Zazaca - Türkçe Sözlük
Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)
- T —
- t — t(te)
- ta — ta, değin, dek
- ta — -a, -e (füllerle bileşikler kurar)
- ta anıeyış — bir işi yapmaya fırsatı olmak, fırsat bulmak, yetişebilmek, yetişmek, yetiştirilebilmek
- ta ardış — (bir işi) yapmaya fırsat bulabilmek, yetiştirebilmek, yetiştirmek
- ta çarnayış — çalkalamak, bir şeyin içine su çalkalamak
- ta bıyayış — (yünü) yün tarağı ile taranmış olmak, taranmak
- ta dayış — banmak, -e değdirmek
- ta dıyayış — -e değdirilmek, banmış olmak
- ta fıstış, ta vıstış — (lamba vb) yakmak, tutuşturmak; | iliklemek, -e geçirmek; | kavramak, anlamak
- ta gêrayiş — üzerini aramak; | bir şeyin içini gezmek, içini aramak; | bir şeyin içine su çalkalanmak
- ta gerıyayış — üzeri aranılmak, içi aranılmak; | içinde gezilmek
- ta kerdış — yün tarağı ile yünü taramak
- ta kotış — (lamba vb) yanmak; | -e takılmak; | iliklenmek, -e geçirilmek
- ta kuıyayış — takılmak; | dürtülmek
- ta nayış — (odun) yakmak, ateşte yakmak, ateşe vermek ta ınyayışr(odun) yakılmak, ateşte yakılmak, ateşe verilmek
- ta uca — ta ora, ta oraya
- ta w (m) — ilgi, sevgi; tav
- taçarnaye — çalkalanmış olan
- taba — (oyunlarda vb) başlama, oynamaya devam etme; | geçerli sayılma, kurallara uygun olma
- taba bıyayış — başlamak, başlamış olmak, geçerli sayılmak
- tabü, tabi'i — tabü
- tabi — tabi
- tabi bıyayış — tabi olmak
- tabla (m) — tabla
- tabun (n) — taban
- tabur (m) — tabur
- taburçi — taburcu
- taburçi bıyayış — taburcu olmak
- taburçi kerdış — taburcu etmek
- tabut (m) — tabut
- tac (m) — taç
- tacir — tacir, tüccar
- tacire (m) — tacirlik, tüccarlık
- tacın — taçlı
- tadaye — burulmuş olan. burmalı, bükülü; | eğirmiş olan (ip)
- tadayış — burmak, döndermek, çevirerek bükmek; | (ip) eğirmek; | çevirmek; | tercüme etmek, bir dilden başka bir dile çevirmek; | müzükte bir makamdan başka bir makama geçmek
- tadıyayış — burulmak, dönderilmek, bükülmek; | çevrilmek
- taftal (n) — eşya, ev eşyası, öte beri
- tafıste — yakılan (lamba), yanmakta olan, yanan (lamba)
- tahrik — tahrik
- tahrik kerdış — tahrik etmek
- takerde — yün tarağı ile taranmış (yün)
- takote — yanmakta olan veya yanan (lamba)
- taksi, texsi (m) — taksi
- taksici — taksici
- taksiciyê (m) — taksicilik
- tal, tahl — buruk acısı, zehir acısı
- talaş (n) — ağaç kabuğu, kalın kabuk; | talaş; | yar, uçurum
- talê (m) — acılık, buruk acılığı
- tale — esmer, kuyu esmer, kuyu tenli
- taleb (n) — talep, istek
- taleb kerdış — talep etmek, istemek; | istek duymak
- talebe — talebe, öğrenci
- talebeye (m) — talebelik, öğrencilik
- talih — talih, şans
- talihin — talihli, şanslı
