Zazaca Öğren

Zazaca - Türkçe Sözlük

Kaynak: Zazaca - Türkçe Sözlük (Harun Turgut, Tij Yayınları)

  • A
  • a — a (a)
  • a w, awk (m) — su
  • a- — (füllerle bileşikler kurar); | geri
  • a-çarnayış — geri göndermek, geri çevirmek
  • a-çarıyayış — geri gönderilmek, geri çevrilmek
  • a-çinayış — ayıklamak; | evi temizleyip düzenlemek
  • a-çiyayış — ayıklanmak
  • a-berdış — (bir şeye vurmak için sopa vb) kaldırmak, vurmaya hazırlamak, gerilmek
  • a-bırnayış — ayırmak, birbirinden ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak
  • a-bırıyayış — ayrılmak, birbirinden ayrılmak, bir şeyden uzaklaşmak
  • a-bıyayış — açılmak; | aralanmak; | çözülmek, birbirinden ayrılmak
  • a-dayış — kazmak, açmak; | eşmek eşelemek; | alışkanlğı terketmek, geri durmak
  • a-dıyayış — kazılmak, açılmak; | eşilmek eşelenmek
  • a-fıstış, a-vıstış — (yaş çamaşırı) sermek, asmak; | bir şeyi kurutmak için düz bir yere yaymak veya güneşe bırakmak
  • a-gêrayiş — geri dönmek, geldiği yere doğru gitmek
  • a-gerıyayış — geri dönülmek
  • a-guznayış — süzmek (sıvı maddeler için); | damıtmak
  • a-guzıyayış — (sıvı maddeler) süzülmek, ayrışmak; | damıtılmak
  • a-gınayış — (kesici alet) körelmek, keskinliğini yitirmek; | (yağmur) dinmek, hava açılmak
  • a-gırotış — (çadır, şemsiye, çarşaf) germek, açmak
  • a-kerdış — açmak (düğme, düğüm, göz, el, kapı, kucak, televizyon, paket, yol...); | çözmek, birbirinden ayırmak; | aralamak
  • a-kotış — (güneş, ay, yıldız) doğmak, ufukta görünmek
  • a-nayış — açmak, yarmak, delmek; | mola vermek, sırtındaki yükü yere koyup biraz dinlenmek; | bir yeri soymak, hırsızlık amacıyla bir yere girmek
  • a-nıyayış — açılmak, yarılmak, delinmek; | (ev, iş yeri) soyulmak; | yağmur dinmek, hava açılmak
  • a-pesnayış — (su) kurumak, emilmek, çekilmek; | (sıvı) süzmek
  • a-qelaşnayış — yarmak, karnı yarmak, içini açmak
  • a-qelaşıyayış — yarılmak, kamı yarılmak, içi açılmak
  • a-şeqnayış — yarmak, içini açmak
  • a-şunayış — eşmek, eşelemek, kazmak, deşmek; | yiğılı bir şeyi birbirinin üstünden ayırmak
  • a-şıyayış — eşelenmek, kazılmak, eşilmek, deşilmek; | (yığm, bohça vb) açılmak
  • aba, \"aba" (m) — aba, yünden yapılan kaba kumaş
  • abare bıyayış — avare olmak; | çalışması engelenmek, boş durumda bulunmak
  • abare gêrayiş — avare dolaşmak, işsiz güçsüz dolaşmak
  • abare kerdış — avare etmek, bir kimseyi işinden alıkoymak
  • abare, aware — avare, işsiz, başıboş
  • abareyê (m) — avarelik, işsizlik, başıboşluk
  • abareyê kerdış — avarelik etmek, aylak aylak dolaşmak abayım abalı
  • aberde — vurmaya hazır, eli tokatlamaya alışmış
  • abıyaye — açık, açılan, açılmış olan
  • acayibê (m) — acayiplik, gariplik, tuhaflık
  • acayıb bıyayış — acyipleşmek
  • acayıb kerdış — acayipleştirmek
  • acayıb, 'aca'ib — acayip, garip, tuhaf
  • acayıbıy ...-a şayış — acayibine gitmek
