Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- Z —
- z — z(ze) | -za, zade: oğul, erkek çocuk
- zabt kerdış — zapt etmek
- zabt, zaft — zapt
- zabıt — zabıt, tutanak
- zabıt tcpıştış — zabıt tutmak, tutanak tutmak
- zabıta — zabıta, güvenlik gücü
- zaciluuê (m) — loğusalık
- zacılun, zajıhın — loğusa, yeni doğum yapmış kadın
- zad — yiyecek, yiyecek maddesi
- zad xuc fek ınkerdış — yiyecek ağzına koymamak, bir şey yememek
- zahf cıri venayış — (bir şeyi birine) çok görmek, esirgemek; | yadırgamak
- zahf vacıyayış — çok konuşmak, gevezelik etmek
- zahf zıyed — çok fazla
- zahf şûkır — çok şükür
- zahf şı tuyn mendış — çoğu gitti azı kaldı
- zahf, zaf — çok; | çoğu, çokları
- zahfê (m) — çokluk, çoğunluk
- zahfra kêm — az çok, oldukça
- zahfra tuyn — az çok, bir parça
- zahfyek — çok, çokça
- zahfyer — daha çok
- zalime (m) — zalimlik
- zalun — zalim
- zalıf anıeyış — çok gelmek
- zalıf bıyayış — çok olmak, çoğalmak, fazlalaşmak
- zalıf cıri anıeyış — (bir şey) çok gelmek, (bir şey birine) gereğinden fazla gelmek
- zalıf hetya — çok yönlü, çok yanlı
- zalıf kerdış — çoğaltmak
- zalıf nımcnd — az kalsın, az daha, çok kalmadı
- zalıf zahf — çok çok, en çok, olsa olsa, en fazla
- zalıfyun — çoğu, birçoğu, çokları; | çoğunlnk
- zalınıki — zalimce, acımasızca
- zam bıyayış — zam olmak
- zam kerdış — zam etmek
- zam venayış — zam görmek, fiyatı artırılmak
- zam, zem (n) — zam, Fiyat artışı
- zamir — zamir
- zan (n) — zan
- zan kerdış — zannetmek
- zanbur (m) — hayvan bumu zanburey xue mıyunıy lıerg çiyra
- zanlın — zamlı
- zantarnaye — tıka basa doldurulmuş olan, şişkin
- zantarnayış — tıka basa doldurmak, çok doldurmak
- zantarıyayış — tıka basa doldurulmak, çok doldurulmak
- zar (n) — zar
- zar eşrış — zar atmak
- zar tepıştış — zar tutmak
- zarar anıeyış — zarar gelmek, kötülük gelmek
- zarar bıyayış — zarar olmak
- zarar cı dayış — zarar vermek, zarara sokmak
- zarar cı resayış — zararı dokunmak
- zarar fıstış — zarara sokmak
- zarar kerdış — zarar etmek
- zarar kotış — zarara uğramak
- zarar uw ziyan — zarar ziyan
- zarar venayış — zarar görmek
- zarar, zırar (n) — zarar, ziyan
- zararra — zararına, zarar ederek
- zararıdı bıyayış — zararda olmak
- zararın — zararlı
- zararın vicayış — zararlı çıkmak
- zararıy ... çiınyayış — zararı olmamak, zararı yok
- zararıy ... cı resayış — (birine) zararı dokunmak
- zararıy ... untış — zararını çekmek
- zarec, zeranc — keklik
- zarecleyir — keklik yavrusu
- zaruri — zaruri
- zat — zat, kişi
- zaten — zaten, doğrusu, aslında
- zatnrrc (n) — zatürree
- zaye — (anasından) doğmuş olan, doğurulmuş olan
- zayıf bıyayış — zayıf olmak, zayıflamak
- zayıf fıstış — zayıf düşürmek, zayıflatmak
- zayıf kerdış — zayıflatmak, güçsüz duruma getirmek
- zayıf kotış — zayıf düşmek, zayıflamak
- zayıf, za'if — zayıf, cılız
- zayıfe (m) — zayıflık
- zayıfek — zayıf, zayıfcık, zayıfın biri
- zayıfyer — daha zayıf
- zayış — (hayvan) doğmak, dünyaya gelmek
- Zaza — Zaza
- zazaci — zazact
- zazaciye (m) — zazacılık
- zazaki — zazaca, zaza dili
- zazaki çarnayış — (başka dilden) zazacaya çevirmek, zazacalaştırmak