- talim (n) — talim, öğretini
- talp — pat, pat diye çıkab ses
- talp talp — pat pat, patır patır
- talp şalp — pat küt, patır kütür
- talpayış — patırdamak
- talpi (m) — patırtı
- talpi vetış — patırtı çıkarmak, patırdamak
- talpi şalpi — patırtı kütürtü
- talpnayış — patırdatmak
- talun bıyayış — talan olmak, yağmalanmak
- talun kerdış — talan etmek, yağmalamak
- talun, talan (n) — talan, yağma
- talıb — talip, isteyen
- talıb bıyayış — talip olmak, istemek
- talıb vicayış — talip çıkmak, kız ile evlenmeye teklifte bulunmak
- talıho kuar — kör talih
- tam anıeyış — tam gelmek
- tam, tom — tam, tüm
- tama kerdış — tamah etmek, aç gözlülük etmek
- tama(h) (m) — tamah, aç gözlülük
- tamahkarê (m) — tamahkarlık, aç gözlülük
- tamalıkar — tamalıkar, aç gözlü
- tamarnaye — muhafaza edilmiş olan; | kül ile örtülmüş olan (ateş)
- tamarnayış — muhafaza etmek, sakla mak; | (ateşi) küllendirmek, ateşi kül ile örtmek
- tamarıyayış — muhafaza edilmek, saklanmak; | (ateşin muhafazası için) küllendirilmek
- tambure, tunbure (n) — tambura
- tamir kerdış — tamir etmek, onarmak
- tamir, te'mir (n) — tamir, onarma
- tamirat (n) — tamirat, onarım
- tamirçi — tamirci
- tamirxune (n) — tamirhane
- tamom bıyayış — tamam olmak, tamamlanmak
- tamom kerdış — tamamlamak
- tamom, temam — tamam, eksiksiz
- tanaye — yakılan (odun), ateşte yanmakta olan (odun)
- tansiyon (n) — tansiyon
- tanıirçiye (m) — tamircilik
- tap — pat
- tap rap — pat küt
- tap tap — pat pat
- tap uw rap — pat küt
- tapayış — patlamak
- tapaznayış — sıkıştırmak; | basarak doldurmak, tıkamak
- tapazıyayış — sıkıştırılmak; | tıkılmak, sıkıştırılarak doldurulmak
- tapi (m) — patırtı, patlama sesi
- tapi rapi — patırtı kütürtü
- tapnaye — patlak, patlamış olan
- tapnayış — patlatmak
- taptapık — patlayan, patlama özelliği olan; | oyuneak tabanca; | bir bitki çeşidi
- tapu (n) — tapu
- tapu kerdış — tapulamak
- tapukerde — tapulanmış olan, tapulu
- tapuyın — tapulu
- tapık (m) — içi boş şişkinlik; | içi boş (taze fasuliye, taze nohut vb), sıkıştırınca patlayan
- taqet (n) — taqat, yapabilme gücü
- taqet nnnendış — takat kalmamak
- taqib (n) — takip
- taqib bıyayış — takip edilmek, izlenmek
- taqib kcı-dış — takip etmek, izlemek
- taqibat (n) — takibat
- tara (m) — harman, harman dövme işi, hannana doldurulan ekin
- tara de-kcrdış — dövülecek ekini harmana doldurmak
- tara de-vıstış — harmana çevirmek
- tara kuayış — harmanı dövmek
- taraf (n) — taraf
- taraf tepıştış — taraf tutmak
- tarafdar — tarafgir, bir tarafı tutan, yandaş
- tarafdar bıyayış — taraftar olmak
- tarafdarê (m) — tarafgirlik, bir tarafı tutma
- tarafger — tarafgir, yandaş
- tarafgerê (m) — tarafgirlik