  • aceb mendış — hayret kalmak, hayret etmek
  • aceb, 'aceb — acep, hayret
  • aceba, 'aceba — acaba
  • acebey şıma menda — aklınaza şaşarım, ne önemi var
  • acele acele — acele acele
  • acele kerdış — acele etmek; | aceleleştirmek
  • acele, 'acele — acele, çabuk
  • aceleci — aceleci
  • aceleciyê (m) — acelecilik
  • acelewa ameyış — aceleye gelmek
  • acelewa ardış — aceleye getirmek
  • Acem — Acem, üranlı
  • acemi bıyayış — acemileşmek
  • acemi, 'acemi — acemi
  • acemiyê kerdış — acemilik etmek
  • acemiye (m) — acemilik
  • acemiye untış — acemilik çekmek
  • aciz bıyayış — usanmak, rahatsız olmak
  • aciz kerdış — usandırmak, rahatsız etmek
  • aciz mendış — aciz kalmak
  • aciz, 'aciz — aciz
  • acizê (m) — acizlik
  • acıznayış — usandırmak, yormak
  • acızıyayış — usanmak, yorulmak
  • adai cı nıdayış — ara vermemek, durdurmamak, soluk aldırmamak, durup dinlenmeden
  • adai cı nıdıyayış — yerinde durmamak, durmadan hareket etmek,ara vermeden çalışmak
  • adai, edal (m) — durma, ara, mola, çalışmaya ara verme
  • adalet, 'adalet (n) — adalet, hak ve hukuka uygunluk
  • adaletin — adaletli
  • adamaqili — adamakıllı, iyice
  • adar (m) — mart, yılın üçüncü ayı adar helnena, nisun naseinena,
  • adaye — kazılı, eşilmiş olan
  • ade (n) — ada
  • adeinaye — durdurulmuş, durdurulan, çalışmayan, duran; | durgun
  • adelnayış — durdurmak, durmasını sağlamak
  • adelnayış dayış — durdurtmak
  • adelnayış dıyayış — durdurulmak
  • adelıyayış — durmak; | durdurulmak
  • Adem — Adem
  • adet bıyayış — adet olmak
  • adet ca ardış — adeti yerine getirmek
  • adet cay xue gırotış — adet yerini • bulmak
  • adet kerdış — adet edinmek, adet etmek, alışkı haline getirmek
  • adet vênayiş — adet görmek
  • adet, 'adet (n) — adet, alışkı, töre
  • adeta, 'adeta — adeta, sanki
  • adetra vicayış — adetten çıkmak, usulden çıkmak
  • adile (m) — adil olma durumu
  • adlıya (m) — adliye
  • adres (n) — adres
  • adıl, 'adil — adil, adeletli
  • adındı key kerdış — ateşle oynamak tehlikeli bir işle uğraşmak
  • adır (n) — ateş
  • adır bunıstı gırotış — ateş bacayı sarçağı sarmak, ateş bacayı sarmak, ' (olaylar için) önlenmesi güç ve tehlikeli bir durum almak
  • adır bıyayış — ateş kesilmek, ateş olmak
  • adır cı eştış — ateşe vermek, bir şeye ateş atmak
  • adır cı gırotış — ateş basmak, vücutta sıcaklık artmak; | telaşlanmak, paçaları tutuşmak
  • adır cı kotış — -e ateş düşmek; | telaşlanmak, içine ateş düşmek
  • adır cı vıstış — acıtmak, yakmak, ağrıtmak, ateş gibi acıtmak
  • adır darıtış — ateşe tutmak, (elini) ateşe doğru uzatarak (ısıtmak)
  • adır de kotış — (bir yere) ateş düşmek
  • adır eştış — ateşe atmak, yakmak; | ateş atmak
  • adır fekra perrayış — ağızdan ateş saçmak, çok öfkelenmek
  • adır fekra varayış — tehditli ve kötü konuşmak, ağzından ateş saçmak; | ateş püskümıek