- zazaki bıyayış — zazaca olmak, zazaca nitelik kazanmak
- zazaki kerdış — zazacalaştırmak, zazaca nitelik kazandırmak
- zazakiyê (m) — zazacılık
- zazalog — zazalog
- zazaloji — zazaloji
- zazûr, zazuır (n) — (kuş) sürü, kafile
- zazûrıy... ameyış — (hayvanlar için) soyu tükenmek, hastalıktan kırılıp yok olmak
- zazûrıy... ardış — kökünü getirmek, soyunu yok etmek
- zêde — artık, artmış olan, çok
- zêdnayiş — arttırmak, çoğaltmak, fazlalaştırmak; | (yarışlarda) fazla etmek, geçmek ,
- zêrnveş — neşeli, şakacı; | hoşnut, mutlu
- zêrr cı dayış — teselli etmek, avutmak; | yüreklendirmek, cesaretlendirmek
- zêrr de-kotış — gönül vermek, birini sevmek, birine aşık olmak
- zêrr gırotış — karın ağrısına yakalanmak, karnı ağrımak
- zêrr kerdış — kıskanmak, yakınmak
- zêrr kotış — içine doğmak, bir şeyi önceden sezinlemek
- zêrr tıra şıkıyayış — gücenmek; | gücenilmek
- zêrr untış — gönül çekmek
- zêrr uw fekıy... yewi — özü sözü bir, içi dışı bir
- zêrr waştiş — istek duymak, gönlü çekmek, canı istemek
- zêrr wcriyayiş — içi içini yemek; | çok istemek, çok arzulamak
- zêrr şıkıyayış — gönlüne doğmak, içine doğmak, hissetmek
- zêrr, zerr (m) — iç; | gönül (istek, arzu, sevgi), kalp (sevgi, gönül), yürek (cesaret, merhamet, gönül); | karın (mide, bağırsak); | bağır
- zêrra kuel — yürek, kalp
- zêrra safî — temiz kalpli, açık yürekli, içi temiz
- zêrra safıra — içtenlikle, yürekten, samimiyetle
- zêrra viyertış — içinden geçmek, düşünmek, aklından geçmek, gönlünden geçmek
- zêrra weşra — içten, yürekten, gönülden, gönül rahatlığıyla, içtenlikle, isteyerek zêrridr. (birinin) içinde, gönlünde
- zêrrey ... (cıri) cız kerdış — içi cız etmek,içi sızlamak, yüreği sızlamak
- zêrrey ... (cıri) decayış — içi burkulmak,içi sızlamak, yüreği sızlamak
- zêrrey ... anıyayış — içi açılmak, sıkıntısı dağılmak, ferahlamak
- zêrrey ... çıkayış — içi çıt etmek
- zêrrey ... cı şayış — içi çekmek, canı istemek
- zêrrey ... cıri veşayış — (birine) tutkun olmak, yüreği yanmak, içi burkulmak, çok üzülmek
- zêrrey ... daymış nıbıyayış — yüreği dayanmamak
- zêrrey ... gereqiyayiş — çok acıkmak, açlıktan midesi kazınmak; | içi bayılmak, içi bulanmak
- zêrrey ... helıyayış — içi erimek, içi gitmek, yüreği sızlamak, günlü akmak
- zêrrey ... key kerdış — yüreği oynamak
- zêrrey ... masayış — karnı şişmek
- zêrrey ... nıgırotış — içi almamak, içi kabul etmemek, istememek
- zêrrey ... paka — içi temiz, kalbi temiz, temiz yürekli
- zêrrey ... parçe bıyayış — içi parçalanmak, yüreği parçalanmak
- zêrrey ... pê relıat nıbıyayış — içine sinmemek, içi rahatlamamak
- zêrrey ... pê şayış — içi çekmek, cam istemek, (bir şeyi) yemek istemek, gönlü çekmek
- zêrrey ... pırtayış — kalbi atmak, yüreği çarpmak, içi hoplamak, tedirgin olmak, yüreği ürpermek
- zêrrey ... qeyim bıyayış — sabırlı olmak, dayanıklı olmak, tahammüllü olmak
- zêrrey ... ra-gırotış — gönlünü almak sevindirmek, gönlünü yapmak
- zêrrey ... recefıyayış — içi titremek; | yüreği ürpermek, korku ve endişe duymak
- zêrrey ... rehat kerdış — içi rahat etmek, içi rahatlatmak