- tarafsizê (m) — tarafsızlık
- tarafsız, bêtaraf — tarafsız
- taraş bıyayış — tıraş olmak
- taraş kerdış — tıraş etmek
- taraş, teraş (n) — sıyırma; | budama; | tıraş
- taraşnayc — budanmış olan; | kabuğu soyulmuş olan, sıyrılmış olan; | tıraş edilmiş olan
- taraşnayış — sıyırmak, kabuğunu soymak; | budamak; | tıraşlamak
- taraşın — tıraşlı, tıraş olmuş olan
- taraşıyaye — sıyrık, sıyrılmış olan
- taraşıyayış — sıyrılmak, kabuğu soyulmak; | budanmak
- tari — karanlık; | koyu (renk)
- tari bıyayış — karanlık olmak, kararmak; | koyu olmak, (rengi) koyulaşmak
- tari kerdış — karanlık etmek, karartmak; | koyu etmek, (rengi) koyulaştırmak
- tari serdi anıeyış — karanlık çökmek, karanlık basmak
- tari zûlumat — kapkaranlık, çok karanlık, göz gözü görmez
- tarif (n) — tarif, tanım
- tarif bıyayış — tarif edilmek, tanımlanmak
- tarif kerdış — tarif etmek, tanımlamak, açıklamak
- tarira — karanlıktan, sabahın karanlığında, sabah erkenden
- taritlı ınendış — karanlıkta kalmak
- tarix (n) — tarih
- tarix cı eştış — (bir şeye) tarih atmak
- tarixçe (n) — tarihçe
- tarixçi — tarihçi
- tarixçiyê (m) — tarihçilik
- tarixi — tarihi, tarihsel
- tarixin — tarihli, tarihi
- tarixun kotış — tarihe geçmek
- tariya kotış — karanlığa kalmak
- tarp — pat, küt
- tarp rap — pat küt, patır kütür
- tarp şarp — pat küt, patır kütür
- tarpayış — patlamak,patırdamak
- tarpi (m) — patırtı, kütürtü
- tarpi rapi ser nayış — patırtı kütürtü çıkarmak, dövmek
- tarpi rarpi — patırtı kütürtü
- tarpi şarpi — patırtı kütürtü
- tarpnayış — patlatmak, patırdamak
- tarr (n) — bazı sebzeler (ıspanak, taze fasuliye, ebe gümeci, taze yonca, pancar yaprağı, kenger vb) önce haşlanır, sonra yağda kızartılır ve üzerine ya yumurta ya da sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan yemeğin genel adı
- tarr uw marr — tarumar, darmadağınık, karmakarışık
- tarrıy kingêr — bir şeçit kenger yemeği
- tarum (m) — ateş harmanı, kor durumunda ve çok miktarda ateş
- tarumar — tarumar, darmadağınık
- tarumar bıyayış — darmadağınık olmak, dağılmak, perişan olmak
- tarumar kerdış — tarumar etmek, dağıtmak, perişan etmek
- tas (m) — tas
- tasvib — tasvip
- tasvib nıkerdış — tasvip etmemek
- tasviye — tasviye
- tasviye kerdış — tasviye etmek
- tasık — küçük tas
- tatil (n) — tatil
- tatil kerdış — tatil etmek
- tatir (m) — endişe, kaygı, korku
- tatir de-kotış — endişeye düşmek, kaygılanmak, bir şeyin derdine düşmek
- tatirey dunıy xue de-kotış — can . kaygısına düşmek, canını kurtarmaya çalışmak, can derdine düşmek, sağlığıyla ilgilenmek
- tatmin — tatmin
- tatmin bıyayış — tatmin olmak
- tatmin kerdış — tatmin etmek
- tatminkar — tatminkar