  • adır gırotış — ateş almak, tutuşmak, yanmaya başlamak; | huzursuzlanmak, kızışmak
  • adır kiyey ... kotış — evine ateş düşmek, evi dağılmak, bir felaketle karşılaşmak adır kotı gem, tern uw wışk piya
  • adır kotu kornea, uca vêşnenu — ateş düştüğü yeri yakar
  • adır luecın kotış — ateş bacayı sarmak
  • adır pa nayış — ateşe tutuşturmak, ateşle yakmak, ateşe vermek, ateşlemek
  • adır pa nıyayış — ateşle yakılmak, ateşe verilmek, ateşlenmek
  • adır taparnayış — ateşi küliemek, ' ateşi kül altında saklamak
  • adır uw barut yew cadı nıbeni — ateşle barut bir yerde olmaz
  • adır varayış — ateş yağmak, hava çok sıcak olmak
  • adır varnayış — ateş yağdırmak, ateş saçmak
  • adır vicayış — ateş çıkmak, yangın çıkmak
  • adır we-bıyayış — ateş yakılmak
  • adır we-kerdış — ateş yakmak
  • adır xue sero wekerdiş — „başma iş açmak\", „başına bela getirmek\"" anlamında kullanılır"
  • adıra nayış — ateşe vermek, ateşte yanmak, yakmak
  • adıra nıyayış — ateşe verilmek, ateşte yakılmak
  • adırge (n) — ateşlik; | çakmak
  • adırgun, adılgun (n) — ocak, içinde ateş yakıldığı ve üzerine tencere vb şeyler konulduğu yarım çember şeklinde taştan veya killi topraktan yapılmış ocak
  • adırvaş (n) — zehirli bir ot
  • adıryen — ateşten, ateşli
  • adırın — ateşli
  • adırıy ... kotış — (hastanın) ateşi düşmek
  • adırıy ... vicayış — (hasta için) ateşi çıkmak, ateşi yükselmek
  • adırıy ...-dı veşayış — (birisinin) ateşinde yanmak, bir kimsenin yüzünden zarara uğramak
  • adırıy... pêmawitiş — (hastanın) ateşini ölçmek
  • af bıkırı — af buyurunuz
  • af bıyayış — affedilmek, af olunmak
  • af feka kotış — afa uğramak
  • af kerdış — affetmek, af etmek
  • af vera kotış — afa uğramak
  • af vetış — af çıkarmak
  • af waştış — af dilemek, af istemek
  • af, 'afv (n) — af, bir suçu veya bir hatayı bağışlama
  • aferem, aferin — aferin, bravo, yaşa
  • afet, afat (n) — afet, yıkım
  • afetzade — afetzede, afete uğramış
  • afiyet bıyayış — afiyet olmak, afiyet olsun
  • afiyet, 'afiyet (n) — sağlık, esenlik
  • afiyeta werdiş — afiyetle yemek
  • Afriqa (m) — Afrika
  • Afriqayic — Afrikalı
  • aftarayış — korkmamak, cesaret etmek
  • afyon (n) — afyon, haşhaş
  • afyon untış — afyon çekmek
  • afyonkeş — afyonkeş, afyon tiryakisi
  • afıy xue waştiş — afini dilemek, afim . istemek
  • afıyetubu — afiyet olsun
  • aguznaye — süzülmüş, süzük
  • aha — aha, işte
  • ahd kerdış — ahdetmek, yemin etmek, kendi kendine söz vermek
  • ahd uw wehd — yemin etme, yemin billah
  • ahd, 'alıd (n) — ahit, ant, yemin
  • ahd-ıbu — ant olsun
  • aheng (n) — ahenk, uyum
  • aheng kerdış — ahenkleştirmek
  • aheng rue-nayış — ahenk kurmak
  • aheng vıraştış — ahenk sağlamak, ahenk yapmak
  • ahengin — ahenkli, uyumlu
  • ahve (n) — eskiden kızların küllahlarına taktıkları ip
  • aiaqe kerdış — alakalandırmak, ilgilendirmek
  • aiaqe vênayiş — ilgi görmek