- zêrrey ... relıat bıyayış — içi rahatlamak, iç ağrıları dinmek
- zêrrey ... rue-verdıyayış — gönlü çelmek, güzel sözlere aldanmak; | caymak, kararını değiştirmek
- zêrrey ... siya bıyayış — içi kararmak
- zêrrey ... tede bıyayış — (bir şeyde) gönlü olmak
- zêrrey ... tede mendış — bir şeyde gönlü kalmak, sevip istemek
- zêrrey ... teng bıyayış — içi daralmak sinirli olmak; | üzülmek. üzgün olmak; | öfkelenmek, içi sıkılmak
- zêrrey ... tio dıyayış — midesi bulanmak içi bulanmak; | gönlü bulanmak
- zêrrey ... tıra mendış — içi kalmak, birisinden kalbi kırılmak, bir şeyden bıkınlık duymak; | birisine gücenmek
- zêrrey ... tıra mırd bıyayış — (bir şeyden) gönlü doymak, bir şeyden karnı doymak
- zêrrey ... tıra qelebiyayiş — (bir şeyden) içi bulanmak, iğrenmek
- zêrrey ... tıra serdin bıyayış — birisinden kırgın olmak, bir şeyden soğumak
- zêrrey ... vêşayiş — midesi yanmak, midesi ekşimek, içi yanmak, çok susamak
- zêrrey ... vvışk bıyayış — yüreği katı olmak, acımasız olmak
- zêrrey ... vıraştış — (birinin) gönlünü yapmak, gönlünü hoş etmek
- zêrrey ... waştiş — gönlü istemek, canı çekmek
- zêrrey ... we-nıdarıtış — içi kaldırmamak, yüreği kaldırmamak, dayanamamak, tahammül etmemek
- zêrrey ... weriyayiş — içi içini yemek, içini kemirmek; | canı arzulamak içi çekmek, canı istemek
- zêrrey ... xue werdiş — içi içini yemek dert edinmek, çok üzülmek
- zêrrey ... xuera verdayış — (birisinin) kalbini kırmak, gücendirmek
- zêrrey ... şayış — içi gitmek, bir şeyi yapmayı çok istemek, içi sürmek
- zêrrey ... şıkıtış — gönlünü kırmak, kalbini kırmak, gücendirmek
- zêrrey ... şıkıyayış — gönlü kırılmak, üzülmek, incinmek
- zêrrey ...-ra ameyış — gönlünden gelmek, gönlünden kopmak, içinden gelmek, severek ve isteyerek
- zêrrey ...-ra viyertış — içinden geçmek, aklından geçmek, gönlünden geçmek, düşünmek
- zêrrey xue cıri akerdış — (birine) içini açmak, derdini anlatmak, içini dökmek
- zêrrey xue de-kerdış — karnını doyurmak, midene doldurmak
- zêrrey xue guere — gönlüne göre, gönlünce, istediğine uygun olarak
- zêrrey xue qeyim kerdış — üzüntüye katlanmak, üzüntü verici bir olay karşısında kendini tutmak, üzüntülü olduğunu göstermemek
- zêrrey xue teng kerdış — duygulanmak, çok üzülmek, gözlerinden yaş akmak, sızlamak,içini sıkmak
- zêrrey xue untış — içini çekmek, derin soluk almak
- zêrrey xue werdiş — içi içini yemek, çok üzülmek
- zêrrey xuedi vatış — içinden demek, aklından geçmek, düşünmek
- zêrrey xuera viyarnayış — içinden geçimıek, düşünmek, aklından geçirmek
- zêrrhera — içi geniş, hoşgörülü, sabırlı, tahammüllü, gamsız; | geçimli
- zêrrherayê (m) — hoşgörürlük, gamsızlık; | geçimlilik
- zêrridi bıyayış — gönlünde olmak, istemek, istemiş olmak
- zêrrira ameyış — içinden gelmek, isteyivermek, gönlünden kopmak
- zêrrira, zêrrra — içten, yürekten, candan, içtenlikle, gönülden; | gönüllü
- zêrrkulnnê (m) — kinlilik, kindarlık, öc alma duygusu
- zêrrmende — daıgm, kırgın
- zêrrmendeyê (m) — dargınlık, kırgınlık
- zêrrmendeyê vırazıyayış — dargınlaşmak, kırgınlık oluşmak
- zêrrserdinê (m) — ilgisizlik; | dargmlık
- zêrrsert — katı yürekli, sert