- tavv kerdış — tavlamak, ilgisini çekmek, tava getirmek
- tavvê pa nıverdayış — (birine) yapmadığını bırakmamak, yapmadığını koymamak; | (birinde) bir şey bırakmamak, soyup soğana çevirmek; | (bırini) hırpalamak, güçsüz duruma düşürmek
- tavviz dayış — taviz vermek
- tavvsiye (n) — tavsiye, öpt verme
- taw bıyayış — tavlanmak, sevmek, ilgi göstermek, tava gelmek
- tawê çinıyu kı nızunayış — bilmediği şey kalmamak, her şeyi bilmek
- tawê niwerda ki kerdış — yapmadığını bırakmamak, bütün kötülükleri yapmak
- tawê nımendı kı kerdış — yapmadığı kalmamak
- tawê nıverda kı tıra vatış — sözlemediğini bırakmamak, her şeyi söylemek, | gelişigüzel konuşmak; | azarlamak, küfürlü ve kçtü kunuşmak
- tawê nıyu — bir şey değildir; | hiç dağil, hiç değildir
- tawê serıy zêrrey ...-o çinıyu — kalbinde bir şey yok, kalbi temiz, art niyetli değil
- tawê, teway — bir şey, herhangi bir şey; | hiçbir şey; | hiç
- tawêna — bir şey daha, herhangi bir şey daha; | başka bir şey
- tawe (n) — tava
- tawiz (n) — taviz, ödün
- tawsiye kerdış — tavsiye etmek
- taxim (n) — takım, ekip; | ağızlık
- taxim ruenayış — takım kurmak
- taxim tepıştış — takım tutmak, takım desteklemek
- taximiy cığari — sigara ağızlığı
- taximiy guri — iş takımı, iş aletleri
- taximiy kay — oyun takımı
- taximiy kıncun — elbise takımı
- taximiy westun — usta takımı
- taxinn — tehirli, gecikmeli, rötarlı
- taxir (n) — tehir, geciktirme, erteleme
- taxir kerdış — tehir etmek, ertelemek, gecikmek
- taxiriyayiş — gecikmek, geciktirilmek, ertelenmek
- taxirnayiş — geciktirmek, ertelemek
- taxliye (n) — tahliye; | (tutuklu için) serbest bırakma
- taxliye kerdış — tahliye etmek
- tayın (n) — tayin
- tayın bıyayış — tayin edilmek .
- tayın kerdış — tayin etmek
- taziyê (m) — taziye, baş sağlığı dileme
- taşt, tâşt (m) — öğle yemeği
- taştare (n) — öğle, öğle vakti
- taşte — yontulmuş olan, yontuk; | tıraşh
- taştış, taşayış — yontmak; | kabuğunu soymak; | tıraş etmek
- tê — ta, kadar, beri, bir şeyin başladığı veya bittiği noktayı belirtir
- tê uçara nat — ta ordan beri
- tê, tede, tedı — içinde, beraberinde, birlikte
- têba (m) — aniden ölüme neden olan bir hastalık adı
- têba purye dayış — bu hastalığa yakalanmak, iç kanama geçirmek, damar çatlamak
- têl, tyel, teyl (n) — tel, madeni ip
- têna meııdış — tek başına kalmak, yalnızlaşmak
- tênayê (m) — yalnızlık, kimsesizlik
- têng verra şayış — sırtlamak, yükü sırtına bağlamak; | bir şeyi yapma yükümlüğünü üstlenmek
- têt têt — küçük çocukları yanına çağırmak için söylenir
- têş (m) — susama
- têşun — susamış olan, susayan, susuz
- têşun bıyayış — susamak
- têşun kerdış — susatmak, susamasına yol açmak
- têşun mendış — susuz kalmak