  • aile, 'a'ile (n) — aile
  • ait bıyayış — ait olmak
  • ait, 'a'it — ait
  • aiızıyayış, aluzıyayış — (ip, saç) birbirine dolanmak, birbirine dolanıp karışık bir hal almak; | kırışmak, buruşmak
  • ajan — ajan
  • ajanê (n) — ajanlık
  • akerde — açık; | açık renkli
  • akerde bıyayış — açık olmak
  • akerde mendış — açık kalmak
  • akerde verdayış — açık bırakmak
  • akis, 'aks — aksi, ters, zıt; | inat
  • akisê kerdış — aksilik etmek, ters davranmak, inatçılık etmek
  • akisê, aksiyê (m) — aksilik, terslik; | inatlık
  • akote — doğmuş (ay, güneş, yıldız)
  • aksi takdirıdı — aksi takdirde
  • alale, \"el'ele" — hindi
  • alamet, 'alamet (m) — alamet, belirti; | hayret edilecek olay
  • alaqe (n) — alaka, ilgi
  • alaqe bıyayış — ilgilenmek, alakalanmak
  • alaqe cı muetış — alaka göstermek, ilgi göstermek
  • alaqe ra-muetış — ilgi göstermek
  • alaqedar — alakadar, ilgi
  • alaqedar bıyayış — alakadar olmak, ilgilenmek
  • alaqedar kerdış — alakadar olmak, ilgilendirmek
  • alaqedarê (n) — ilgililik
  • alaqey xue cı bırnayış — ilgini kesmek, ilgilenmemek
  • alaqeym — alakalı, ilgili
  • alawiyayiş — yoğrulmak, karılmak
  • alawıte — yoğrulmuş olan
  • alawıtış — yoğurmak, hamur durumuna • getirmek, karmak
  • alay (m) — alay (askeri)
  • alçax — alçak, ahlaksız
  • alçaxê (m) — alçaklık, ahlaksızlık
  • alb, albık — kova biçiminde tahtadan ve kapaklı kap
  • albune — tef
  • albune kuayış — tef çalmak
  • alef (n) — saman ve kurutulmuş ot gibi kışlık hayvan yemi
  • alefweş, alefxucş — önüne konulan yiyeceğini yiyen, yiyecek seçimi yapmayan; | obur
  • alelacele — alelacele, çarçabuk, çok acele olarak
  • alem eşkera — aleni, apaçık, herkesçe bilinen
  • alem, 'alem (m) — aleni, evren, dünya; | herkcs
  • aleq — asılma, asmak durumu, askı
  • aleqidi mendış — askıda kalmak
  • aleqidi verdayış — askıda bırakmak
  • aleqiyaye — asılı, asılmış olan
  • aleqiyayiş — asılmak
  • aleqnaye — asılı
  • aleqnayiş — asmak
  • alet (m) — alet, araç
  • alet adewet — araç gereç
  • alet bıyayış — (bir şeye) alet olmak
  • alet kerdış — (bir şeye) alet etmek
  • aletin — aletli, araçlı
  • Alewi — Alevi
  • Alewiyê (m) — Alevilik
  • aleyh, \"aleyh" — aleyh, karşıt, zıt
  • aleyhdarê (m) — aleyhtarlık
  • aleyhıy ...-dı bıyayış — (birisinin) aleyhinde olmak; | (birinin) aleyhine olmak
  • aleyhıy ...-dıvatış — aleyhinde söylemek, aleyhinde bulunmak
  • aleylıdar — aleyhtar, karşı olan, karşıtçı
  • alfaba, alfabe (m) — alfabe
  • alimê (m) — alimlik, bilginlik
  • Allah aqıl bıdu — Allah akıl versin
  • Allah çmê dase — Allah ne verdise
  • Allah ûmır derg bıdu — Allah uzun ömürler versin
  • Allah belay... bıdu — Allah belasını versin
  • Allah bereket bıdu — Allah bereket versin
  • Allah bıdu — Allah versin
  • Allah bıkıru — Allah vere de, Allah etsin
  • Allah cıri verdu — Allah bağışlasın !