- zêrrsertê (m) — katı yüreklilik, sertlik
- zêrrsiya — içi kara, acıma duygusu olmayan, merhametsiz
- zêrrsiyayê (m) — merhametsizlik
- zêrrteng — içi dar, sabırsız, sinirli, sıkıntılı; | çabuk üzülen, şefkatli
- zêrrtengê (m) — içi dar olma durumu sinirlilik; | kıskançlık
- zêrrtenik — yufka yürekli, duygusal
- zêrrtenikê (m) — yufka yüreklilik, duygusallık
- zêrrvvişk — katı yürekli, merhametsiz
- zêrrweşê (m) — hoşnutluk, hoşgörüşlülük, barışıklık
- zêrrwişkê (m) — katı yüreklilik, merhametsizlik
- zêrrziz — yufka yürekli, duygusal, çok acıyan, çabuk üzülen
- zêrrzizê (nı) — yufka yüreklilik
- zêrrşikte — kalbi kırılmış olan, üzgün
- zêrrşikteyê (m) — üzgünlük, kırgınlık
- zûgirtê (m) — züğürtlük, cimrilik
- zûgirtê kerdış — züğürtlük etmek, cimrilik etmek, zügürtleşmek
- zûgirtê xue nayış — züğürtlüğe vurmak, züğürtçe davranmak
- zûgırt bıyayış — züğürt olmak, züğürtleşnıek
- zûgırt, zûgûrt — züğürt, cimri
- zûir eştış — yalan atmak, yalan söylemek
- zûir kerdış — yalan etmek, yalan söylemek
- zûir mûir — yalan yalmş, yalan dolan, yalan malan
- zûirra — yalandan, yalancıktan, yalan yere
- zûirriy ... warye kotış — yalanlan ortaya çıkmak
- zûkayış — sızlamak, ağlamak, vırıldamak, vızıldamak
- zûki — sızlama, sızlayış, yakınma, vıdı vıdı, vırıltı
- zûknayış — sızlatmak, ağlatmak
- zûkıyayış — sızlanmak, yakınmak, vırıldanmak, vızıldanmak
- zûqlik (m) — yemek ve nefes borusu
- zûr bıyayış — yalanlanmak, yalan olmak
- zûr vicayış — yalan çıkmak
- zûr ğelet — yalan yanlış
- zûr, zûır (m) — yalan
- zûr-ker — yalancı, yalan eden
- zûra — yalancı
- zûra vetış — yalancı çıkarmak
- zûra vicayış — yalancı çıkmak
- zûrayê (m) — yalancılık
- zûrê (m) — yalan, yalancılık
- zûrêra — yalandan, yalancılıktan
- zûrenayış — dokundurmak, acıtmak
- zûrkcr vetış — yalancı çıkarmak
- zûrker vecıyayış — yalancı çıkarılmak
- zûrker vicayış — yalancı çıkmak
- zûrkerê (m) — yalancılık
- zûrkerê kerdış — yalancılık etmek
- zûrkerıy ... bıyayış — (birinin) yalancısı olmak
- zûrrayış — ulumak; | ağiamak
- zûrri (m) — uluma sesi: | ağlama sesi
- zûrrzûrr (m) — durmadan acıklı acıklı uluma; | yüksek sesle ağlamak
- zûrıyayış — dokunmak, kaşındırmak, acıtmak, yakmak
- züht bıyayış — çıplak olmak; | parasız kalmak, kumarda bütün parasını yitirmek
- zclılıyayış — (suyu) süzülmek; | çok, zayıflamak, günden güne erimek
- zcmunıy verıdı — eski zamanda, eskiden, geçmişte, geçmiş zamanda
- zcmunıy xue de-kerdış — zamanını doldurmak
- zcğel, zexel — hilekar, hileci; | tembel
- zeanı ameyiş — zam gelmek, fiyatı artmak
- zebeş (m) — karpuz
- zebur — zebur, Davut Peygamber'e gönderilen kutsal kitap
- zedıyayış — çoğalmak, artmak
- zegar nıvverdış — hiçbir şey yememek, yiyecek yememek
- zegar, zıgar — (az) yiyecek, yenilen en küçük parça, (azıcık) yiyecek
- zegelê bıyayış — hilekarlık olmak, hile yapılmış olmak
- zehir (n) — zehir
- zehir gırotış — zehirlenmek
- zehirın — zehirli
- zehle (n) — cesaret, atılganlık; | öd
- zehle... qerefnayiş — ödü koparmak, ödünü patlatmak, çok korkutmak
- zehley arguêş — tavşan yürekli, korkak, ürkek
- zehleyın — cesaretli, atılgan, yürekli