- têşunê (m) — susaklık, susamış olma durumu, susuzluk
- têşunê ver — susuzluktan, susaklık yüzünden
- têşunêy xue şıkıtış — su içme isteğini kırmek, çok susamış olma durumunda az su içmekle susuzluğunu gidermek
- tû ça gure kerdış ça — sen nerde iş yapmak nerde
- tû bıuni gure kerdış bıuni — sen nerde iş yapmak nerde
- tû, tûe — sen, seni (çekimli durum)
- tûcar — tüccar
- tûcarê (m) — tüccarlık
- tûcxim cı eştış — (tarlaya) tohum atmak
- tûczıy ... gırotış — (bir şeyin) tozunu almak, bir yeri temizlemek
- tûe çarnayış — -e bulaştırmak
- tûe dayış — altan destek vermek, attan dayatmak; | (kaşık, kürek vb) allan vurmak, allan kaşıklamak; | kışkırtmak, pohpohlamak
- tûe dıyayış — altan dayanmak, altan dayatılmak
- tûe gêrayiş — -o bulaşmak, -e bulaştırılmak
- tûe kerdış — -e dayatmak, iki şeyi birbirine dayatmak
- tûe, to — -a, -e (füllerle birlikte bileşik füller oluşturur)
- tûefıl (n) — toz, havanın havaya kaldırdığı toz, tozulma
- tûefıldûmun — toz duman, tozutma
- tûenı — torun
- tûeqmaq, toqmaq (n) — tokmak
- tûeqniaq kerdış — tokmaklamak
- tûer de eştış — (balık yakalamak için suya) ağ atmak
- tûerg (m) — (yağan) dolu
- tûerg purya dayış — dolu vurmak, dolu yağmaktan zarar görmek
- tûerg varayış — dolu yağmak
- tûerr, tor (m) — ağ, balık ağı
- tûerrcy ... kotış — (birisinin) ağına düşmek
- tûerzyen kerdış — baltalamak, balta ile kesmek
- tûerzyen kerrarı dayış — baltayı taşa vurmak, pot kırmak
- tûerzyen pa ıudıyayış — balta girmemiş. balta değmemiş, balta görmemiş (orman)
- tûerzyen purye dayış — balta vurmak
- tûerzyen, torzen (n) — balta
- tûexim (n) — tohum; | tohumluk; | damızlık
- tûexinnn — tohumlu
- tûexun kerdış — tohumlamak
- tûez (n) — toz
- tûez bıyayış — toz olmak, tozlaşmak toz haline gelmek; | tozumak
- tûez dûntun — toz duman
- tûez gırotış — toz almak, tozunu temizlemek; | tozlannıak, toz kapmak
- tûez kerdış — toz etmek, toz haline getirmek; | tozutmak, çevreye toz yaymak
- tûez tûefıl dûmunıdı — toz duman içinde
- tûez vetış — tozutmak, toz çıkarmak
- tûezın — tozlu
- tûfun, tufan (n) — tufan, şiddetli yağmur, fırtına
- tûh hele — tüh be, tüh (yüzüne), yazıklar olsun
- tûj bıyayış — sivrilmek, sivrileşmek
- tûj kerdış — sivriltmek, sivrileştirmek, sivri duruma getirmek
- tûj, tılıc — sivri; | sonıurtkan, asık suratlı
- tûjê (m) — sivrilik; | somurtkanlık
- tûk vetış — tüy çıkarmak, tüylenmek; | tüy dökmek
- tûk, tûık (n) — tüy veya ince kıllar, eskimiş dokuma parçalarında oluşan tüylenme
- tûkın — tüylü, dökülecek tüyleri olan (hayvan, eski dokuma parçası)
- tûkıy xue rışnayış — tüylerini dökmek, tüyü dökülmek
- tûlı, tûı — tüh. tuh; | tükürme ,
- tûm — tüm, bütün .
