  • dengbêj — ses sanatçısı
  • dengbêjê (m) — ses sanatçılığı
  • denge (n) — denge
  • denge (m) — kekemelik, pepelik
  • dengey xuera — dengi dengine, uygun olanıyla
  • dengiz (n) — deniz
  • dengiz kotış — denize girmek
  • dengnaye — kekeme, kekeç, keke
  • dengızra vıyertış — denizden geçmek; 2)büyük işler başarmak
  • deni — elleri dursa ayaklan durmaz çok hareketli veya çalışkan olmak
  • depanyayış — saklanılmak, gizli bir yerde muhafaza edilmek
  • deparnaye — saklı
  • deparnayış — saklamak, gizli bir yer de muhafaza etmek
  • deqiqadi — dakikasında, anında
  • deqiqcy xucdi — dakikası dakikasına
  • deqiyayiş — nasırlanmak
  • deqnayiş — nasırlaşmak; 2)(vüvutta) dövme yöntemiyle benek veya resim yapmak
  • der (n) — kapı, dışarı
  • der cirun — kapı komşu, konu komşu, bütün komşular
  • derê derxuelê — dere tepe, inişli çıkışlı yer, engebeli
  • derbeder — derbeder, kapı kapı dolaşan, başkalarına muhtaç
  • derbeder bıyayış — derbeder olmak, başkalarına muhtaç duruma düşmek, perişan olmak
  • derd (n) — dert, üzüntü
  • derd cı dayış — dert vermek, üzmek
  • derd kerdış — (bir şeyi birisine) dert etmek
  • derd nıyu — dert değil, üzülmeye değmez, ilgilendirmez
  • derd piera nayış — dert edinmek
  • derd untış — dert çekmek, acı çekmek, sıkıntı çekmek
  • derd uw bela — dert ve bela
  • derd uw kul purı nayış — (birisine) üzüntü ve keter yaratmak, dert bağlamak
  • derd uw kulya — acı ve üzüntüyle, dertli dertli
  • derd vênayiş — dert görmek
  • derdun ver — dertten, dertler yüzünden, çileden
  • derdyen — dertli, dert sahibi, üzüntülü, bağrı yanık
  • derdyen bıyayış — dertlenmek, dertli duruma gelmek
  • derdıy xue cıri akerdış — birine derdini açmak, birine derdini anlatmaya başlamak
  • derdıy xue vatış — derdini anlatmak dert yanmak, derdini dökmek
  • derdıy xue ver veşayış — derdine yanmak, kendi derdine yanmak
  • derdıy xue yewbinunri vatış — birbirine derdini anlatmak, dertleşmek
  • dere (n) — dere; 2)çamaşır yıkama, başını yıkama, temizlik
  • dere kerdış — haftalık çamaşır ve başını yıkamak
  • derg bıyayış — uzamak; 2)uzannıak; 3)uzun olmak
  • derg kerdış — uzatmak, uzun etmek uzun sürmek
  • derg mv dıla — uzun uzadıya, uzatarak, detaylıca; 2)çok uzun
  • derg pılıun — boylu boyunca, boyu uzanabildiği kadar
  • derg pılıun kotış — sırt üstü yatmak, rahat bir şekilde uzanmak, boylu boyunca uzanmak
  • derga derg — uzunluğuna, uzunlamasına; 2)uzun uzun
  • dergê (m) — uzunluk
  • dergê ser — uzunlamasına, uzunluğuna
  • dergdıla — uzun boylu, ince ve uzun boylu, endamlı, yakışıklı; 2)uzun uzadıya, detaylıca
  • dergune (m) — uzunluk
  • derheqidi — hakkında
  • deri ver şayış — çamaşır yıkamak, çok miktarda çamaşır yıkamak için derenin yanma gitmek derg:uzun
  • derlieq — hakkında, ilgili olarak, üzerine, -le ilgili
  • dermun bıyayış — ilaçlanmak
  • dermun kerdış — ilaçlamak
  • dermun tedı nımendış — derman kalmamak, çok yorulmak
  • dermunra kotış — dermandan kesilmek, güçsüzleşmek;
  • dernıumn — ilaçlı
  • ders (n) — ders
  • ders bıyayış — ders olmak, tecrübe olmak; 2)ömek olmak
  • ders cı dayış — ders vermek
  • ders gırotış — ders almak
  • ders venayış — ders görmek
  • ders xebetiyayiş — dcıs çalışmak
  • ders şeytân dayış — şeytana ders vermek, bilgili ve açıkgöz olmak
  • dersun dayış — dersler vermek, hocalık yapmak
  • dersxune (n) — dershane; 2)derslik, sınıf (okul için)
  • derz (n) — dikiş; 2)derz, duvar taşlarının veya tuğlalarının dışardan doldurulan aralığı
  • derz kerdış — duvar taşlarının veya tuğlalarının aralığına harç doldurarak düzeltmek