- zehmet (n) — zahmet, güçlük
- zehmet bıyayış — (birine) zahmet olmak, zahmet olmazsa
- zehmet cı dayış — (birine) zahmet vermek, sıkıntı vermek
- zehmet fıstış — zahmete sokmak, sıkıntıya sokmak
- zehmet kerdış — zahmet etmek
- zehmet kotış — zahmete girmek
- zehmet untış — zahmet çekmek, sıkıntı çekmek
- zehmet vênayiş — zahmet görmek, sıkıntı çekmek
- zehmet werdiş — zahmet çekmek, sıkıntı çekmek
- zehmetın — zahmetli, yorucu
- zehmetıy...untış — (birinin) zahmetini çekmek,zahmetine katlanmak
- zeka (m) — zeka, anlak
- zekat dayış — zekat vermek
- zekat, zıka (m) — zekat
- zeki — zeki
- zekiye (m) — zekilik
- zel (m) — kaval
- zel cenayış — kaval çalmak, kaval üflemek
- zelaiıyayış — durulaşmak, berraklaşmak; | aydınlanmak
- zelal — duru, temiz, berrak; | açık
- zelal bıyayış — durulanmak, duru olmak, berraklaşmak
- zelal kerdış — durulamak, berraklaştırmak, temizlemek
- zelalê (m) — duruluk, berraklı, temizlik; | aydmlık
- zelalêy sıbay — sabah aydınlığı, şafak aydınlığı, tan
- zelalnayış — durulamak, berraklaştırmak; | aydınlatmak; | temizlcmek
- zelçi — kavalcı
- zelçiyê (m) — kavalcılık
- zeleqiyayiş — sokuşmak, dar bir yere girerek tıkanmaya neden olmak; | -e yapışmak
- zeleqnayiş — -e tıkamak, sokuşturmak, bir şeyi bir delikten zorla içeri tıkamaya çalışmak
- zelile... qcrefiyayiş — ödü kopmak, ödü patlamak, çok korkmak
- zelzele — zelzele, deprem
- zem (n) — yergi, yerme, bir kimseyi kötüleme
- zem kerdış — yermek, kötülemek
- zemburey xue tıra çarnayış — (bir şeden) burun gezdirmek; | koklamak, yiyeceği burnuyla yoklamak
- zemin (n) — zemin
- zemun serdi viyertış — üzerinde zaman geçmek, bir şeyden sonra bir süre geçmek
- zemun zemun — zaman zaman, bazen, belli olmayan zamanlarda
- zemun, zeman (n) — zaman
- zemunna — başka bir zaman
- zemunyek — bir zamanlar; | eski zamanda, zamanın birinde
- zemunıdı — zamanında, tam istenen süre içinde
- zemzem — zemzem (suyu)
- zenbur (m) — burun, hayvan burnu
- zenburey xue de-vıstış — (bir şeye) burnunu batırmak; | bumunu sokmak, gerekmediği halde her işe karışmak
- zencir kerdış — zincirlemek
- zencir pa kerdış — (bir şeye) zincir takmak
- zencir, zincıl (n) — zincir
- zencira bestıyayış — zincire bağlanlanmak, zincire vurulmak, zincirlenmek
- zencira bestış — zincire bağlamak, zincire vurmak, zincirlemek
- zencira kerdış — (bir şeyi) zincire takmak
- zencirrı dayış — (birini) zincire vurmak, prangaya vurmak
- zencırın — zincirli
- zeng — açık yeşil veya sarı gözlü
- zeng (n) — çıngırak, zil, küçük çan
- zeng cenayış — zil çalmak
- zeng purye dayış — zil çalmak (telefon, saat)
- zengene (n) — kazma
- zengin — zengin, varlıklı
- zengin bıyayış — zenginleşmek, zengin olmak
- zengin kerdış — zenginleştirmek, zengin etmek
- zenginê (m) — zenginlik
- zengu (n) — üzengi
- zengıhn — küçük çanlı, çıngıraklı
- zengıl zıngayış — çıngırak çınlamak
- zengıl, zıngıl (n) — küçük çan, zil, çıngırak
- zenternayış — tıka basa doldurmak, çok doldurmak
- zenterıyayış — tıka basa doldurulmak, çok doldurulmak
- zenıbur ser eştış — burnunu üzerine atmak, peşine vermek; | kovalamak, takip etmek