- tûm, tûım (n) — tepe, tümsek
- tûmık (n) — tümsek; | dışa doğru çıkıntı veya şişkinlik
- tûncra ruenıştış — çömelip oturmak, çömelmek
- tûnnkın — tümsekli
- tûr — tur, devir, dolaşma
- tûr awk eştış — sepet örmekte kullanılan esnek bitki dalını suda bekletmek
- tûr eştış — tur atmak, dolaşmak
- tûr vetış — bir şeyi örmekte veya bağlamakta kullanılan ince esnek ağaç dalını kesmek
- tûr, tûır (m) — sepet gibi şeyleri örmekte veya bağ olarak kullanılan ince esnek bitki dalı
- tûri — eti senin kemiği benim
- tûrrcy masun — balık ağı
- tûrye dûsyayış — -e yapışmak, birbirine yapışmak
- tûrye eştış — atıştırmak, oburca yemek, mideye indirmek
- tûrye kerdış — -e batırmak, (suya) batırmak, -e sokmak
- tûrye rênayiş — -e batırmak
- tûrye rıyayış — -e batmak
- tûrye rıyıyayış — -e batırılmak
- tûrye war — -den aşağı, -den aşağıya
- tûrye war ameyış — -den inmek, -den aşağı inmek, -den aşağıya gelmek
- tûrye war ardış — -den indirmek, -den aşağıya indirmek, bir şeyden aşağıya getirmek
- tûrye war erzıyayış — -den aşağıya atılmak, -den atılmak
- tûrye war eştış — -den aşağıya atmak, -den atmak
- tûrye war kerdış — -den batırmak, -den aşağıya etmek; | -den aşağıya indirmek
- tûrye war şayış — -den aşağıya gitmek, -den batmak, -den inmek
- tûrye şayış — -e batmak, -e gitmek
- tûrye, tûrı — -e, -a; | ona, onlara
- tût — çocuk, küçük yaşta, tpy
- tûtê (m) — çocukluk
- tûtmçi — tütüncü
- tûtmçiyê (m) — tütüncülük
- tûtın, tûtûn (n) — tütün
- tûtınm — tütünlü
- tûy, tûıy (m) — dut, dut yemişi
- tûya engi — çekirdeksiz ve tatlı dut
- tûya sûr — kırmızı dut
- tûyyer (m) — dut ağacı
- tûyyer kuayış — dut silkelemek, dut ağacını silkelemek
- tûyyer rue-şunayış — dut ağacını silkelemek
- tûza xirçik — çekirdekli dut
- tûzba, tızba (m) — tespih tanesi, tespih boncuğu
- tûzbê gırotış — tespih almak, tarikata girmek
- tûzbê untış — tespih çekmek
- tûzbê, tûzbâ (z) — tespih
- tûzbêym — tespihli
- tûşk, tûışk — bir yaşma gelmiş keçi yavrusu, çepi
- tüle (n) — tüy, ince kıllar, tüylenme
- tüle vetış — tüy çıkarmak,; | tüy dökmek
- tüne dayış — çömelmek, büyük apteste oturur gibi çömelmek
- tüne, tûıne — çönıelıne, büyük apteste duruş şekli gibi kalçaları havada kalacak biçimde çömelme
- tcberıkın — uğurlu
- tcberıy ... kotış — (bir şeyin) dışına çıkmak, tanınan hak ve yetkileri aşmak
- tclıtil kerdış — tatil yapmak
- tclıtil, ta'til (n) — tatil
- tcq tuq — tak tuk, takır tukur
- tcqawit kerdış — emekliye ayımıak, emekli etmek
- tcqiy, ... tıra anıeyış — birisiden nefret etmek, birine çok sinirlenmek
- tcqlit (n) — taklit
- tcqsit teqsit — taksit taksit, taksitle, azar azar
- tearuz (n) — taarruz, saldırı
- tearuz kerdış — taarruz etmek
- tebax (m) — tabak
- tebcqeyin — babakalı, katmanlı, kabuklu
- tebeq (n) — şab hastalığı, bir çeşit sığır hastalığı
- tebeq kotış — şab hastalığına yakalanmak
- tebeqe bestış — kabuk bağlamak, tabakalanmak
- tebeqe vıstış — tabakalar halinde dökülmek, pul pul dökülmek
- tebeqin — şab hastalığına yakalanmış olan
- teber — dış, dışarı, dıraşısı
- teber anıeyış — bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak.