  • Allah guıny ... bıgeru — Allah canını alsın
  • Allah holê bıdu — Allah iyilik versin
  • Allah kêmasê nıdu — Allah eksiklik vermesin
  • Allah kerim — Allah kerim, Allah büyük
  • Allah ki şarmızar nıkıru — Allah kimseyi utandırmasın, Allah utandırmasın Allah ki şaş ınkıru, ki şaş bıkıruse
  • Allah nfiştu — Allah yazdı
  • Allah pilu — Allah büyüktür
  • Allah qebul bıkıru — Allah kabul etsin
  • Allah qehr bıkıru — Allah kahretsin
  • Allah qismet bıkıruse — Allah kısmet ederse
  • Allah razibu — Allah razı olsun
  • Allah rehatê bıdu — Allah rahatlık versin
  • Allah rehmet bıkıru — Allah rahmet eylesin
  • Allah selamete bıdu — Allah selamet versin
  • Allah verdu — Allah bağışlasın
  • Allah wekil — Allah vekil
  • Allah xeyr bıkıru — Allah hayır etsin, Allah esirgesin
  • Allah ziyade bıkıru — Allah ziyade etsin
  • Allah zunu — Allah bilir
  • Allah'ri ayun — Allah bilir, Allah farkında
  • Allah, EUa(h) (n) — Allah, Rab, Tanrı
  • Allahra bıters — Allahtan kork!
  • Allahra nıtersenu — Allahtan korkmaz
  • Allahra umidê nıbırıyena — Allahtan umut kesilmez
  • Allahri emanet — Allaha emanet
  • Allahri şûkır — Allaha şükür
  • Allalı Allah — Allah Allah, şaşma veya can sıkıntısı anlatan bir ünlem
  • Allalı kêm nıkıru — Allah eksik etmesin
  • almast (m) — elmas, değerli taş
  • almçyer (m) — erik ağacı
  • altun, altın (n) — altın
  • altunyen — altından yapılmış olan
  • altunın — altınlı
  • alu bıyayış — tükürülmek, tükürüklenmek
  • alu kerdış — tükürmek; | tükürüklemek
  • alu, alı (n) — tükürük
  • alınç, alınça (m) — erik
  • alını, 'alim — alim, bilgin
  • alıznaye — birbirine dolanmış veya karışmış olan; | kırışık, buruşuk
  • alıznayış, aluznayış — (ipi, saçı) birbirine dolandırmak, birbirine dolandırıp düğümlenmesine neden olmak; | buruşturmak, kırıştırmak
  • alızıyaye — birbirine dolanmış olan; | kırışık, buruşuk
  • alışk (m) — yanak
  • alışksûr — kırmızı yanaklı
  • alışkın — yanaklı
  • alışveriş kerdış — alış veriş etmek, bir şeyler satın almak
  • alışveriş, alver — alış veriş, alım satım
  • am, aem — hala, bibi
  • ama — ama, fakat, lakin
  • amaç (n) — amaç, gaye
  • amaç bıyayış — amaçlanmak
  • amaç kerdış — amaçlamak
  • amacın — amaçlı
  • amar (n) — sayı
  • amarıte — sayılı, sayılmış olan
  • amarıtış, omarayış — saymak
  • amarıyayış, omarıyayış — sayılmak
  • ambar bıyayış — depolanmak
  • ambar kerdış — depolamak
  • ambar, enbar (n) — ambar, tahılın konulduğu depo
  • amber, 'amber (n) — amber, güzel koku
  • amel kerdış — amel etmek, uygulamak, uymak
  • amel,'amel (n) — amel, yapılan iş, fül; | ishal
  • amele, 'amele (n) — amele, işçi
  • ameliyat (n) — ameliyat
  • amelrı gınayış — ishal olmak, amel olmak
  • amenna — amenna, „inandık\", „doğrudur\"" anlamında kullanılır"
  • amenyatxune (n) — ameliyathane, hastaların ameliyat edildiği yer
  • Amerika (m) — Amerika
  • Amerikayıc — Amerikalı
  • ameye — gelen
  • ameyış, omeyış — gelmek
  • amin — amin „Allalı kabul etsin\" anlamında kullanılır"