  • derze (n) — sırtta taşınan yük, bir kişinin sırtlayabileceği miktarda yük
  • derze cı darıtış — yüklemek, sırtlamak, yükü birinin sırtına vermek
  • derze kerdış — sırtta taşınacak yükü bağlamak
  • derze purı nayış — yükü balye veya sırtta taşınacak şekilde bağlamak
  • derze we-gırotış — yük yüklenmek, yük kaldırmak, sırtına yük almak, yük taşımak, yük sırtlamak
  • derzewa bıyayış — sırtında yük taşımak, yük yüklenmiş olmak
  • derzey kuclıyun — bir sırt odun, bir kişinin sırtlayabileceği ınikdarda odun
  • derzeym — sırtında yük taşıyan, yüklü
  • derzin (m) — iğne, dikiş iğnesi; 2)şırıngiı, enjektör
  • derzin cı kuayış — iğne dürtmek, -e iğne batırmak
  • derzin cı kuıyayış — -e iğne batırılmak, iğnelenmek
  • derzin pa kerdış — iğnelemek, iğne ile tutuşturmak; 2)(ipliği) ineye takmak, iğneye geçirmek
  • derzin purı dayış — iğne vurmak, iğne yapmak, şırıngayla vücuda ilaç vermek
  • derzina kerdış — (ipliği) iğneye takmak veya iğneye geçirmek
  • derzinin — iğneli
  • derzinra lncta la — iğneden ipliğe kadar, her şey, bütün eşyalar
  • derznayış — dikiş diktirmek, diktirtmek
  • des — on
  • des des — onar, onar onar, on on
  • des hebun heta nayış — bir söylenene on eklemek, çok eklemek, çok yalan söylemek
  • des pcrê mkcrdış — on para etmemek, değersiz olmak
  • des perê ardış — on paralık etmek, birini veya bir şeyi değersiz duruma düşürmek
  • des ray — on kez, on del'a, on kere
  • des teqlê eştış — (bir şey için) on takla •atmak, küçük çıkar sağlamak için onur kırıcı işe katlanmak, çok cimri davranmak
  • desê — (m) onluk, onlu olanı durumu
  • desin — onlu; 2)onluk; 3)onuncu
  • desla — on misli
  • desqat — on misli, kat kat fazla
  • dest (n) — el
  • dest akerdış — el açmak, dilenmek; 2)oyun kağıdı açmak
  • dest aıneyış — ele gelmek, yakalanmaya gelmek, teslim olmak
  • dest bedclnayış — el değiştirmek, elden ele geçmek
  • dest berz kerdış — el kaldırmak, karşı çıkmak; 2)birinc vurmaya kalkışmak; 3)söz hakkı istemek
  • dest bestış — el bağlamak, el pençe durmak; 2)boş durmak dest bıerzu dar, bınra qilênenu: ağaca el atsa, kökünden koparır, çok güçlü olmak, genç ve dinamik olmak
  • dest cı dayış — (birine) el vermek; 2)(kağıt oyununda) el vermek
  • dest cı eştış — el atmak, birine yardım etmek
  • dest cı nayış — (bir şeye) el basmak
  • dest cı resayış — (bir şeye) el yetişmek, eli yetişmek
  • dest cı şunayış — elle dokunmak, el ile incelemek, bir şeyi ellemek
  • dest dayış — eline vermek, elie tutuşturmak; 2)(birini) ele vermek
  • dest derg kerdış — el uzatmak
  • dest estu dêst serravvu — el elden üstündür
  • dest fereknayöş — el oğuşturmak
  • dest gueş eştış — elini kulağına atmak, türkü okumaya başlamak
  • dest gınayış — eline geçmek, eline ulaşmak
  • dest gırotış — el tutmak, el sıkmak; 2)desteklemek
  • dest kerdış — el etmek, (birini) el işaretiyle çağırmak
  • dest kotış — ele geçmek, yakalanmak, eline düşmek
  • dest Kur'anri dayış — Kur'ana el basmak, yemin etmek
  • dest mil ser nayış — enselemek, ensesine binmek, yakalamak
  • dest mil ser nıyayış — enselenmek, ensesine binilmek, yakalanmak
  • dest pa dayış — el sürmek, el değdirmek, ellemek
  • dest pa dıyayış — el sürülmek, ellenmek, elle dokunulmak
  • dest pa nıdayış — ellenmemek, el sürmemek, dokunmamak, el vurmamak; 2)kullanılmamış olmak, el değmemiş kadar yeni olmak
  • dest pê bıyayış — ele alınmak; 2)başlanmak, başlanılmak
  • dest pê kerdış — (bir şeyi) ele almak (bir şeyler) etmeye başlamak, yapmaya girişmek, başlamak
  • dest pie dayış — el ele vermek
  • dest po dayöş — bir şeyi alttan elle desteklemek