- zeq (m) — karın, göbek, mide
- zeqey ... cem bıyayış — karnı şişmek | çok doymak
- zeqrn — karnı şiş, göbekli
- zer — altın; | sarışın; | sarı
- zerê (m) — sarışın olma durumu
- zerb (m) — gönül, hoşnutluk
- zerbêt (m) — doğranmış yufka ekmeğin üzerine sarımsaklı yoğurt ve yağ dökülerek yapılan bir yemek
- zerbey xue guere — gönlünce, gönlüne göre
- zerbey... şıkıtış — gönlünü kırmak, üzmek
- zerbey...vıraştış — gönlünü yapmak, kırılan bir kimseyi hoşnut etmek
- zercığız — kıskanç, geçimsiz
- zerd — sarı, altın sarısı; | altın
- zerd bıyayış — sarılaşmak, sararmak, sarı olmak
- zerd kerdış — sarılaştırmak, sarartmak, sarıya boyamak
- zerdê (m) — sarılık, sarı renkli olma durumu
- zerdek — sarıca; | s;ınhk hastalığı, sarılık hastalığına yakalanmış olan
- zerdik — yumurta sarısı; | sarıca
- zerdyer — daha sarı
- zerdıkyen — sarıca, sarımsı, sarımtırak
- zereigizê (m) — kıskançlık, başkalarıyla iyi geçinmeme, geçimsizlik
- zergu, zcrgue — yeşil, çimen rengi
- zerguen bıyayış — yeşermek, filizlenmek, çimlenmek, yeşillenmek
- zerguen kerdış — yeşertmek, filizlenmesine yol açmak
- zerguen, zerguyen (n) — çimen, filiz
- zerguenê (m) — yeşillik, yeşil olma durumu
- zergueyın — çimenli, yeşilli
- zerguyayış — yeşermek, filizlenmek, yeşillenmek
- zerguyen — yeşilli, çimenli
- zerguyer — daha yeşil
- zerikê (m) — susuzluk, susuzluktan sararma
- zerr şıkıtış — kalp kırmak, gönül kırmak, gücendirmek
- zerre (n) — iç; | içeri, içerisi; | bağır; | ciğer (akciğer, karaciğer, dalak)
- zerre bestış — iç bağlamak, iç tutmak
- zerre dayış — içeri vermek; | (güneş pencerden) içeri vurmak
- zerre eştış — içeri atmak, hapsetmek
- zerre gırotış — içeri almak, eve kabul
- zerre kerdış — içeri koymak, içeri tıkmak; | içine atmak, içerlemek
- zerre kotış — içeri girmek, içeri gitmek, içeri düşmek
- zerre qeldayiş — içeri tıkmak, içeri atmak, hapsetnıek; | içeri sokmak
- zerre qeldiyayiş — ansızın içeri girmek; | içeri sokulmak
- zerre teber kerdış — dışarı çıkmak içeri girmek, işsiz güçsüz gezmek, boşta dolaşmak
- zerredı — içte, içerde, içinde
- zerredı bıyayış — içerde olmak, hapiste olmak; | zarar etmiş olmak
- zerredı derd bıyayış — içinde dert olmak, yüreğine dert olınek
- zerrera — içten, içtenlikle, yürekten; | içerden, bir şeyin içinden zerrera
- zerrew siya — karaciğer
- zerrey .,.-dı kuıl bıyayış — içine dert olmak, içinde dert olmak
- zerrey .,.-dı vin bıyayış — içinde kaybolmak
- zerrey ... cıri decayış — birine acımak, içi sızlamak, çok üzülmek
- zerrey ... cıri parçe bıyayış — (birine) içi parçalanmak, birine çok üzülmek
- zerrey ... cıri veşayış — birine içi yanmak, içi sızlamak, bir şeye çok üzülmek
- zerrey ... gereqiyayiş — içi bayılmak, içi çekmek, çok istemek
- zerrey ... masayış — ciğeri şişmek, içi şişmek, yorulmak, usanmak
- zerrey ... pırtayış — içi pır pır etmek
- zerrey ... qelebiyayiş — içi bulanmak, kusmak istemek; | çok acıkmak
- zerrey ... rehat bıyayış — içi rahatlamak, ciğeriler rahatlamak, ferahlık duymak
- zerrey ...-ra guin şayış — içinden kan akmak, içi kan ağlamak