  • amir — amir, emreden
  • amirê (m) — amirlik
  • amkeyna,aemkeyna (m) — hala kızı
  • amnun ardış — yazı getirmek
  • amnun kerdış — yaza çıkmak
  • amnune diya — yazın olunca, yaz mevsimi olunca
  • ampul (n) — ampul
  • amza — hala oğlu
  • amıyayış — gelinmek
  • anaç (n) — soy, soy sop, kök, künye
  • anacın — soylu, soyu sopu beli olan
  • Anadoli (m) — Anadolu
  • Anadoliyıc — Anadolulu
  • anane, 'an'ane (n) — anane
  • anaye — açık, aralanmış olan; | açık renkli
  • aniêleyê (m) — amelelik, işçilik
  • anınun vicayış — yaza çıkmak
  • anınun, omnun (n) — yaz, yaz mevsimi
  • anınune — yazın, yaz mevsiminde
  • ap — amca
  • apê (m) — amcalık
  • apo — amca! (çağırma durumu)
  • aqibet, 'aqibet (n) — akıbet
  • aqihn kerdış — akıllandırmak
  • aqihn, aqilyen — akıllı
  • aqil aqil scrra bıyayış — akıl akıldan üstün olmak
  • aqil estu aqil serrawu — akıl akıldan üstündür
  • aqil uw flkirıy ... yew çidı bıyayış — aklı fikri bir şeyde olmak
  • aqila ameyış — akıla gelmek
  • aqilê (m) — akıllılık, akıllı olma durumu
  • aqilbahg bıyayış — ergin olmak, reşit olmak
  • aqilbahgê (m) — erginlik, ergenlik, reşit olma durumu
  • aqildi mendış — akılda kalmak, unutulmamak
  • aqildi tepıştış — unutmamak, akılda tutmak
  • aqili — akıllı
  • aqilin bıyayış — akıllanmak
  • aqiliy ,..-dı mendış — aklında kalmak, unutmamak
  • aqiliy ... ameyış — aklına gelmek, hatıramak
  • aqiliy ... ardış — aklına getirmak, hatıratmak
  • aqiliy ... ho ... saredı — aklı başında
  • aqiliy ... peyra ameyış — aklı sonradan gelmek
  • aqiliy ... ser resayış — aklı ermek, akılca olgunlaşmak
  • aqiliy ... ser şayış — aklı ermek, aklı almak, anlayabilmek
  • aqiliy ... tie-mıyun kotış — aklı karışmak, ne yapacağını bilmemek
  • aqiliy ... tie-mıyunrı gmayış — aklı karışmak, şaşırmak, bocalamak
  • aqiliy ... vındertış — aklı durmak, şaşakalmak
  • aqiliy ... yew çidı bıyayış — aklı bir şeyde olmak, bir şey üzerine çok düşünmek
  • aqiliy ...-di ca gırotış — aklında yer etmek, aklına yerleşmek
  • aqiliy ...-ra nıvicayış — aklnidan çıkmamak, unutamamak
  • aqiliy ...-ra viyertış — aklından geçmek, düşünmek
  • aqiliy ki nıgırotış — insanın aklı almamak, inanılacak gibi olmamak
  • aqiliy ki ser nıresayış — insanın aklı üzerine ermemek
  • aqiliy ki ser nışayış — akıl erdirememek, anlayamamak, sırrını çözememek
  • aqiliy ki vındertış — insanın aklı durmak, bir durum karşısında şaşırmak, şaşakalmak
  • aqiliy xue gınayış — bilincine varmak, olgunlaşmak
  • aqiliy xue pernayış — aklını kaçırmak, delirmek
  • aqiliy xue vin kerdış — aklını yitirmek, aklını oynatmak, bilincini kaybetmek
  • aqiliy xue, xue sare ardış — aklını başına almak, aklını başına toplamak
  • aqiliy xuewa ardış — aklına getirmek, hatırlamak
  • aqiliyê (m) — akıllılık
  • aqilra kêni bıyayış — akıldan noksan olmak, akıllı olmamak
  • aqilra nıvicayış — akıldan çıkmamak '
  • aqilra vetış — akıldan çıkarmak
  • aqilra vicayış — akıldan çıkmak