- teber dayış — dışa vurmak, belli etmek, dolaylı belirtmek
- teber eştış — dışarı atmak; | kovmak
- teber kerdış — dışarı etmek, dışarı çıkarmak; | kovmak
- teber kotış — dışarı çıkmak, dışarıya gitmek
- teber vicayış — dışarı çıkmak, büyük aptest yapmak
- teber vıstış — dışarıya kadar çıkarmak, dışarı çıkan birine kapıyakadar eşlik etmek, yoiculamak
- tebera — dışarda
- tebera ınendış — dışarda kalmak, açıkta kalmak
- teberdi — dışarda
- tebereşte — dişarı atılmış olan
- teberin — dışsal, dışla ilgili
- teberkerde — evden kovulmuş olan
- teberra — dışardan
- teberre — şımarık, kendini beğenmiş, kaba, nezaketsiz, terbiyesiz
- teberreyê (m) — şımarıklık, kendini beğenmişlik, nezaketsizlik, terbiyesizlik, delişmenlik
- teberreyê kerdış — nezaketsizlik etmek, terbiyesizlik etmek
- teberık, teberuk (n) — kutsal olduğuna inanılan az yiyecek veya küçük hediye
- teberıy ...-a verdayış — (bir şeyin) dışında bırakmak, hariç bırakmak
- tebiat (n) — tabiat; | huy
- tebrik (n) — tebrik
- tebrik kerdış — tebrik etmek, kutlamak
- tebsi, temsi (m) — tepsi
- tecavvuz kerdış — tecavüz etmek
- tecawuz (n) — tecavüz
- tecrıbe (n) — tecrübe, deneyim
- tecrıbe bıyayış — denenmek
- tecrıbe gırotış — tecrübe almak, deneyim kazanmak
- tecrıbe kerdış — tecrübe etmek, denemek, sınamak
- tecrıbera viyertış — deneyimden geçmek
- tecrıbesız — tecrübesiz
- tecrıbey ... bıyayış — tecrübesi olmak, deneyimli olmak, görgüsü ve bilgisi olmak
- tecrıbeyın — tecrübeli, deneyimli
- tedarik (n) — tedarik, temin, hazırlık
- tedarik kerdış — tedarik etmek, sağlamak
- tedarik venayış — tedarikte bulunmak, hazırlık yapmak
- tedarikin — tedarikli, hazırlıklı
- tedarıkıy xue kerdış — hazırlığını yapmak, bir saldırıya karşı direnmeye hazır olmak
- tedavvi bıyayış — tedavi olmak
- tedawi (m) — tedavi, hastalığını ilaç ile iyileştirme
- tedawi kerdış — tedavi etmek
- tedawi vênayiş — tedavi görmek
- tedbir (n) — tedbir, önlem
- tedbir gırotış — tedbir almak, önlem almak
- tedbirin — tedbirli
- tede bıyayış — -de olmak, içinde olmak; | bir şey birisinde olmak
- tede dayış — değer biçmek
- tede dıyayış — değer biçilmek
- tede gırotış — birlikte taşımak, bir yükü birisiyle birlikte taşımak
- tede kotış vvarıştış — (biriyle) düşüp kalkmak, biriyle dost hayatı yaşamak, biriyle çok yakın arkadaşlık etmek
- tede nıendış — -de kalmak, içinde kalmak; | şaşırmak, afalamak
- tede ra-mendış — yolcu etmek, yolculamak, uğurlamak
- tede sere nışayış — (biriyle) baş edememek, biriyle veya bir şeyle başa çıkamamak
- tede sere vicayış — (biriyle) başa çıkmak, bir şeye gücü yetmek
- tede, tedı, tê — -de, -da, | onda, onlarda; | içinde; | beraberinde, birlikte
- tedirgin — tedirgin, huzuru kaçmış
- tedirgin bıyayış — tedirgin olmak
- tedirgin kerdış — tedirgin etmek
- tedirgine (m) — tedirginlik