- zerrey ...-ra kerdış — içine etmek; | içine sokmak
- zerrey çêngiy xue gırotış — avucunun içine almak
- zerrey çmıuniy ...-ra unyayış — gözlerinin içine bakmak, gözünün içine baka baka
- zerrey diezara qediyayiş — kıl payı kurtulmak
- zerrey xuedi guin qelebnayiş — içinde kan kusmak, içi kan ağlamak, kendi kendine çok üzülmek
- zerrey xuedi kuıl kerdış — içinde dert etmek, içine dert olmak
- zerrey xuedi pierı dayış — içinde kavga etmek, pişman olmak
- zerrey xuedi wiyayiş — (birine veya bir şeye) içinden gülmek
- zerrey... ciqli kerdış — içi gıcıklamak, istek duymak
- zerrey... cıri cızayış — birine içi sızlamak, yüreği sızlamak, üzülmek
- zerrey... de-bıyayış — içi dolmak, içerlemek, öfkelenmek, kızmak
- zerrey... de-kerdış — içini doldurmak, kızdırmak, sinirlendirmek, çok üzmek
- zerrey... decayış — içi ağrımak; | ciğeri sızlamak, üzülmek
- zerrey... recefıyayış — içi titremek, çok üşümek; | çok korkmak
- zerrey... rehat kerdış — içi rahatlatmak, ciğeri rahatlatmak, ferahlık vermek
- zerrey... siya bıyayış — içi kararmak; | acımasız olmak
- zerrey... uw teberıy ... yew — içi dışı bir, iki yüzlü olmayan
- zerrey... veşayış — içi yanmak, çok susamak, bağrı yanmak
- zerrey... vveş kerdış — gönlünü hoş etmek, birini sevindirmek
- zerrkuhın — kinli, kindar, kinci
- zerrscrdın — soğuk yürekli, soğuk karakterli, ilgisiz; | kırgm, gücenmiş
- zerrunra gêrayiş — (bu, o) yerlerden dolaşmak
- zerzewat (n) — sebze, zerzevat
- zerık bıyayış — çok susamak, susuzluktan kırılmak; | susuzluktan sararıp solmak
- zerık, zınk — (insan, hayvan) çok susama, susuzluktan kırılma; | (bitkiler) susuzluktan sararıp solma
- zerıkın — susuz, sulanmamış (ekin, bitki), susuzluktan sararmış olan
- zerıkıyayış — susuzluktan sararmak, (ekin) sararıp solmak
- zevvqidi ra-vıyarnayış — (günlerini) zevk içinde geçirmek
- zewac (n) — evlenme, evlilik
- zeweciyayiş — evlenmek
- zewecnaye — evli, evlenmiş olan
- zewecnayiş — evlendirmek
- zewq (n) — zevk
- zewq cı dayış — zevklendirmek
- zewq tıra gırotış — zevk almak, bir şeyden hoşlanmak, zevklenmek, zevk duymak
- zewq uw sefa — zevku sefa
- zewq vıyarnayış — zevk geçirmek, zevkle yaşamak
- zewqiy ...vênayiş — zevkini görmek zevkine varmak
- zewqiy xue tede vetış — (bir şeyde) zevkini çıkarmak
- zewqiy xue unyayış — zevkine bakmak, başka bir şey düşünmemek
- zewqiy xuedi bıyayış — kendi zevkinde olmak
- zewqm — zevkli
- zewqra — zevkten
- zewqıy...-a şayış — zevkine gitmek, hoşuna gitmek
- zewt dayış — beddua etmek
- zewt purye dayış — (birisine) beddua etmek, ilenmek
- zewt, zot (m, n) — beddua, ilenç
- zewtun vera kotış — bedua sinmek, beduası tutmak
- zexire (n) — zahire, tahıl ürünleri
- zeyi, zayi (m) — evlenen kadının düğünden sonra baba evine yaptığı ilk ziyaret
- zeyt (n) — katran, sigara katranı; | izmarit, içilmiş sigara artığı
- zeytin — katranlı; | iznıaritli
- zeytun (m) — zeytin
- zeytunyer (m) — zeytin ağacı
- zeğel bıyayış — hileci olmak; | tembel olmak
- zeğelc (m) — hile; | hilecilik, hilekarlık; | tembellik
- zeğele kerdış — (oyunda) hile yapmak; | tembellik etmek
- zeğelerı dayış — hileye baş vurmak, hile yapmak