  • aqilıy ... cı bırnayış — aklı kesmek, bir şeyin olabileceğine inanmak
  • aqilıy ... kotış — aklına düşmek, aklına yatmak; | hatırlamak
  • aqilıy ... nıgırotış — (bir şeyi) aklı almamak, inanmamak, kavramamak; | anlamamak
  • aqilıy ... tedı mendış — (bie şeyde) aklı kalmak
  • aqilıy ... tıra bırnayış — aklı ermek, aklı kesmek, aklı yatmak
  • aqilıy ... vıla bıyayış — aklı dağılmak, aklını bir konu üzerinde toplayamamak
  • aqilıy ... yewna cadı bıyayış — aklı başka yerde olmak, başka şeyler düşünmek
  • aqilıy ...,... sarera gırotış — (bir şey birinin) aklını başından almak, bir şey birini çok şaşırtmak
  • aqilıy ...-a ameyış — aklına gelmek, aklına düşmek
  • aqilıy ki nıkotış — insanın aklına girmemek, akla sığmamak
  • aqilıy ki, ki sarera vetış — insanın aklını başından almak
  • aqilıy kiya nıyenu — insanın aklına gelmez, akla gelmez, düşünülemez, hatırlanamaz
  • aqilıy xue, xue sare gırotış — aklını başına toplamak
  • aqilıy xuedi tepıştış — aklında tutmak, unutmamak
  • aqilıy xuera vetış — aklından çıkarmak
  • aqilıy xuera viyarnayış — aklından geçirmek, tasarlamak, bir şeyi düşünmek
  • aqiny ki mameyış — insanın aklına gelmemek, akla gelmemek
  • aqreb (n) — akrep
  • aqı! xue sare ardış — aklı başına almak,. aklını başına toplamak
  • aqıl (n) — akıl; | akıllı, zeki
  • aqıl cı dayış — akıl vermek, yol göstermek, fikir yürütmek
  • aqıl gırotış — akıl almak, danışmak; | akıllanmak; | ders almak
  • aqıl kerdış — akıl etmek, hatırlamak önlem almayı zamanında hatırlamak
  • aqıl musnayış — akıl öğretmek, yol göstermek
  • aqıl pernayış — aklını kaçırmak, delirmek
  • aqıl ruetış — akıl satmak, çok akıllı olmak, akıl vermek
  • aqıl tieınıyunrı dayış — delirmek; | şaşırmak, ne yapacağını bilmemek
  • aqıl ıngırotış — akıllanmamak, akıl almamak
  • aqıl ınkerdış — akıl etmemek, akıl erdirememek
  • aqıl... sare ameyış — aklı başına gelmek
  • aqıl... sare ameyış — aklı başına gelmek
  • aqıl... saredı bıyayış — aklı başında olmak
  • aqıl... saredı bıyayış — aklı başında olmak
  • aqıl... sarera vetış — aklını başından çıkarmak, aklını başından almak, bezdirmek, usandırmak
  • aqıl... sarera vicayış — aklı başından gitmek
  • aqılbalığ — ergin, ergen, reşit
  • aqıy ... nıkotış — aklma düşmemek, aklına gelmemek
  • ar kerdış — ar etmek, utanmak, pişman olmak
  • ar, 'ar (n) — ar, utanç duygusu, utanma
  • ara, arada — aç, aç karınla, uyandıktan sonra hiçbir şey yememiş olarak
  • arada bıyayış — sabah uyandıkta sonra hiçbir şey yememiş olmak, aç olmak
  • arayê (m) — günün ilk yiyeceğini yeme veya içme durumu; | kahvaltı
  • arayêy xue kerdış — günün ilk yiyeceğini yemek, veya içmek
  • arayêy xue şıkıtış — kahvaltı etmek, aç kalma durumunu bir şeyler yiyerek bozmak
  • arazı (n) — arazi, yer, toprak
  • ard, âı-d (z) — un
  • arde — getirilen, getirilmiş olan
  • ardimçiyê (m) — yardımcılık
  • ardmende — kimsesiz, bakıma muhtaç, kendine bakacak herhangi bir yakını olmayan (kimse)
  • ardmendeyê (m) — yalnızlık, kimsesizlik
  • ardueğ, ardox — getiren