- tefsir (n) — tefsir, yorumlama
- tefsir kerdış — tefsir etmek, yorumlamak
- teftiş (n) — teftiş, denetleme
- teftiş kerdış — teftiş etmek, denetlemek
- tefıl (n) — fırtına, felaket
- tefıl dûmun — toz duman, felaket, çok kötü ortam
- tegcl bıyayış — teyellenmek, teyel yapılmak
- tegel (m, n) — teyel; | seyrek dikiş
- tegel et eştış — teyel atmak, seyrek dikiş ile dikmek
- tegel kerdış — teyel yapmak, teyellemek, teyelle dikmek
- tegelın — teyelli, teyellenmiş olan, seyrek dikişle dikilmiş olan
- tehamul (n) — tahammül, dayanma
- tehamul kerdış — tahammül etmek
- teharet gırotış — taharet almak, temizlenmek
- tehdit (n) — tehdit, göz dağı
- tehdit bıyayış — tehdit edilmek
- tehen (n) — itme, iteleme
- tehen cı kuyayış — itelenmek, itilmek, itilmiş olmak
- tehen cı verdayış — itelemek; | bir şey, ile dürterek itmek
- tehen dayış — itmek, itelemek
- tehen dıyayış — itilmek, itelenmek
- tehen, tehn (m) — sıcaklık, ısı
- tehnayış — öğütmek, ezmek, un haline getirmek
- tehsil (n) — tahsil, öğrenim
- tehsil kerdış — tahsil etmek, öğrenim görmek
- tehsil vênayiş — öğrenim görmek
- tehsildar — tahsildar, vergi toplayan
- tehsildarê (m) — tahsildarlık
- tehsilın — tahsilli, öğrenim görmüş
- teht (m) — taş, iri taş
- teht kerdış — öldürmek, cansız bırakmak
- tehteyê (m) — hakaret
- tek — tek, biricik, yegane, bir; | benzeri; | yalnız
- tek nıendış — tek başına kalmak, yalnız kalmak
- tek tûk — tek tük, seyrek
- tek tek — tek tek, teker teker, bir bir, birer birer, ayrı ayrı
- tek verdayış — tek başına bırakmak, yalnız bırakmak
- tek yew — tek bir
- teka tek — teke tek, bir karşı bir
- tekê (m) — teklik, bir olma durumu
- tekbir (n) — tekbir
- tekbir ardış — tekbir getirmek
- tekdaş — ters, birbirine uymayan çift çift olmayan ayakkabı, bir
- tekdaşê (m) — terslik birine uymamazlık durumu
- teker (m) — teker, tekerlek
- teker teker — teker teker, birer birer
- tekerin — tekerli
- tekerlek (m) — tekerlek
- tekerlekın — tekerlekli
- tekin — tekli; | tekil; | tekçi
- teklif (n) — teklif
- teklif kerdış — teklif etmek
- teklifin — teklifli
- tekme (n) — tekme, ayakla vuruş
- tekme bıyayış — tekmelenmek
- tekme eştış — tekme atmak
- tekme kerdış — tekmelemek
- tekme purye dayış — tekme vurmak, tekmelemek
- tekme purye dıyayış — tekmelenmek
- teknik (n) — teknik
- teknikçi — teknikçi
- tekniker — tekniker
- tekrar (n) — tekrar; | gene, bir daha
- tekrar bıyayış — tekrarlanmak
- tekrar kerdış — tekrar etmek, tekrarlamak
- tekrar kerdış dayış — tekrarlatmak
- tekrarê (m) — tekrarlama
- tekrarın — tekrarlı, tekrar edilmiş
- tekun — tekler, tek olanlar
- tekınil (n) — tekmil
- telafi — telafi
- telafi kerdış — telafi etmek
- telaq (n) — boşama, islam dininde erkeğin karısını boşaması
- telaq cı dayış — karısını boşamak
- telaq eştış — karısını boşamak