- zeğelnayış — hile yapmak, aldatmaya çalışmak
- zeınun cı dayış — (birine) zaman vermek; | süre tanımak
- zeınun viyarnayış — zaman geçirmek, oyalanmak
- zeınunıy ... viyertış — zamanı geçmek, süresi geçmek
- zeınunıy... de-bıyayış — zamanı dolmak, süresi sona ermek
- zidê (m) — zıtlık, zıt olma durumu
- zift (n) — zift
- zift bıyayış — ziftlenmek
- zift kerdış — ziftletmek
- zikir (n) — zikir
- zikir kerdış — zikir etmek
- zilqayiş — üzerine bağırmak, azarlamak; | küfretmek
- zilqi (m) — bağırtı, boğuk ses
- zilqnayiş — bağırtmak
- zimbiyêl tadayış — bıyık burmak, bıyık bükmek; | çalım yapmak
- zimbiyêliy ... ruwayiş — bıyıkları terlemek, bıyıkları yeni çıkmaya başlamak
- zinan — burunlu, kibirli, kendini beğenmiş olan
- zincderg — uzun burunlu, karga burunlu
- zincey ... kotış — (birinin) burnuna girmek, birine çok sokulmak
- zincey ... tıra savvıtış — burnunu sürtmek, kabul ettirmek
- zincey ... tıra sawiyayiş — burnu sürtünmek, mahcup olmak
- zincey ... zi nırıyayış — burnu bile kanamamak, yara almadan kurtulmak
- zincey ... şıluyayış — burnu kırılmak
- zincey ...-ra ameyış — burnundan gelmek
- zincey ...-ra ardış — burnundan getirmek
- zincey xuc untış — burnunu çekmek, sümüğünü çekmek
- zincey xuera pışayış — burnundan solumak
- zincey... gırda — burnu büyük
- zincey... hewara bıyayış — burnu havada olmak, kendini çok beğenmiş olmak
- zincey... şıkıtış — burnunu kırmak
- zincgırd — büyük burunlu
- zinchera — geniş burunlu, burun delikleri geniş olan
- zinci (m) — kemiksiz et parçası
- zinciyın — kemiksiz et
- zinckuel — kısa ve küt burunlu
- zincpalaz — küt burunlu, burnu kısa ve geniş olan
- zinde — zinde dinç, sağlam
- zinde bıyayış — zindeleşmek, dinçleşmek
- zindeye (m) — zindelik, dinçlik
- zindiq, zendık — zındık, ateist
- zindun kerdış — (bir yeri birisine) zindan etmek
- zindun, zendun (n) — zindan
- zipzuwa bıyayış — kupkuru olmak, kupkuru kesilmek
- ziq — afal afal, şaşkın bir biçimde
- ziq vındertış — aniden durmak, donup kalmak, birdenbire durmak, afallamak, afallaşmak, şaşırmak
- ziqayiş — anırmak
- ziqnayiş — anırtmak
- ziqqim (n) — zıkkım işe karışmak
- zirat, zir'at (n) — ziraat ziratçi; ziraatçı
- ziratçiyê (rri) — ziraatçılık
- zirç, ziç (n) — kuş veya tavuk dışkısı
- zirçayış — (kuş, tavuk) sıçmak, dışkı yapmak
- zirik dayış — ışıldamak; | güneş batarken ışık demetleri saçmak
- zirikıdı — güneşin batma anı, gündüzün bitimi, akşamın başlangıcı
- zirikıyayış — ışıldamak, ışın saçmak, parlamak
- zirık (n) — ışın, ışın demeti, şua; | güneş batarken saçtığı son kızıl ışık demetleri, güneşin batışı
- zit — sıçrama, fırlama
- zit bıyayış — sıçramak, fırlamak
- zit kerdış — sıçratmak, fırlatmak
- ziv (m) — yarılmış ağaç veya odunun ince uzun bir parçası, dilim dilim yarılmış odun parçası
- ziv ziv — (odun, tahta) parça parça, dilim dilim
- ziv ziv kerdiş — param parça etmek yarmak, kırmak
- ziyafet (n) — ziyafet
- ziyafet dayış — ziyafet vermek
- ziyar (m) — ziyaretgah, ziyaret edilen mezar veya yer
- ziyaret (n) — ziyaret, ziyaret yeri
- ziyaret kerdış — ziyaret etmek
- ziyaretçi — ziyaretçi