  • ardun cı şunayış — unlamak, bir şeyin üzerine un serpmek
  • ardunra dayış — una bulamak, una sermek
  • ardım kerdış — yardım etmek, yardım yapmak ardım vênayiş; yardım görmek
  • ardımçi — yardımcı
  • ardımçi bıyayış — yardımcı olmak, yardımda bulunmak, yardım etmek
  • ardımıy ...-ra şayış — yardımına gitmek, (birinin) yardımına koşmek
  • ardın — unlu, una bulaşmış olan
  • ardını (n) — yardım
  • ardış — getirmek
  • ardış dayış — getirtmek
  • ardış dıyayış — getirtilmek; | getirilmek
  • areb bazarê — bir şeyi ölçmeden satın alma usulü; | kabala, götürü
  • Areb, 'Ereb — Arap; | kuyu esmer, siyah tenli
  • Arebê (m) — Araplık
  • arebe roınıtış — araba sürmek, araba kullanmak
  • arebe, \"erebe" (n) — araba, tekerlekli her türlü kara taşıtı
  • arebeciyê (m) — arabacılık
  • arebeei — arabacı
  • arebeyın — arabalı, arbası olan
  • Arebistun (n) — Arabistan
  • Arebkı — Arapça
  • areq (n) — ter
  • areq cı kotış — terlemek, ter çıkarmak
  • areq cı vıstış — terletmek
  • areq gırotış — ter basmak
  • areq purye war ameyış — ter boşanmak, ter dökmek
  • areq vetış — ter çıkarmak, terlemek
  • areqidi mendış — ter içinde kalmak, sırılsıklam olmak, kan ter içinde kalmak
  • areqiy çari — alın teri
  • areqiy çari war kerdış — alın teri dökmek
  • areqiy xue serdin kerdış — terini soğutmak
  • areqiyaye — terlemiş olan, terli
  • areqiyayiş — terlemek
  • areqm — terli
  • areqnaye — terletilmiş olan, terli
  • areqnayiş — terletmek
  • ares (n) — dinlenme, istirahat
  • aresnaye — dinlendirilmiş olan
  • aresnayış — dinlendirmek, istirahat etmesini sağlamak
  • aresıyaye — dinlenmiş olan, yorgun olmayan
  • aresıyayış — dinlenmek, yorgunluğunu gidermek, istirahat etmek
  • arguıd (m) — yonca
  • arguıd tadayış — yoncayı burmak
  • arguıd we kerdış — yoncayı sökmek, yonca tarlasını bel ile sökmek
  • arguıdey nıarun — yoncaya benzeyen bir çeşit yabani ot
  • Armeniki — Ermenice
  • Armeniyê (m) — Ermenilik
  • arqeliyayiş — uyanmak; | ferk etmek, farkına varmak, sezmek
  • arqelnayiş — uyandırmak, sezdirmek, fark etmesine neden olmak
  • Arraeni — Ermeni
  • arsa, \"arsa" (m) — arsa
  • arwun, ardwun — değirmenci
  • arwunçi — değirmenci
  • arwunçiyê (m) — değirmencilik
  • arwunê (m) — değirmencilik
  • arye — toplama
  • arye dayış — toplamak; | toplatmak
  • arye dıyayış — toplanmak; | toplatılmak
  • arye kerdış — toplamak, derlemek
  • arye vıstış, arye fıstış — (işini) toparlamak, yapılacak işleri bitirmek, düzenlemek, hazırlamak, çekidüzen vermek
  • arye, arê (n) — değirmen; | mide
  • aryedaye — toplanmış olan, toplatılmış olan
  • aryedayueğ — toplayan
  • aryekerdueğ, arêkerdox — toplayan, derleyen
  • aryey awk — su değirmeni
  • aryey hawê — yel değirmeni
  • aryey kerg — tavuğun midesi
  • aryey qehvi — kahve değirmeni
  • arın — arlı, namuslu
  • arısne (n) — dirsek, kolun dirsek kısmı
  • arıza dayış — arıza vermek, bozulmak
  • arıza dıyayış — arızalanmak
  • arıza kerdış — arıza yapmak, aksaklık göstermek